Fakih Ebü’l-Leys es-Semerkandî (rahimehullâh) der ki: Mahmûd b. Lebîd’derv rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resûlullah (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) sahabelerine şöyle buyurmuştur:
“Sizin hakkınızda en çok korktuğum husus, küçük şirke bulaşmanızdır.” Sa habeler,
“Ey Allah’ın Resûlü! Küçük şirk de nedir?” diye sorunca Nebî (sallallâhu ‘aleyh ve sellem), “Riya!” dedi ve şöyle devam etti:
“Allah (celle celâiüh) bütün kulların amellerinin karşılıklarını göreceği o gür riyakârlara seslenerek, ‘Gidin! Dünyada gösteriş olsun diye amel işledikler nizin yanlanna gidin! Bakın bakalım; onların yanında hiçbir hayır ve hast nat bulabilecek misiniz?’ buyuracak.”
Fakih Ebü’l-Leys (rahimehullâh) der ki: O riyakârlara böyle seslenilmesiniı sebebi, onlann dünyadayken yaptıkları amellerinin bir hile aldatma üzerim kurulu olmasıdır. Ne var ki onlar ahirette dünyadaki davranışlarının aynıyi; karşılık göreceklerdir. Allah Teâlâ bu hususu şöyle beyan eder:
Tam ismi, Mahmûd b. Lebîd b. Ukbe b. Râfi’ el-Evsî el-Eşhelî’dir. Küçük yaşlı şahabı dendir. Resûlullah hayattayken doğmuş, ancak ondan hadis işitmemiştir. Birçok s; habeden hadis rivayet etmiştir. Hicrî 96 ya da 97 yılında 99 yaşında vefat etmiştir.
“Şüphesiz münafıklar Allah’a oyun etmeye kalkışıyorlar; hâlbuki Allah onların oyunlarını başlarına çevirmektedir.”
Onlara verilecek karşılık ancak bir aldatmacadan ibaret olacaktır. Allah (celle celâiüh) onların yaptıkları bütün amellerin sevabını hiçe sayar ve “Kendileri için amel ettiklerinizin yanlarına gidin; sizin için katımda hiçbir sevap ve mükâfat yoktur. Zira o ameller benim rızam için yapılmadı” der.
Kulun yaptığı amellerden sevap kazanabilmesi, onun ihlâsma ve Allah rızası için oluşuna bağlıdır. Allah’tan başkası için yapılanlar ise şirktir. Allah ise bundan yüce ve münezzehtir.
Said b. Ebî Said el-Makberî’nin Ebû Hüreyre’den (radıyallâhu ‘anh) rivayet ettiği bir kutsî hadiste Resûlullah (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlardır:
“Allah(celle celâlüh) şöyle buyurur: Ben, bana şirk koşanlarm şirkinden beriyim. Kim ki, yaptığı bir amele benden gayrisini ortak ederse, muhakkak ben ondan da münezzehim.”
Bu hadiste anlatılmak istenen şudur: Ben, benden başkası için ve benim rızamın dışında yapılan amellerden (veyahut o ameli işleyenlerden) beriyim.
Zikredilen bu hadis-i şerifle, Allah Teâlâ’nm, ancak ihlâslı bir şekilde ve kendi rızası gözetilerek yapılan amelleri kabul edeceği ispatlanmış bulunulmaktadır. Yapılan ameller ihlâs içinde yapılmadığı takdirde kabul görmez ve ahirette, karşılığında bir sevap verilmez. Pek tabii o kişinin varacağı yer de cehennemdir.
Bu bahsettiklerimize şu âyet-i kerimeler delil teşkil etmektedir:
“Her kim bu çarçabuk geçen dünyayı dilerse (yani yaptığı amellerle dünyayı talep eder de ahiret sevabını ümit etmezse) dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar (dünya nimetini) hemen verir, sonra da onu kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme sokarız. Kim de ahireti diler ve bir mümin olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa, işte bunların çalışmaları makbuldür. Hepsine, onlara da bunlara da (dünyayı isteyenlere de ahireti isteyenlere de) Rabbinin ihsanından (mümin, kâfir herkese istediklerini) veririz.
Hulâsa, yüce Allah, zikri geçen ayetlerde şunu beyan etmiştir: Kim ki, A lah rızanın dışında bir şey için amel ederse, ahirette bu amelinin karşılığınd bir mükâfat bulamaz ve varacağı yer de cehennemdir. O’nun rızası için yap lan ameller ise makbuldür. Aksi durumda kişinin eline geçecek olan, yorgurluk ve meşakkatten başka bir şey değildir.
Ebû Hüreyre’in (radıyallâhu ‘anh) rivayet ettiğine göre Nebî (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlardır.
“Nice oruç tutan vardır ki, bu oruçtan eline geçecek olan sadece aç ve susu kalmaktır. Nice gece kalkıp da ibadet yapan vardır ki, onun ibadetten payın düşecek olan sadece uykusuzluk ve zahmettir.”
Yani, tutulan oruç ya da kılınan namazda Allah Teâlâ’nın rızası olmadıkç ondan bir sevap beklenemez.
Bu hadis-i şerifte ifade edilen mana tıpkı bazı hikmet ehlinin verdiği şu m sale benzer: “İbadetlerini başkaları görsünler ve duysunlar diye yapan kişini misali, sokağa çıkarken para kesesini taşlarla dolduran kişi gibidir. Onu g ren herkes: ‘Şu adamın kesesi ne kadar da doludur’ diye söylenirler. Hâlbul hiç kimse onun içinde ne olduğunu bilmez ve adamın eline, söylenen bu bo övgü dolu sözlerden başka bir şey geçmez. Bu adam kesesindekilerle gidi bir şey almaya kalksa, ona kimse bir şey vermez.”
İşte, başkalanna duyurmak ve göstermek için yapılan işler de böyledir. He km boş ve kuru övgülerinden başka eline geçen hiçbir şey olmaz. Ahirette d bir mükâfat elde edemez. Nitekim Allah azze ve celle şöyle buyurur:
“Onların yaptıkları her (iyi) işi dikkate alırız, fakat o işi saçılmış zerreler haline getiririz.”
Nûr suresinin 39. ayeti de bu manayı tefsir eder mahiyettedir; “Kafirlere gelince, onlann amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir. Susayan on su zanneder. Nihayet oraya vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, ü telikyanı başında da (inanmadığı, sakınmadığı) Allah’ı bulmuştur. Allah ise onu hesabını tastamam görmüştür. Şüphesiz Allah hesabı çok çabuk görür.”
Ayet-i kerime de ifade edilmek istenen şudur:
Onların bizden başkası için yaptıkları amellerin sevabını iptal ederiz. Onları etrafa dağılmış toz duman haline getiririz.

