RAHMET HEP GÖRÜNÜYOR
AMA FARKINDAMIYIZ ?
Ahmet gökten hediye yağdırmaz. Allah’ın rahmeti hep gelir. Ama biz genellikle onu bize getiren vesilelere ve vasıtalara takılmaz da, arkasındaki asil kudreti gözden kaçırırız.
olaylara yüzeysel bakanlar, daima aracıları göriirler. Asıl vereni görmek İçin, birazcık dikkat gerekir.
ilkokul dördüncü Sınıfta okuyan Nazmi, babasına daima soruyordu:
“-Baba hep dua ediyoruz ama, Allah istediklerimizi bize niçin vermiyor?”
Babası da ona, olaylara dikkat ederse, Allah’ın rahmet elini görebileceğini tekrarlıyordu. Ve diyordu ki, “Gerçekte aldığımız her şey 0’ndandır, O’nun bize İkramı ve hediyesidir. Mesela, aldığımızı sandığımız bir nefes bile, o’nun emri ve izniyle bize sunulmuş bir hediyedir. Bunu anlayabilmemiz İçin, nefes alamayanlara bakmamız gerekir. Bir kısım astım hastası nefes alamıyor, bir kısmı da aldığı nefesi geri veremiyor.
Peki nefesini zahmetsizce alıp verenlerin bu avantajı nereden geliyor?
Nimetleri bize getirip verenler aracıdırlar. Nimetin gerçek sahibi ve bize nasip edicisi ancak ve sadece Allah’tır.”
Nazmi bu gerçekleri, babasının anlattığı bir misalle iyice anlamıştı.
Ben sana, gurbette olduğum bir zaman, posta ile değerli bir hediye göndersem, bu hediyeyi sana kim getirir?
Nazmi hiç düşünmeden cevap verdi:
– Tabii ki postacı getirir.
– Peki postacı sana hediye paketini getirip verdi. “Bu paket size aittir küçük Be- yefendi” dedi. Sen ne yaparsın?
– Teşekkür ederim ve paketi alırım. Paketi aldın ve açtın, içinden çok kıymetli hediyeler çıktı. Bu değerli hediyele-
rin sana postacının İkramı olduğunu düşünebilir misin?
– Hayır.
– Neden postacı sana böyle bir hediye veremez?
– Çünkü benim postacıyla herhangi bir yakınlığım yok… Benim en çok istediğim hediyenin ne olduğunu da bilmez. Üstelik, postacı böyle herkese hediye götürecek kadar da zengin bir kişi değildir.
Babası, “Aferin Oğluma” dedi. Ve ekledi:
“-İşte bizim yeryüzündeki durumumuz da aynen bu misale benzer. Biz insanlar bu dünyada misafir olarak bulunuyoruz. Ancak süreli misafirliğimiz İçin İhtiyâcımız olan her şey bize gönderilmektedir.
Mesela sebze ve meyveyi ağaçlardan; eti, sütü hayvanlardan: balı arıdan: suyu topraktan alıyoruz.
Bizim İhtiyaçlarımızı, en uygun şekilde ve zama ninda bize getiren, ağaçlar, hakanlar, toprak, hava ve su gibi postacılar, ya da aracılardır. Ancak bunlar hakiki mal sahibi değillerdir. Sadece hakiki mal sahibiyle bizim aramızdaki postacılardır. Çünkü toprak meyve ve sebze yapmayı, hayvan et ve süt yapmayı, arı bal yapmayı bilmez.
Bunları yoktan yaratıp onların eliyle bize sunan başkasıdır. Rahman ve Rahim olan Allah’tır.
İhtiyâcımız olan şeyler bize Allah’ın hediyesidir.
Bu sebeble de onları bize getireni degil, göndereni tanımak mecburiyetindeyiz. Aksi- halde, size babanızın yolladığı hediye İçin, onu size getiren postacıya teşekkür edip de, babamızı unutmak gibi bir yanlışlığı yapmış olursunuz.
Gerçek teşekkür, aracılara ve vasıtalara değil, onları da yaratan Allah’a yapılmalıdır.
Çünkü, rahmet tecellisiyle, bize her an nimetlerini yağdıran ancak Rahman ve Rahim olan Allah’tır.”
