Sefere Niyet, Edeb Ve Çeşitleri

By | 4 Ağustos 2014

feraceler

Kadın Ve Erkeklerin İç İçe Yürümeleri İbadet Etmeleri HaramdırSefere Niyet, Edeb Ve Çeşitleri
Sefer beş kısımdır:
BİRİNCİ SEFER: İlim öğrenmeye gitmektir. Öğrenilmesi farz olan ilimler için, sefere gitmek farz, sünnet olanlar için sünnettir. İlim öğrenmek için olan sefer üç şekildedir:
1 — Şeriat ilimleri öğrenmelidir. Hadîs i şerifte, «İlim öğrenmek için evinden çıkan, dönünceye kadar Allah yolundadır, (2) buyuruldu. Yine bir hadis i şerifte, «Melekler, ilim talebesi için kanatlannı yayarlar», buyuruldu. Büyüklerden biri vardı. Bir hadisi şerif öğrenmek için uzun seferlere katlanırdı. Süfyânı Sevri buyuruyor ki: «Din yolunda bir istifade etmek için, bir kimse Şam’dan Ye men’e gidip bir kelime dinlerse, yolculuğu boşa geçmemiş olur». Ahirette işe yarayacak ilim için sefer etmelidir. İnsanı dünyadan âhirete, hırstan kanaate, riyadan ihlâsa, insanlara tapmaktan Hakk’a tapmaya çağırmayan amelin ilmi noksandır.
2 — Yolculuk edip kendini ve ahlâkını bilmeli, kendindeki kötü sıfatların ilâcını bulmaya uğraşmalıdır. Bu da mühimdir. Çünkü insan, evinde bulunduğu ve işler yolunda gittiği müddetçe kendine hüsni zanda bulunur ve iyi ahlâklı olduğunu sanır. Yolculukta kalb huylarının perdesi kalkar, zayıflığını, fena huylarını ve âcizliğini meydana çıkaran hâllerle karşılaşır. Hastalık teşhis edilince, tedavisi ile uğraşılabilir. Sefere çıkmayanın işleri mertçe olmaz. Sefere Niyet, Edeb Ve Çeşitleri
Bişri Hâfi buyurdu: «Ey âlimler! Sefere çıkınız, temizleniniz. Çünkü bir yerde kalan suyun tazeliği gider».
3 — Seyahat edip Allahü Teâlâ’nın kara, deniz, dağ, sahra ve çeşitli ülkelerindeki mahlûkatındaki gariblikleri, akıllara durgunluk veren incelikleri görmelidir. Dünyanın, gezdiği bu bölgelerindeki hayvan, bitki ve diğer varlıkları tanımalı, hepsinin kendi Rab bini teşbih ettiğini, tek ve bir olduğuna, O’ndan başka mabud olmadığına delil olduğunu görmelidir. Harf ve ses şeklinde olmayan cemadâtın [cansızların! konuşmasını duyabilen, harfsiz ve rakam sız bütün yaratılmışların alınlarında yazılan yazıyı okuyabilen ve memleketteki sırları bunlardan anlayabilen, kalb gözü açık bir kimsenin, yeryüzünde dolaşmasına lüzum yoktur. O göklerin melekû tuna bakmalıdır ki, gece gündüz onun etrafında dolaşıyor, kendi şaşılacak sırlarını ona söylüyorlar ve bir ses, «Göklerde ve yerde ne ibretler ne işaretler vardır; üzerlerinde gezerler, fakat bunları anlamazlar» t1), diyor. Hattâ bir kimse, kendinin, azâlarının ve sıfatlarının yaratılmasına bakarsa, bütün ömrünü bir ibret levhası •ve bitmeyen bir manzara görür. Kendindeki şaşılacak hâlleri, gözünü kapayıp kalb gözünü açtığı vakit görür.
Büyüklerden biri buyurur: «İnsanlar diyor ki: Garip şeyleri, acayiplikleri görmek istiyorsanız gözünüzü açınız. Ben ise: Acayiplikleri görmek istiyorsanız gözünüzü yumunuz, diyorum». Her ikisi de doğrudur. Gözünü açarsa zâhirdeki, dıştaki acayiplikleri görür, sonra diğer makama ulaşır. Dıştakiler mahduttur. Çünkü madde âlemine bağlıdırlar. Madde ise, sınırlı ve mahduttur. Sefere Niyet, Edeb Ve Çeşitleri İçteki, bâtındaki kalb ve rûhtaki şaşılacak hâllerin sonu yoktur. Çünkü bun jar rûh ve hakikatlarla alâkalıdır. Hakikatların ise sonu yoktur. Her şekille, her sûretle bir ruh ve hakikat da bulunur. Sûret ve şeyi gözün nasibi, hakikat da kalb gözünün nasibidir. Sûret ve şekil gayet muhtasardır. Hususan bir kimse dile baksa bir parça et, kalbi görse bir parça siyah kandır, der. Dikkat buyurun da, gözün nasibinin, dil ve kalbin hakikati yanında ne kadar olduğunu anlayın. Alemin bütün parça ve molekülleri de böyledir. Göz ile görülenden fazlasını görmeyenin derecesi, hayvanlık derecesine yakındır. Bununla beraber, göz, kalb gözünün anahtarıdır, şeklinde kuvvetli haber vardır. Yaratılmışlara bu göz ile bakmakta fayda yok değildir.
İKİNCİ SEFER: İbadet için olan yolculuktur. Hacca gitmek, cihada gitmek, peygamberlerin, evliyânm, ashâbın, tâbiînin (aleyhi müsselâm ve aleyhimürrıdvân) mezarlarını ziyarete gitmek, hattâ yüzlerine bakmak ibadet olan âlimler ve din büyüklerini ziyaret etmek gibi. Onların duaları çok bereketlidir. Onları görmenin bereketlerinden biri, onlara uymak, onların ardı sıra gitmek sevgisi ve arzusu, kalbde harekete gelir. O hâlde onlann yüzünü görmek hem ibadet, hem de birçok ibadetlerin tohumu olur. Onlann sözleri ve nefesleri kendisine yâr olursa, faydalan çok olur. Böyle niyetle büyüklerin kabirlerini ziyarete gitmek câizdir. Bâhusus Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu: «Üç mescidden
başkası için sefere çıkmayın. Mescidi Haram, Mescidi Nebi ve Beyti Mukaddes» t1). Bu hadisi şeriften anlaşılıyor ki, yerler ve mescidler ile teberrük etmeyiniz, yalnız bu üç yerle bereketleniniz. Fakat yaşayan âlimleri ziyaret etmek buna girmediği gibi öldükten sonra da, onlan ziyaret etmek buna girmez. Demek ki, evliyâ ve âlimlerin mezarlarını, istifade niyeti ile ziyarete gitmek için sefere çıkmak câizdir.
ÜÇÜNCÜ SEFER: Dinine zaran dokunan, mevki, mal, para,
Kimyâyı Saâdet — F. 21
İdare amirliği ve dünya meşgaleleri gibi şeyleri bırakıp, başka tarafa gitmektir. Dünya işleriyle uğraşması din yolunda ilerlemesine engel olan kimseye böyle yolculuk farz olur. Evet, insan kendisine zarurî lâzım olanlardan, ihtiyaçlardan kurtulamaz, ama daha uygun ve hafifini seçebilir. «Yükü hafif olanlar kurtuldu», buyurul muştur. Büyük ve meşhur bir makamda olana, bu makam ekseriya Allahü Teâlâ’yı unutturur. Süfyânı Sevri buyurur: «Zaman öyle oldu ki, adlan duyulmamış ve meçhul olan kimselere bile korku vardır. Tanınmışlardan ne diyelim! Zaman öyle oldu ki, seni tanıdıklan yerden kaçıp, kimsenin tanımadığı bir yere gidesin!». Kendisini sırtında bir torba ile gördüler. «Nereye gidiyorsun?» dediler» «Filân köyde yiyeceği daha ucuz veriyorlar», buyurdu. «Bunu câiz. görüyor musun?» dediler. «Geçimin kolay olduğu yere gidiniz, orada din daha sağlam ve kalb daha rahat olur», buyurdu. İbrâhim elHavâs, hiçbir şehirde kırk günden fazla kalmazdı.
DÖRDÜNCÜ SEFER: Dünya için, yâni geçim için sefere çıkmaktır. Bu mubahtır. Fakat kendini ve çoluk çocuğunu başkalarına muhtaç etmemek niyeti ile olursa, tâat ve sevab olur. Dünya malını artırmak, övünmek ve süslenmek niyeti ile olursa, şeytan yolunda yapılmış bir sefer olur. Böyle olanların ekseriya bütün ömürleri sefer Iyolculuk! sıkıntısı ile geçer. Çünkü para harcanacak yer çok bulunur. Sonunda ya yolunu keserler, ya gurbette ölür, yahut bir suç işleyip polislerin eline düşer. En iyi olacağı, malının vârisine; kalması olup, şehvet ve istekleri peşinde harcaması ve kendisini hatırlamaması olur. Hattâ vasiyetini yerine getirmeyebiür ve borçlarını ödemeyebilir. Fakat vebâli, mes’uliyeti de âhirette kendisine kalır. Bütün sıkıntılarını kendisi çekip sorumluluğu da’kendinde olan o malla başkası rahat ederse, bundan daha büyük aldanma olur mu?
BEŞİNCİ SEFER: Seyahat, seyir ve temaşa için yapılan seferdir. Az ve seyrek olursa mubahtır. Ama bir kimse bütün şehirleri dolaşmayı âdet eder ve gezmekten başka bir maksadı olmayıp, görmediği şehirleri ve insanları görmek isterse, âlimler böyle yolculuğa çıkmak hakkında ayrı ayrı söylemişlerdir. Bazıları, bu faydasız yere kendine eziyet vermektir, bu ise câiz değildir, dediler. Bize göre; doğrusu şöyle ki: Haram değildir. Zira iyi olmasa da seyretmek, memleket görmekte bir maksat vardır. Herkese göre mubah lığı vardır. Böyle kimse yaratılışta aşağı bir kimsedir. Bu maksadı da kendine uygundur.
Fakat bazıları vardır ki, derviş elbiseleri giyer, şehir şehir, hane hane dolaşır. Maksatları şeyhlik taslamak, insanları kendisine hizmet ettirmek değildir. Gezmek, görmek isterler. Zira fazla ibadet yapamazlar, kalblerinde de, tasavvuf hâllerine ve yoluna bir pencere açılmamıştır. Gevşeklik ve durgunlukları sebebiyle buna da güçleri yetmez. Bir mürşidin huzurunda daima bulunamazlar. Şehirlerde dolaşırlar. Nerede iyi bir sofra, ziyafet bulurlarsa orada kalırlar. Mükellef sofra bulamayınca hizmetçilere dil uzatırlar. Başka bir yerde daha iyi yemekler, mükellef sofralar duyunca oraya giderler. Buradaki bir mezarı ziyarete geldik, maksadımız budur, yemek değildir, derler. Böyle yolculuk ve dolaşma, haram değilse de, mekruhtur. Âsi ve fâsık olmasa da böyle kimseler, kötüdürler. Sofilerin yemeğini yiyip, istedikleri vakit kendilerini sofi şeklinde gösterirlerse, fâsık ve âsi olurlar. Aldıkları haram olur. Çünkü derviş elbisesi giyip beş vakit namaz kılanların hepsi sofi değildin Sof! o kimsedir ki, bir isteği olur, onunla uğraşır, yahut ona kavuşmuş olur, yahut da, zaruret miktarınca çalışıp, o işinde eksiklik ve kusur eylemez. Yahut da böyle muhterem zatların hizmetinde bulunur. Sofilerin yemeğini yemek, bu üç grubtan başkasına helâl olmaz
Fakat kendine âdet edinen ve kalbi onu istemekten ve uğraşmaktan uzak olan ve onlara hizmet etmekle meşgul olmayan, derviş elbisesi giyse de sofi olamaz. Hattâ soyguncular kendisi hakkında bir şey sezince sofilerden olmadığı hâlde kendini sofiler gibi göstermesi, münafıklık ve soygunculuk olur. Bunların en kötüsü, sofilerin birkaç sözünü kuru kuru ezberleyip, boyuna söyleyen ve konuşmaları ile önceki ve sonrakilerin ilminin kendinde bulunduğunu sanan kimselerdir. Hattâ kötülüğü ve zararı, onu, ilim ve âlimlere hakaret gözü ile bakmaya kadar götürür. Ve hattâ şeriati bile az görüp, «Bu zayıflar içindir. Yolda kuvvetli olanlar şeriata uymazsa hiç zararı olmaz. Onlann dinleri büyük havuz gibi olmuş, hiçbir şeyle necis olmaz», derler. Bu hâle gelmiş olanı öldürmek, bin Rum veya Hind kâfirini öldürmekten daha üstündür. Çünkü Müslüman kendini kâfirden korur, ama bu alçak, Müslümanlığı Müslüman görünerek yıkmaktadır. Bu zamanda şeytanın kurmuş olduğu tuzakların en büyüğü odur. Birçok kimseler bu tuzağa düşmekte ve felâkete sürüklenmektedirler.