Televizyon Ve Basın

By | 22 Temmuz 2014

kuran

 

basın-televizyonDevrimizde canlı çevreler kadar ekili olan, hattâ daha da çok tesir edebilen iki çevre vardır:

Bunlardan biri televizyon, diğeri de yazı medyadır.

Yüce Peygamberimiz, kadınları zarûret sınırlarını aşacak şekilde özel mekânlarda namahrem erkeklerle konuşup sohbet etmekten sakındırmıştır. Müslüman kadın da bu yasağı çiğnemekten kaçınmalıdır.

Eğer televizyon varsa ve kullanılıyorsa, programlar özenle seçil­melidir. Fizik yapıları kafada ve kalbde yer edecek oyuncuların rol aldığı, cinsel sahneleri içerici programlardan mutlaka sakınılmalıdır.

Televizyon programları gibi, okunacak gazete ve dergiler de titiz­likle seçilmelidir. İslâmî, îman ve ahlâk değerleriyle çatışıcı yazı ve resimleri içeren basın ürünleri evlere sokulmamalıdır.

Televizyon ve basın üzerinde hassasiyet gösterilmedikçe ailenin genelde İslâmî, özelde cinsel ahlâkını korumak pek güçtür. Çünkü büyük sanatçılar olarak tanıtılan nice ünlü fâhişeler, homoseksüeller, seviciler, ar damarları çatlamış çift şahsiyetli erkekler ve kadınlar, televizyon ve basın yoluyla evlerimize, hattâ yatak odalarımıza kadar girebilmektedirler.

Ekranın câzibesine, basım tekniğinin güzelliğine, sistemli ve sü­rekli propagandaların etkileyici gücüne de sâhip kılman bu seviyesiz insanlar, bizimle dolaylı olarak konuşmakta, haram yaşantılarını, iğrenç maceralarını bize örnek ve imrenilir hayat tarzları olarak sunabilmektedirler. Elbette bu tipler; canlı olarak da, görünüm olarak da evlere sokulamazlar

Özetlenen konularda duyarlı olmak görevimizdir. Çünkü haram­lar gibi haramlara sebep olucu işler ve ilişkilerden kaçınılması da Kur’ân’ın yüklediği temel görevlerimizdendir. Kaldı ki Kurân, yaratılış düzenini koruyabilen insan doğasının da çirkin bulduğu ve bulabileceği işleri ve çevresel ilişkileri Fevâhiş olarak nitelemektedir. “..Fevahişe yaklaşmayınız..” buyurarak da haram kılmaktadır.

Kurân çizgisinde Allah’ın Resûlü de, “Kötü dosttan sakın.” Buyur­muştur. Kadınlaşan erkeklere ve erkeleşen kadınlara “lanet” etmiştir. Onların “evlere sokulmamasım” emretmiş, hattâ onları “şehir dı­şına” sürmüştür.

O, eşleriyle sevişmeleri ve cinsel birleşmelerini anlatanları da, “erkek ve dişi şeytanlara” benzetmiştir.”

Islâmm genel ahlâk ve cinsel düstûrlarından yararlanan İslâm bil­ginleri de, namuslu kadınları ahlâkı düşük kadınlarla görüştürmenin haram olduğu ictihâdında bulunmuşlardır.

İslâmî yaşayışını sürdürmek ve cinsel mutluluğunu sağlayıp ko­rumak isteyen kişi, açıklanan dış cinsel etkilerden korunma görevini titizlikle üstlenmek mecbûriyetindedir. Bu görevin îfasmın, bağımsız bir bölümde inceleyeceğimiz cinsel kıskançlıkla ilgisi olduğuna şim­diden işaret edelim.