Mes’ele
Namaz için zaruri olanları söyledik. Başka mes’elelere ihtiyaç olunca sorulmalıdır. Çünkü, böyle bir kitapta hepsi anlatılamaz. Ama namazın niyetinde vesvese çok olduğundan buna bir parça temas edelim:
Vesvese, akimda sakatlık olanda, yahut lenfevi hastalığı olanda, yahut da şeriati bilmeyende ve niyetin ne demek olduğunu anlamayanda olur. Senin de niyetin, yüzünü kıbleye dönmen ve emri yerine getirmek için ayakta durman, hazır bulunmandır. Şöyle ki: Bir kimse sana, «Filân âlim geliyor, onun için ayağa kalk ve hürmet et», dese; filân kimsenin emri ile filân âlime, ilminden dolayı ayağa kalkmaya niyet ettim demezsin. Fakat ayağa kalkarsın. Bunu yaparken bu niyet kalbindedir. Halbuki ne kalbinle, ne de dilinle bunu söylüyorsun. Mes’ele Kalb ile söylenene hadîs-i nefs denir, niyet denmez. Niyet, seni ayağa kaldıran arzudur. Fakat emrin ne olduğunu, yâni ne için kalktığını bilmelisin. Ve bilmelisin ki, öğleni mi yoksa ikindiyi mi kılıyorsun. Kalb bundan gafil olmayınca, Allahü Ekber dersin. Eğer bu aklında değil ise, bunu hatırına getirirsin. Farzı kıldığını ve öğle namazı olduğunu, bir anda ayn ayn kalbinde toplayacağını zannetme. Fakat birbirine yakın olunca, bir araya gelmiş görülür. Bu kadarı kâfidir. Çünkü, eğer bir kimse sana; «öğle namazının farzını mı kılıyorsun?» dese, «evet» desen; «evet» dediğin zaman, mânâlar icmâli lyâni bu niyetteki mânâlar! toplu olarak kalbinde bulunur, ayrı ayrı bulunmaz. O hâlde, kendine hatırlatman, o kimsenin sana söylemesi gibi olmalıdır. Allahü Ekber de, senin «evet» demen gibi olur. Kalbini düşündüren şey, namazını da karıştırır. Kendini zorlamamalısın. Mes’ele Anlattığımız kadarını yaparsan namazının doğru olduğunu bilesin. Çünkü, namaza niyet, diğer işlerdeki niyet gibidir. Bu sebeptendir ki, Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) ve Ashâb-ı Kirâmin (ndvanullahi aleyhim ecmaîn) zamanlarında, hiç kimse niyette vesvese etmezdi. JBunu bilmemek cahilliktendir.

