‘Rabbenâ âtina duası, bizim dünyamız ve ahiretimiz için bize gerekli olan bütün iyilik ve güzellikleri içerisinde barındırır. Bütün duaları içinde barındıran bir kapsama sahip olduğu için de “Hiç dua etmeyi bilmiyorum” diyen birine tavsiye edilecek bir duadır.
Bu duayla, “Bize haseneyi ver” derken şöyle demiş oluyoruz:
“Rabbim, ruhumda ve bedenimde beni sevindiren bütün nimetleri Senden diliyorum; nefsimi terbiye ederek temizlenmeyi istiyorum; her türlü sevaba nail olmayı Senden istiyorum; Senden cenneti, nimeti, ganimeti, Allah’a, insanlara ve yaratılmışlara olan samimiyeti istiyorum. Rabbim, Senden hem dünyada, hem de ahirette mutluluğu, afiyeti, galibiyeti, başarıyı, görevini hakkıyla yapmayı, helalden yemeyi, nikâhlı yaşamayı, doğru olmayı, adaletli iş yapmayı, başkalarına iyilik etmeyi, uyulması gereken şüpheden uzak güzel söz ve fiilleri, insanı yücelten Allah’ın işleyenlere güzel bir hayat verdiği salih amelleri diliyorum.”
Aynı zamanda bu dua; namaz ve hac ibadetini kucaklaştıran bir duadır. Tavaf esnasında her şaftın bitiminde, “Rabbimiz bize dünyada da iyilik güzellik ver; ahirette de iyilik güzellik ver. Ve bizi iyi kullarınla beraber cennetine al” diyerek dua ederiz.
Bütün duaları kapsayan ve içerisinde Hz. Peygamberin yüreğindeki tüm güzelliklerin yansımasını barındıran, “Allah’ım Nebin Muhammed’in istediği bütün iyilikleri Senden istiyorum. Nebin Muhammed’in sığındığı bütün kötülüklerden de Sana sığınıyorum”duasıyla da insan, Hz. Peygamberin maneviyatında gerçek mutluluğa ve huzura kapı açar.
Gerçek mutluluk ise, hayvani gücün ruha boyun eğmesi, onun emrine girmesi, arzuların akla tâbi olması, aklın ve kalbin hayvani güce, hevâ ve heveslere hâkim olmasıdır. Demek ki insan, aklını ve gönlünü Hz. Peygamberin isteklerine bağlar ise nefsine, hevâ ve heveslerine hâkim olarak hem gerçek mutluluğu yakalar, hem de bu duanın manevî terapisiyle huzuru bulur.
İnsan, aklını ve gönlünü Hz. Peygamberin isteklerine bağladıktan ve nefsine, hevâ ve heveslerine hâkim olduktan sonra, umutlarını gönlünde büyütür; korkularını da küçültür. Zaten insan sayısı kadar umut, insan sayısı kadar da korku vardır. Bu sebeple yine onun bize öğrettiği, “Rabbim umduklarımıza nail eyle, korktuklarımızdan emin kıl” duasıyla, bütün umutlarımıza ve umduklarımıza kavuşuyoruz; bütün korktuklarımızdan da emniyet ve güvene girmenin hafifliğini yaşıyoruz. Bu kadar kapsamı ve manayı içinde barındıran bir dua, ibadetin iliğidir. O, bir ihtiyaç anahtarıdır, ihtiyaç sahiplerinin istirahat ve huzur yeridir, sıkıntıda kalanların sığındığı yerdir, dert ve istek sahiplerinin nefes aldıkları alandır. Bu yüzden dua, umduklarımıza nail olmanın, ya da korktuklarımızdan emin olmanın anahtarı ve teminatıdır.
Dua, Allahu Teâlâ’nın kulun üzerindeki hakkıdır. Eğer Allah duayı kabul ederse, kulun hakkını yerine getirmiş olur.
Ancak Allah kulunun duayla isteğini vermezse bu takdirde kul, Rabbinin hakkını yerine getirmiş olur. Çünkü dua; kullukla ilgili ihtiyaç halinin açığa vurulmasından ibarettir.
“Hiç dua etmeyi bilmiyorum. Rotasız bir gemi gibiyim. Nereden geldim? Nereye gidiyorum? Varlığımın anlam ve amacı nedir?” diye soran bir kişi için, Hz. Muhammed’in bize öğrettiği “Rabbim Nebin Muhammed’in istediği bütün iyilikleri Senden istiyorum. Nebin Muhammed’in sığındığı bütün kötülüklerden de Sana sığınıyorum” duası, benlik arayışında kişinin kimliğini bulduğu, ilk ve son noktadı.Her insanda az veya çok bu süreçler yaşanır.
Benlik arayışını başarıyla sonuçlandıramayan ve varlığının anlamının farkındalığmı yakalayamayan kişiler, yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde ciddi bir bunalımla karşı karşıya kalabilirler. Bu nedenle kapsamları ve anlamları çok geniş olan bu dualar, benlik arayışını ve varlık bütünlüğünü yakalama noktasında insana yardımcı olur.
