Sabrı Kolaylaştırıcı Etkenler

By | 2 Ağustos 2014

hac-umre-seti

 

 

sabırrAllah (c.c.) her şeye sebepler ve elde etmeyi kolaylaştırıcı şeyler kılmıştır. Hasta kardeşim, sabrın önemini ve büyük faydasını öğrendikten sonra şimdi de onu elde etmeye yardımcı şeyleri ve hastalığını sana hafifletici nedenleri öğrenmen gerekir. Şimdi sana bunların bir kısmını sunalım:

1- Hastalığın Allah (c.c.) tarafından belirlenmiş bir kader olduğunu, başkasından gelmediğini bilmen. Yüce Allah: “De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim mevlâmızdır. Onun için müminler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler. ” buyurmuştur. Bir ayette de: “Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. ”

İmam Taberi (rh.a) bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir: “Yeryüzünde vuku bulan kuraklık, kıtlık, ürünün telef olması ve bozulması gibi şeylerin ve sizin başınıza gelen acılar, hastalıklar ve musibetler… Bunların hepsi mutlaka Kitap’ta, yani Levh-i Mahfuz’da yazılıdır. Biz, canlıları yaratmadan önce bunları o kitapta tek tek yazmıştık.”

Yüce Allah bir ayet-i kerimede de: “Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet isabet etmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir” buyurmuştur. İbn Abbas -radıyallâhu anh-: “izni olmaksızından kasıt emri olmaksızındır. Yani her şey O’nun kudreti ve isteği dairesinde gerçekleşir (Kâinatta O’nun engellemeye gücünün yetmediği hiçbir şey yoktur ve meydana gelmesini istemediği hiçbir şey olmaz.)”

İmam Taberi der ki: “Kim Allah’a inanırsa”, yani: Allah’ın varlığını tasdikler ve kendisine Allah’ın (c.c.) izni olmadan hiç kimsenin hiç bir zarar veremeyeceğini bilirse, “Allah onun kalbini doğruya götürür”, yani: Allah (c.c.) onun kalbini, emrine teslim olmaya ve kaderine rıza göstermeye muvaffak kılar.”

Abdullah b. Amr’dan (rh.a) rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem: “Olacaklar hususunda kalem kurudu (kalemin işi bitti, yazılacak yeni şeyler yok)” buyurmuştur .

Onun için Said b. Cübeyr (rh.a) öldürülmek üzere Haccacı Zalim’in yanına getirildiğinde bir adam ağladı. Said: Niçin ağlıyorsun? diye sordu. “Başına gelenlerden dolayı” deyince “Ağlama; Allah’ın (c.c.) bilgisinde bunun olacağı vardı” dedi, sonra “Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın” ayetini okudu.

2- Allah’ın (c.c.) sana kendinden ve bütün insanlardan daha merhametli olduğuna kesin olarak inanman.
Hasta kardeşim, bil ki hastalık da Allah’ın (c.c.), senin hakkında takdir ettiği, kaderine yazdığı şeylerdendir. Şunu bil ki O Yüce sana, kendinden, anne babandan ve tüm insanlardan daha merhametlidir. Allah (c.c.) “O rahmet etmeyi kendi üzerine yazdı (acıyıp yarattıklarını esirgemeyi üzerine aldı)” buyurmuştur. Yine: “Rabbiniz rahmet etmeyi kendi üzerine yazmıştır” buyurmuştur. Allah (c.c.) bu ayetlerde hiç kimsenin teklifi veya zorlaması olmaksızın O’nun rahmeti kendine vacip ve görev kıldığını ifade buyurmaktadır. Aziz ve Çelil Allah bir ayette de: “Rahmetim her şeyi kuşattı” buyurmuş, Meleklerin şöyle dua ettiklerini haber vermiştir: “Rabbimiz sen her şeyi rahmet ve bilginle kuşattın” Yüce Allah yine: “Eyyub’a da (lütfettik). Rabb’ine: “Bu dert bana dokundu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin, diye dua etmişti.” buyurmuştur.

• Ebu Hureyre’den radıyallâhu anh rivayet edildiğine göre Hz. Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Allah (c.c.) mahlûkatı yaratınca katındaki, Arş’m üzerinde kendi katında bulunan kitabına: “Muhakkak rahmetim gazabıma ağır basmıştır”, bir rivayette: “Muhakkak rahmetim gazabımı geçmiştir” diye yazdı.

• Hz. Ömer’den radıyallâhu anh şöyle rivayet edilmiştir: Peygamber’imize sallallâhu aleyhi vesellem esirler getirildi. Aralarında bir kadın esirler arasında koşuyor, bir bebek görse alıp bağrına basıyor ve emziriyordu. Peygamberimiz -sallallâhu aleyhi vesellem- bize “Şu kadının çocuğunu ateşe atmasını hiç düşünebilir misiniz?” diye sordu. “Atmamaya gücü yettiği sürece hayır” dedik. Bunun üzerine “Vallahi Allah (c.c.) kullarına bu kadının çocuğuna merhametinden daha merhametlidir.” buyurdu.

Sen Allah’ın (c.c.) sana kendinden ve tüm insanlardan daha merhametli olduğunu bilirsen bu seni, Allah’ın (c.c.) sana yazdığı kadere teslim olmaya, seniniçin belirlediğine sabretmeye iter. Çünkü bunu sana verenin merhametliler mer-hametlisi olduğunu bildiğinden başına gelenlerin rahmetin ta kendisi olduğunu bilirsin.

3- Yüce Allah’ın sana hastalığı seçtiğini ve onu uygun gördüğünü; O’nun (c.c.) ise senin yararına olanı senden iyi bilen, her şeyi en uygun yerine koyan son derece hikmet sahibi olduğunu; dolayısıyla başına gelenin merhametin ta kendisi olduğu gibi hikmetin de ta kendisi olduğunu bilmen.

Ataullah hazretleri der ki: “Belayı verenin Yüce Allah olduğunu bilmen senin belanın acısını hafifletsin. Çünkü seni kaderin acılarıyla karşı karşıya getiren seni güzel seçim yapmaya alıştırmaktadır. ”
Öyleyse hasta kardeşim, Allah’ın (c.c.) senin için razı olduğuna sen de razı olmalı, senin için istediğini sen de istemelisin. Mutarrif (rh.a) şöyle anlatıyor: “Bir gün İmran b. Husayn’ın radıyallâhu anh yanına gitmiştim. Ona “Ben, halini ve çektiğin sıkıntıyı gördüğümden dolayı yanına gelmiyorum” dedim. “Öyle yapma! Vallahi Allah katında en sevimlisi ne ise benim nezdimde de en sevimlisi odur.” dedi . Muhammed b. Ali de (rh.a) şöyle demiştir: “Arzu ettiğimiz şeyleri Allah’dan (c.c.) isteriz, ama o arzu etmediğimiz şeyler olursa arzu ettiğimiz şeylerden dolayı Allah’a muhalefet etmeyiz.”

4- Bu belada Allah’a karşı görevinin sabretmek olduğunu, “sıkıntı halindeki kulluğun ve ibadetin” bu olduğunu bilmen ve bu kulluğu gerçekleştirmeye çalışman.

5- Hastalığın bir kısmını daha önce anlattığımız fayda ve meyvalarını hatırlaman. Bazıları şunlardır: Hastalık ya senin dereceni, yapmakta olduğun amellerinle yükselmen imkânsız yüksek derecelere yükseltir. Veya silinmediği takdirde seni helake sürükleyebilecek bir günahını siler. Ayrıca sevaplarının çoğalmasına, cennete girmeye, cehennemden kurtulmaya, helak edici hastalıklarından kalbi arındırmaya sebep olur. Onda daha pekçok büyük faydalar ve hikmetler vardır.
Sehl b. Harun (rh.a) der ki: “İlerideki ödülle müjdelenmem, içinde bulunduğum musibet için teselli edilmemden daha evladır. ”

6- Yüce Allah’ın bu hastalıkta sana hayır dilediğini bilmen. Ebu Hureyre’den radıyallâhu anh rivayet edildiğine göre Resûlullah -sallallâhu aleyhi vesellem: “Yüce Allah kim için hayır murad ederse onu belaya düçar eder.” buyurmuştur . Ebû Ubeyd (rh.a): “Anlamı: sevap kazandırmak için ona belalar verir” demiştir.

• Suheyb’den radıyallâhu anh rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Mü’minin durumu ne kadar hayret vericidir. Her durumu onun için hayırlıdır. Bu ancak mü’min içindir. Ona bir nimet ulaşırsa şükreder, bu onun için hayırlı olur. Başına bir sıkıntı gelse sabreder, bu da onun için hayırlı olur.”

Enes’in radıyallâhu anh rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Allah (c.c.) kulu için hayır dilerse onun cezasını acilen dünyadayken verir. Onun için kötülük dilerse cezasını kıyamet günü çekmesi için dünyadayken ona dokunmaz.”

Tıbi (rh.a) der ki: “Dokunmaz, yani: günahı sebebiyle hak ettiği cezayı vermez. Hadisin anlamı şöyledir: Yüce Allah (c.c.) günahlarının cezasını vermez ki kıyamet günü bütün günahlarıyla gelsin ve cezasını o zaman versin.”

7- Hastalık ve başka belalarla imtihan edilmenin Allah’ın (c.c.) kulunu sevdi-ğinin alameti olduğunu düşünmen.
• Enes’ten -radıyallâhu anh- rivayet edildiğine göre Peygamberimiz sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Sevabın büyüklüğü belanın büyüklüğü oranındadır. Allah (c.c.) bir topluluğu sevdiğinde onlara bela verir. Kim razı olursa ona rıza, kim öfkelenirse ona da gazap vardır.”

Mübarekfuri (rh. a) der ki: “Sevabın büyüklüğünden kasıt çokluğudur. Bela verir: Yani onları sıkıntı ve belalarla imtihan eder. Kim razı olursa: yani Allah’ın (c.c.) kendisi için takdir ettiğine razı olursa. Ona rıza vardır: yani Allah (c.c.) katından hoşnutluk ve büyük mükafatlar vardır. Kim öfkelenirse: yani Allah’ın (c.c.) verdiği beladan rahatsız olur, tahammülsüzlük gösterir, Allah’ın (c.c.) kaderine razı olmazsa. Ona da gazap vardır: yani Allah (c.c.) katından gazap ve elim bir azap vardır.”

8- Sabretmemenin bir faydasının olmadığını; acılarını artırmaktan, musibetini katmerleştirmekten ve seni sevaptan mahrum etmekten başka bir işe yaramadığını bilmen.

Nitekim hadiste: “Kim razı olursa ona rıza, kim öfkelenirse ona da gazap vardır.” buyrulmuştur.
Hz. Ali radıyallâhu anh: “Sen sabredersen kaderindeki olur ve sevap kazanırsın. Sabretmezsen yine kaderindeki olur ve günah kazanırsın.”demiştir.

Hukemadan bir zat: “Musibet sabreden hakkında bir musibet, sabretmeyen hakkında ise iki musibettir” demiştir.

9- Sürekli ölümü ve bu dünyadan çok yakında göçeceğini hatırlaman. Çünkü ölüm hangi bela ve sıkıntıda hatırlansa rahatlatır, hangi nimette hatırlansa sıkar ve daraltır.

• Ebu Hureyre’den radıyallâhu anh rivayet edildiğine göre Hz. Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Lezzetleri öldüren ölümü çok hatırlayınız. Zira onu bir kul hangi sıkıntıda hatırlasa kendisine genişlik verir, hangi genişlikte hatırlasa daraltır.”

Yani: kul hastalığında veya başka herhangi bir sıkıntısında ölümü hatırlasa bu ona ferahlık verir, içinde bulunduğu sıkıntıdan kurtarır. Çünkü bu sıkıntıdan çok geçmeden kurtulacağını ve büyük ödüllere ve mükâfatlara kavuşacağını bilir. Ölümü nimet içerisindeyken hatırladığında ise bu onu üzer; çünkü çok geçmeden bu nimetin zail olacağını ve bu halin sona ereceğini bilir. Bu ise zevklere dalmasından, ölüm ve sonrasını unutmasından daha hayırlıdır.

Ömer b. Abdulaziz (rh.a) da: “Dünyada seni üzen bir durum olduğunda hemen ölümü hatırla; çünkü o bu acını hafifletir.”demiştir .
İmam Maverdi (rh.a) belaların acısını hafifleten etkenler hakkında şöyle der: “Bunlardan biri de; nefsin zaten bildiği yolun bir gün biteceği ve her şeyin sona ereceği, ömrünün sınırlı ve dünyadaki günlerinin sayılı olduğu gerçeklerini derinden hissetmesidir. Çünkü dünyada hiçbir şey olduğu gibi devam etmez ve hiçbir mahlûk orada ebedi olarak kalmaz. ”

10- Dünyanın imtihan ve sınav diyarı, acılar, hastalıklar ve ızdıraplar yurdu, yaradanı katında değersiz bir şey olduğunu bilmen.
Yüce Allah: “Biz, insanı zorluklar arasında yarattık.” Buyurmuştur. Said b. Ebi hasen (rh.a) bu ayetin tefsirinde: “Dünyanın musibetleriyle ve ahiretin sıkıntılarıyla karşılaşır ve bunlara tahammül etmek zorunda kalır” demiştir .

11- Bu dünyanın ötesinde daha büyük ve daha değerli bir yurdun olduğunu, oraya ehilsen ergeç bu dünyadan oraya göçeceğini bilmen. O Allah’ın (c.c.) dostlarına hazırladığı cennettir. Orası kederlerden, acılardan ve ızdıraplardan tamamen uzak bir diyardır. Orası, giren kimsenin; ötesinde hiçbir bahtsızlığın bulunmayan bir mutluluğa, hastalıktan uzak bir sağlığa kavuştuğu, hatta kişinin dünyadaki hüzün, keder, acı ve dertlerini unuttuğu diyardır.

• Enes’ten radıyallâhu anh: Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Kıyamet günü dünyada en çok nimetlenmiş kişi getirilir ve cehenneme bir an konulur. Ona “Ey âdemoğlu dünyada hiç bir hayır-zevk gördün mü?” denilir. “Vallahi hayır ey Rabbim” der. Sonra cennetliklerden dünyada en zor koşullarda yaşamış kişi getirilir ve cennete bir an konulur ve “Ona “Ey ademoğlu dünyada hiç bir bela gördün mü?” denilir. O “Vallahi hayır ey Rabbim. Ne bir bela, ne bir sıkıntı gördüm” der.
Gördüğün gibi azabın şiddeti ilkine dünyada içinde bulunduğu nimetleri nasıl da unutturmuş, İkincisine de cennetin güzelliği ve tadı yaşadığı zorlukları ve musibetleri nasıl da unutturmuş. Sen de ey hasta kardeşim, selamet yurdu cennete girdiğinde çektiğin acı ve ızdırapları unutacaksın.

12- Aynı dönemde yaşadığınız ve senden önce gelip geçen ve derdi, hastalığı seninkinden büyük ve daha şiddetli kimselere bakarak teselli bulman, acını teskin etmen. Çünkü onların haline bakmakta kişi için en büyük teselli vardır. Ne kadar vahim bir durumda bulunursan bulun, mutlaka senden daha kötü durumda olan vardır.

• Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem: “Sizden aşağıdakilere bakın, yüksekteki- lere bakmayın. Çünkü bu sizin Allah’ın (c.c.) nimetini küçümsememenize daha çok sebep olur.”

İbn Kayyım (rh.a) der ki:”Musibetin bir ilacı da musibet ateşini dertli kişilerden ibret almak suretiyle söndürmektir. Bilmeli ki her vadide dertliler vardır. Kişi sağına baksın; musibetten başka bir şey görecek mi? Sonra soluna dönüp baksın; ayrılık ve pişmanlıktan başka bir şey görecek mi? Dünyayı herkesi teker teker araştırsa onların hepsinin de dertli olduğunu görür. Kimi istediğini elde edememektedir, kiminin başına istemediği şeyler gelmektedir. Baktığında dünya nimetlerinin uykuda görülen bir rüyadan, zail olan gölgeden farksız olduğunu görecektir. Dünya biraz güldürse çok ağlatır, bir gün sevindirse yıllarca üzer, biraz hazlandırsa uzun süre mahrum bırakır. Bir evi bir nimetle doldursa ardından hemen gözyaşıyla doldurur. Sevinçli bir gün yaşatsa hemen üzerini kötü bir günle örter, kapatır. İbn Mes’ud radıyallâhu anh: “Her sevince bir hüzün vardır. Bir ev sevinçle dolmuşsa mutlaka hüzünle de dolar” demiştir. İbn Şirin de (rh.a): “Her gülüşten sonra mutlaka bir ağlayış vardır…” demiştir .

Selam b. Ebi Muti’ (rh.a) anlatıyor: Bir hastayı ziyaret ettim. İnliyordu. Ona “Sokağa atılanları, evleri yurtları olmayanları, kendilerine hizmet edecek kimseleri bulunmayanları düşün” dedim. Sonra yanma tekrar vardığımda iniltisini duymadım. Sürekli “Sokağa atılanları, evleri yurtları olmayanları, kendilerine hizmet edecek kimseleri bulunmayanları düşünüyorum” diyordu.
Maverdi (rh.a) der ki: “Acıyı hafifleten sebeplerden biri de dertli ve acılı kişileri hatırlayıp bundan ibret alması, onların sayıca daha çok olduklarını düşünmesidir. Böylece tesellisini yeniler, acısını hafifletir, kederini azaltır.”

13- Yüce Allah’ın hali hazırdaki diğer nimetlerini hatırlaman. Zira Allah’ın (c.c.) sana hâlâ vermekte olduğu nice nimetler, senden engellediği nice belalar var. Sende hâlâ bulunan iman, akıl, duyma, görme ve konuşma gibi pekçok nimetleri düşün.
Sahip olduğu nimetleri unutarak sadece dertlerini dile getiren kimselerden olma. Hasan-ı Basri (rh.a) “Şüphesiz insan Rabbına karşı çok nankördür” ayetini “Nimetleri unutur, musibetlerini zikreder” diye tefsir etmiştir .

Urve b. Zübeyr’i (rh.a) düşün. Nasıl sabretmiş, nasıl en zor durumlarda Allah’ın (c.c.) nimetlerini düşünmüş, Allah’ın (c.c.) başka nimetleriyle teselli bulmuştu. Urve’nin hikayesi kısaca şöyledir: Yolculuğu esnasında ayağı kangren olmuştu. Doktor bacağının yarısından kesilmesine karar verdi ve kesti. Sonra aynı yolculukta katırın tekmelemesi sonucu oğlu öldü. İki musibeti bir anda yaşayan Urve ise hâlâ şöyle diyordu: “Allah’ım! Yedi çocuğum vardı, birini aldın altısını bana bıraktın. Dört el-ayağım vardı, birini aldın, üçünü bıraktın. Vallahi, aldığın gibi bıraktın da, dert verdiğin gibi afiyet de verdin. Ve o gece de her gece okuduğu Kur’an’ı eksiltmeden aynı şekilde okudu.

İbn Kayyım (rh.a) der ki: “Musibetlerin acısı iki şeyle hafifletilir. Biri Allah’ın (c.c.) hâlâ devam etmekte olan nimet ve lütuflarını teker teker saymasıdır. Saymakla bitiremediğini, musibetinin onların yanında denizdeki bir damla su gibi olduğunu görünce acısı hafifler. İkincisi Yüce Allah’ın geçmişteki nimetlerini hatırlamasıdır. ”

Bekir el-Müzeni (rh. a) der ki: “Allah’ın (c.c.) üzerindeki nimetlerini idrak etmek istersen gözünü kapa.” Yani böylece sadece göz nimetinin farkına varırsın ve nimetlerinin ne kadar çok olduğunu anlarsın.

14- Musibetinin dininde olmadığını hatırlaman. Çünkü dininde olmayan her musibet basittir. Onun için Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem şöyle dua ederdi:
Allah’ım, musibetimizi dinimizde eyleme” .

Ömer radıyallâhu anh: “Başıma ne bela gelirse gelsin, Allah’ın (c.c.) şu dört nimeti hep vardı: zira musibetim dinimde değildi, daha büyük değildi, musibete rıza gösterme gücünden mahrum bırakılmamıştım ve musibetime sevap alma ümidim vardı” demiştir.
Öyleyse Allah’ın (c.c.) musibeti dininde vermediğine şükret. İmanını kaybetmediğine, münafıklık vasıfları taşımadığına, bir farzı eda hususunda gevşeklik göstermediğine, bir haramına düşmediğine… Bunlara şükret; çünkü asıl musibet bunlardır.

15- Hastalığm daha büyük olma ihtimali bulunduğunu, şimdikinin ise daha ona oranla daha hafif olduğunu düşünmen. Bunu düşünerek Allah’a (c.c.) hamdet ve sabret.

Kadı Şureyh (rh. a) der ki: “Başıma bir musibet geldiğinde Allah’a (c.c.) dört defa hamdediyorum. Belamın daha büyük olmadığına şükrediyorum. Belaya sabretme gücü verdiği için hamdediyorum. Sevabını umarak “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun” (Biz Allah’a aidiz ve biz O’na döneceğiz) demeye muvaffak kılmasına hamdediyorum. Musibetimin dini bir hususta olmadığına hamdediyorum.”
Hubeyb b. Ubeyd (rh.a) der ki: “Allah (c.c.) bir kula bir bela vermişse, daha büyüğünü vermemesi yönüyle bir de nimet vermiştir.”

16- Kendini sabretmeye zorlaman. Bunu yaptığında sabredeceksin. Peygamberimiz sallallâhu aleyhi vesellem: “Kim sabretmeye çalışır, kendini buna zorlarsa Allah (c.c.) ona sabır verir.” buyurmuştur . Hz. Ömer de radıyallâhu anh: “En iyi sabır sabretmeye çalışmaktır.” demiştir .

Kendini sabrettirdiğinde ve sabra zorladığında bu, yapmakta hiç zorlanmadan yapabileceğin bir huya, alışkanlığa dönüşecektir.

17- Şifayı gözetlemek. Bu da hastalığın acısını hafifleten ve sabrı kolaylaştıran sebeplerdendir. İbn Kayyım (rh.a) bu konuyu anlatırken şöyle demiştir: “Şifanın rahatını, rüzgarını ve zevkini beklemek.. .Şifayı beklemek ve gözetlemek yükü hafifletir. Özellikle, güçlü bir ümide ve şifa bulacağına dair kesin bir inanca sahipse. Bu kişi belayla birlikte duyduğu şifanın rahat, huzur ve tatlılığını duyarken, sanki gizli nirnetü’-e nail olur, öne alınmış bir şifa yaşar. ”

Maverdi de (rh.a) bu konuda şunları söyler: “Hastalığı hafifletici sebeplerden biri de sıkıntıların sona ereceği, kederlerin biteceği anı düşünmek; şifanın da belirlenmiş bir vakti saati olduğunu, hastalığın bundan önce gitmeyeceği gibi sonraya da kalmayacağını, bu sürenin ne telaş yapmakla kısalacağını ne sabırla uzayacağını, her geçen günün bu sayılı günlerden gittiğini ve farkında olmadan o kurtuluş gününe ulaşacağını düşünmesidir