Mekkenin Sosyal Yapısı

By | 1 Ağustos 2019

 

Mekke’nin Sosyal Yapısı

 

İslâmiyet’ten önce Araplar, henüz millet haline gelemedikleri için  kabileler halinde yaşıyorlardı. Her kabile, diğerlerinden ayrı bir devlet gibiydi. Her kabile, kendi kurallarını kendisi koyuyor, kendi ceza ve ödüllendirme sistemini kendisi belirliyordu. Kabile başkanına “Şeyh” de nirdi. Kabileler arasında kan davaları ve sınır anlaşmazlıkları yüzünden sık sık savaşlar olurdu. Yalnızca “haram ay-lar” kabul ettikleri yılın dört ayında (Muharrem, Receb, Zilkade ve Zilhicce) savaşmazlardı. Bu aylarda kabileler, güvenlik içinde hac, umre ve ticari yolculukların, yapabildikleri için genellikle büyük panayırlar bu aylarda kurulurdu Mekke’nin hakimi, Kâbe ve civarındaki putların koru- dugu ve Mekke’ye hac, umre ve ticari faaliyetler maksadıyla gelen yabancıların yiyecek, İçecek ve barınma ihtiyaçlarını karşıladığı için Kureyş kabilesi, diger bütün kabilelerden saygı görürdü. Bundan dolayı Mekkeliler diger aylarda da diledikleri yere yolculuklarım güven içinde yapabilirlerdi. Fil olayından sonra Mekkelilerin saygınlığı daha da artmıştır.

Kabilecilik anlayışı “asabiyyet”e dayanmaktadır. Terim olarak asabiyyet: ayni soydan gelenlerin veya başka bir sebeple aralarında yakınlık bulunanların muhaliflerine karşı birlikte hareket etmelerini sağlayan dayanışma duygusudur.4 Yaygın şekliyle, kişilerin kendi kabilesine mensup birini, haklı veya haksız bütün meselelerde başkalarına karşı koruması, ona destek olmasın, sağlayan kabileciliğe dayalı his ve gayretlerini ifade eder.

 

Asabiyyetin siyasî ve hukukî alanlardaki otorite boşluğunu doldurmak, mal, can ve ırz güvenliğini sağlamak gibi olumlu yönlerinin yanında aile, aşiret veya kabilenin yahut benzer bir topluluğun hak ve menfaatlerine tecavüz etmek, onlara karşı şiddete başvurarak üstünlük sağlamak gibi olumsuz ve zararlı yönleri de vardı.

Islâmiyetten önce Araplar arasında okuma yazma bilenlerin sayısı oldukça azdı. Ancak şiir ve hitabete özel bir önem verilirdi. Ukaz panayırı kabilelerin şiir yarışmalarına sahne olurdu. En mükemmel yedi şiir de “Muallakat –ı  Seb’a” adi ile Kâbe’nin duvarına asılırdı. Böylece şairler ödüllendirilir ve insanlar şiire Özendirilirdi.

Araplar arasında yazılı Kültürden ziyade sözlü kültür hâkimdi. Bu sebeple İslâmiyet’ten önceki dönemden günümüze aktarılmış yazılı kaynak yok denecek kadar azdır.

İslâmiyet’ten önceki dönemde Araplar arasında misafirperverlik, cömertlik, sözünde durmak, cesaret, düşmanlan bile olsa kendilerine veya kendilerinden herhangi birine sığınanı korumak gibi bazı güzel özelliklerinin yanında faizcilik, soygunculuk, zenginleri üstün görme, fakirleri, yabancıları, kadınları ve köleleri hor görme, fuhuş ve zinaya düşkünlük, içki ve kumara düşkünlük, kabilecilik anlayışıyla kan dökme, falcılık gibi çirkin özellikleri de vardır. Özellikle kölelere ve kadınlara hiç değer vermez, onları bir insan olarak değil de bir mal olarak görürlerdi. Kadınlar ölen babalarından veya kocalarından miras alamadıkları gibi, kendileri de ailenin diğer erkeklerine miras kalırlardı. Erkekler istedikleri kadar kadınla evlenebilirlerdi. Arapların ileri gelenlerinden bazıları, ileride namusunu kirletecek bir İş yapmalarından endişelendikleri için veya ekonomik olarak üretici değil, tüketici olmaları ve aileye ekonomik

katkılar, olmamasından dolayı kız çocuklarının  doğmasından utanır, kız doğuran kadınları cezalandırırlardı, içlerinde kız çocuklarının  diri diri toprağa gömecek kadar vahşileşenleri bile vardı..