Resûlullah (S.A.V.)’i duadan sonra hafif bir uyku bastırdı. Çardağına girdi. Bir lâhza sonra dışarı çıktı, ve:
— «Müjde yâ Ebâbekir! İlâhî imdat yetişti. Bin melek ile Cebrail (A.S.) İslâm askerinin önünde saf çekti. Bin melek de İsrâfil (A.S.) ile sağda ve bin melekle Mikâil (A.S.) solda hazır oldular. Sarıklarına alâmetler koymuşlar. Bellerine kuşak bağlamışlar!» diye haykırdı. Sonra o çardaktan dışarı çıktı. Ve:
«Düşmanın yakında cemaati dağılacak ve arkalarını dönüp dağılacaklardır.» (Kamer sûresi, âyet: 45) âyet-i kerimesini okuyarak yerden bir avuç kum aldı. Kureyşlilerin yüzlerine savurdu. Müslümanlara da:
— Hücum emrini verdi. İslâm askerleri meleklerle birlikte hücum ettiler. Kâfirleri yerlerinden oynattılar.
Hakim bin Hizam şöyle demiştir:
— Peygamber (S.A.V.) o bir avuç kumu bizim tarafımıza atınca bakır tencere içine taşlar düştüğü zaman nasıl ses çıkarırsa ardında da öyle bir gürültü geliyordu. Bize büyük bir korku düştü. Dağıldık, yenik düştük. Mevfel bin Muaviye de şöyle demiştir:
— Öyle bir sesi ardımızdan işittik ki bütün korkumuz bu sesten geldi.
Hazret-i Ali (R. Anh) şöyle demiştir:
— Üç kere cenk yerinden çıkıp Hazret-i Muhammed (S.A.V.)’in yanma, çardağına vardım. Ondan haber almak iste-dim. Her üç seferde de onu secdede buldum. Allah’ın rahmet ve yardımını dileyip dururdu. Üçüncü gidişimde zafer eserleri göründü. O gün sıkı bir yel esti ki ömrümde böyle kuvvetli bir yel görmedim. Yel, üç kere biribiri ardından esti. Birincide Cebrail (A.S.) bin melekle geldi. İkincide Mikâil üçüncüde İsrafil (A.S.) 1ar biner melâike ile geldiler.
Nakledilmiştir ki, o gün Şeytan, Suraka bin Mislik Has’em şekline girmişti ve Kureyş’e şöyle derdi:
— Korkmayın, kimse sizi yenemez.
Fakat Şeytan, meleklerin gökten indiğini görünce arkasını dönüp kaçmıştı. Kureyşe de şöyle demişti:
— Ben sizden usandım. Benim gördüğümü siz göremezsiniz! Haris bin Hişam, onu Sürâka sanarak, göğsüne sarılmıştı. Şeytan da Hâris’in göğsüne vurarak düşürmüş, kendisi de kaçmıştı.
Kureyşliler Mekke’ye dönünce şöyle demişlerdir:
— Askerimiz bozguna uğramadı. Fakat Sürâka’nın o kaçışı ile asker dağıldı, bozuldu, sindiler.
Bu haberi Surâka işitince geldi, yemin etti:
— Sizin BediFe gittiğinizden benim haberim olmadı. Ancak yenik düşüldükten sonra haberim oldu, dedi. Kureyş, delil gösterdiler. O da inkâr ederdi. Sürâka Müslüman olduğu gün herkes anlamıştı ki onun kılığında görünen şeytanmış.
O gün Ebû Cehil Kureyşlilere şöyle derdi:
— Bu Sürâka’nm sözüne aldanmayın. O Muhammed’le elbirliği etmiştir. Utbe, Şeybe ve Velid için de endişe etmeyin. Onlar gururlandılar. Cenk etmeğe acele ettiler. Allah hakkı için buradan dönmeyiz. Ancak Muhammed’i ve ashabını bağlar, zincire vurur, götürürüz. Sakın onları öldürmeyin hepsini diri diri götürelim. Onlara cezalarını verelim ki cümle âleme ibret olsun! Kimse artık ata ve babalarının dininden ayrılmasın.
Sehl bin Amr da şöyle demiştir:
— Bedir günü ablak, iri atlara binmiş bir cemaat gördüm. Yerle gök arasmdaydılar. Çarpışıyorlar ve durmadan esir alıyorlardı.
Ebû Üseyd de demiştir ki:
— Gıfaroğulları kabilesinden bir kişiyi gördüm. Ondan işittim. Bana şöyle dedi:
— Bedir günü bir dağın üstüne çıktık. Tâ… ki hangi taraf üstün, hangi taraf yenikti, onu anlamak istiyorduk. Bu sırada bir bölük bulut gördük. İçinde at kişnemeleri vardı ve demir sesleri geliyordu. Yanımızdan geçip gittiler:
— «Tez erişin!» diye bir ses de işittik. O sesin korkunçluğundan amcam oğlunun ödü çatlayıp öldü. Ben de az kaldı ölecektim. O bulutun Resûlullah tarafına gittiğini gördüm.
Nakledilmiştir ki, o gün meleklerin başında nurdan kızıl, yeşil ve sarı sarıklar vardı. Ablak, genç atlara binmişlerdi. Kâfirler atların kişnemesini işitmekteydiler. Lâkin ortada bir şey görmezlerdi. Bir mümin bir kâfirin ardından da gitse ona henüz yetişmeden o kâfirin başı yere düşerdi.
İbn-i Abbas (R. Anh) şöyle demiştir:
— Bir kimse bir kâfirin ardından koşuyordu. Birden bir kamçı sesi işittim. Bir atlının da sesini duydum. Kâfir önce giderken yere düştü, yüzü, gözü parçalandı. Ansardan bir kaç kişi gelip peygamber (S. A. V.)’e gördüklerini söylediler. O da:
— «Onlar üçüncü gök katı melâikesidir» diye buyurdu.
*
Saim Bin Habip şöyle demiştir:
— Beni Ademoğullarından hiç kimse tutsak kılmıyor.
Ona:
— «Ya seni kim esir etti?» diye sordular.
Oda:
— Kureyş bölükleri mağlûp olup dağılınca ben de onlarla birlikte kaçtım. Ansızın karşımda bir kişiyi gördüm. Boyu uzun, endamı beyazdı ve Ablak bir ata binmişti. Yerle gök arasında bana erişti. Beni bağladı. O sırada Avf oğlu Abdurrahman Hazretleri bana erişti. Beni bağlı görünce:
— «Bu kimin esiridir?» diye bağırdı. Hiç kimse cevap vermedi. Sonra beni Peygamber (S.A.V.)’in katma götürdü. O da bana:
— «Ey Ebî Habeş! Seni esir eden kim?» diye sordu. Ben gerçek hali kendisine bildirerek:
— «Bilmiyorum!» dedim. Resul (S.A.V.) o zaman:
— «Ey İbni Avf, esirini al, götür!» diye emir verdi.
Ebû Hüreyre (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir:
— Ben üç kâfirin başını getirdim. Hazret-i Server-i Kâinat (S.A.V.)’in mübarek huzuruna çıktım.
— «Yâ Resûlâllah, dedim, bu iki kişiyi ben öldürdüm, öbürünü ise uzun boylu beyaz giyinmiş bir kimse öldürdü. Ben başını alıp getirdim!» dedim.
*
Oda:
— «O meleklerden filân melekti!» diye buyurdular.
Bazı kibar Ashabdan şöyle nakledilmiştir:
— «Kureyş’ten her kaçan kâfire saldırsak bir daha kılıca el atmadan kâfirin başı yere düşerdi.»
*
İbn-i Abbas (R. Anh) şöyle demiştir:
— «Bedir günü melekler insan şekline girmişti. Müminler onları biliyorlardı. Melekler Müslümanlar’a kalp kuvveti verirdi.»
Hak Teâlâ Kuran-ı Kerimde:
— Biz meleklere: «Ben sizinleyim. Siz müminlere yiğitlik verin.» diye vaadde bulunduk.» diye buyurmuştur. Böylece melekler gökten inerek kafirlerle cenk ettiler. Sahabe’yi kirama da güzel şekillerde göründüle
