Sonra yerinden kalktı. İki sıra olmuş kavminin arasından ilerliyor ve bu sözleri tekrarlıyordu. Fakat kimsede hareket görülmüyordu.
Demek ki kabrin nerede olduğunu bilmeyenlerin kulakları sağır olmuştu. Bu da Hz. Musa’nın yeni bir mucizesiydi.
En sonunda bir kocakarı, bir nine, Hz. Musa’nın sözlerini işitti. O sağır olmamıştı.
— Ey Musa! diye seslendi. Sana Yusuf’un mezarını gösterirsem bana her sorduğuma cevap ve her istediğimi bana verir misin?
Hz. Musa, kadının bu teklifine yanaşmadı.
— Rabbimden sorayım, dedi. Yüce Allah’a niyazda bulundu. İnen vahy şuydu:
— Ey Musa! İhtiyar kadının istediğini ver!
Hz. Musa kadına:
— Sor soracaklarını bana! dedi.
İhtiyar kadın dedi ki:
— Sen cennet odalarından hangisine inersen ben de seninle birlikte oraya inmek istiyorum, razı mısın?
Hz. Musa:
— Sorduğun şey verilecektir! dedi.
İhtiyar kadın:
— Ben çok ihtiyarım! Yayan yürüyemiyorum. Gücüm yok, kuvvetim yok! Beni bir hayvana bindirir misin? dedi.
Hz. Musa kadını bir eşeğe bindirdi. Beraberce Nil kenarına döndüler.
İhtiyar kadın:
— Atanız Yusuf Nil kıyısında gömülüdür! Allah’a dua et de sular üstünden çekilsin. Onu bulalım! dedi.
Hz. Musa ellerini Yüce Rabbine açtı. Dua etti. Sular çekildi. Hz. Yusuf ’un kabri meydana çıktı.
İhtiyar kadın:
— Yâ Musa! dedi. Şimdi kaz bu mezarı!
Hz. Musa kuruyan denizde ortaya çıkan mezarın üstünü kazdı. Mermer bir lahit meydana çıktı. Onu açtı. Hz. Yusuf’un kemikleri çıkarıldı. Oradan alındı. İsrailoğulları sevindi. Bu sevinçten yüreklerine güç, ayaklarına kuvvet geldi. Şarkılar söyleyerek, Doğu yollarına, Adanan ülkeye, Kenan diyarına, İshak, Yakub Peygamberlerin gömülü olduğu topraklara doğru ilerlemeye başladılar.
Gidiyorlardı.Mısır’da onlar nice nice bağları, pınarları, nice nice ekinleri, tantanalı konakları, zevk ve safa sürdükleri nice nice nimetleri bırakıp gidiyorlardı. Yüce Allah onları bereketli topraklara nail edecekti.
