Karşımızda duran bu sekiz taş Peygamber Efendimiz’in güzide eşlerini temsil ediyor. Hz. Zeynep(ra), Hz. Sevde(ra) ve Hz. Âişe(ra) hepsi burada yatmakta. Burada başlarında durup ruhlarını Fatihalarla şâd ederken Hz. Âişe’nin(ra) vefat ederken yanındaki sahabeye yaptığı vasiyeti hatırladık.
Hz. Âişe(ra) ki, Peygamber Efendimiz’le(sas) izdivaç ettiklerinde yaşlan henüz çok gençti. Tabir yerindeyse gözünü Kâinatın Efendisi nin(sas) yanında açmıştı. Kısa bir süre sonra Peygamberimiztsas) vefat etmiş ve bu muallâ kadın o çok sevdiği eşinden ayrı kalmıştı. Yıllarca büyük bir sadakatle Peygamber Efendimiz’e(sas) yeniden kavuşacağı ânı beklemişti. Artık altmış üç yaşındaydı. Hastalığı günden güne artıyordu. Bir gün etrafına Peygamberimiz’in(sas) o güzide sahabesini toplayarak onlara son dileklerini iletti. Kendisi vefat ettikten sonra naaşının hiç bekletilmeden o gece kabre konmasını istiyordu. Bir isteği de naaşı Medine içinden kabristana götürülürken etrafında kuru hurma dallarının yakılması idi. Bu vasiyeti hatırlayınca gözlerimiz dolmuştu. Çünkü bu güzide annemiz yıllarca ayrı kaldığı eşi ile kavuşmayı beklemişti. Vefatı onun için en güzel buluşma olacaktı. Vefat gecesini Efendimiz’le(sas) düğün gecesi olarak hayal ediyordu. Naaşımn kabre gece konmasını istemesi de bundan dolayı idi. Kuru hurma dallarının yakılmasını istemesinin nedeni de eski bir Arabistan âdetine dayanıyordu: Düğün töreninde gelin damadın evine götürülürken kafile kuru hurma dallarını yakarak ilerlerdi.
Köşeye geldiğimizde birkaç metre arayla iki kabir karşılıyor bizi. İmam Nâfi(ra) Hazretleri ile talebesi İmam Mâlik(ra) Hazretleri’nin kabirleri. İmam Nâfi(ra) aslında Hz. Ömer’in(ra) oğlu Abdullah bin Ömer’in(ra) kölesi idi. Bir köle düşünün ki, bir mezhep imamının hocalığını yapıyor. Evet, öyledir çünkü o bir sahabenin peşine takılmıştı. Hem de Efendimiz’intsas) sünnet çizgisinden bir nebze sapmayan bir sahabenin. Ve bu durum onu o kadar yüceltmişti ki İmam Malik(ra) Hazretleri’nin hocası olma seviyesine çıkarmıştı.
Kabristanın ileriye doğru uzayan toprak yolunu adımlarken küçücük bir kabirle karşılaşıyoruz. Burada yatan kişi, Efendimiz’in(sas) iki yaşlarında vefat eden biricik oğlu Hz. İbrahim. Evladı bizzat kucaklarında vefat ettiğinde Efendimiz’in(sas) gözlerinin yaşardığını gören sahabenin bu durumu sormaları üzerine, “Göz yaşarır, gönül hüzünlenir ama bu dudaklardan Allah’a isyan yükselmez,” dediğini hatırlıyoruz. Cennetü’l-Bâkî Kabristam’nda Peygamber Efendimiz’in (sas) sütannesi Hz. Halime’nin(ra) kabriyle de karşılaşıyoruz. Efendimiz sütannesine o kadar muhabbet beslermiş ki, Medine’de sahabileri ile otururken Hz. Halime(ra) geldiğinde ayağa kalkar ve üzerindeki hırkasını yere sererek onu hırkasının üzerine oturturmuş.
Kabristanın tam ortasında tek başına bulunan bir kabrin başına geliyoruz. Burada yatan kişi için Peygamberimiz (sas), “Melekler bile senden utanıyor ya Osman!” demişti. Burada, Zinnureyn yani iki nur sahibi dediğimiz, Peygamberimiz’in(sas) kızları ile izdivaç eden, o iffet timsali Hz. Osman(ra) yatıyor. O, cömertliğiyle meşhur ve İslam’ın yayılmaya başladığı sıkıntılı dönemlerde elinde bulunan hemen her şeyi hiç düşünmeden infak eden bir kişiydi. Bugün hâlâ Mekke ve Medine çevresinde bu mübarek zatın infak ettiği nice kuyu yada arazi bize onun yardımseverliği hakkında bir fikir vermektedir.
Cennetü’l-Bâkî’nin en uç noktasında ise etrafı dört duvar ile çevrili son bir bölüm var. Buranın içinde iki adet kabir taşı görüyoruz. Bunlardan bir tanesi Medine’nin en büyük iki kabilesinden birinin reisi olan Sa‘d bin Muaz’a(ra) aittir. Hz. Mus‘ab bin Umeyr(ra) Medine’ye İslamiyet’i tebliğ için geldiğinde Sa‘d bin Muaz(ra) onun karşısına dikilip, “Sen aramıza fitne sokmaya mı geldin?” demişti. Hz. Mus‘ab ise, “Dur hele bir beni dinle. Eğer söylediklerimi kabul etmez isen bana istediğini yapabilirsin,” demişti. Sa‘d bin Muaz(ra) okunan ayetleri dinleyince İslamiyet’i seçmiş ve sonrasında bütün kabilesini toplayarak, “Sizi bir şeye davet edeceğim fakat kabul edip etmemekte serbestsiniz diyerek onları Hakk’a davet etmişti. Onun vesilesiyle bütün kabile Müslüman olmuştu. Hendek Savaşı sırasında bir ok ile yaralanan ve, “Ya Rabbi bu yara ile şehit olmam hayırlı ise beni şehit et,” diye dua eden bu mübarek insanın kabri tam karşımızda durmakta.
