Hz. Âişe’nin rivayet ettiğine göre Resûl-i Ekrem (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) buyurur ki:
“(Kıyamet günü) üç türlü divan kurulur: Allah’ın affedeceği kimselerin bulunduğu divan; affetmeyeceği kimselerin bulunduğu divan; küçük büyük her şeyin hesabının inceden inceye sorgulandığı kimselerin bulunduğu divan.
Allah’ın affetmeyeceği kimselerin bulunduğu divanda şirk koşan kimseler bulunur. Ayet-i kerimede, “Kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir’’ buyrulmuştur. Allah’ın kendilerini affedeceği divanda bulunanlar, kulun kendisine karşı yaptığı haksızlıkları ve Rabbiyle kendi arasında olan günahları işleyen kimselerin bulunduğu divandır.
Küçük büyük her şeyin hesabının inceden inceye sorgulandığı kimselerin bulunduğu divanda ise, insanların haklarını çiğneyerek günah işleyen (kul hakkı yiyen) kimseler bulunacaktır.”
Ebû Hüreyre’den (radıyallâhu ‘anh) rivâyet edildiğine göre, Resûlullah (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde tüm haklar sahiplerine kesinlikle verilecektir. Hatta boynuzsuz hayvan bile boynuzlu hayvandan hakkını alacaktır.”
O halde kişi, hakkını çiğnediği hasmının helâlliğini almada son derece titiz olmalıdır. Günah, kul ile Rabbi arasında olduğunda, Allah pek merhametlidir; kul Rabbine istiğfarda bulunduğu zaman onu bağışlayıverir. İşlenen günah bir kul hakkıyla ilgiliyse, şüphesiz haklı olan hakkını isteyecektir. Bu hakkı ödemek de tövbe veya istiğfarla olmaz. Eğer kul dünyada iken karşı tarafi razı etmez ve onun hakkını ödemezse, yarın kıyamet günü iyilikleri alınır ve karşı tarafa verilir.
Nitekim bu husus hadis-i şerifte şöyle bildirilmiştir: “Ebû Hüreyre’den (radıyallâhu ‘anh) rivâyet edildiğine göre, Resûlullah (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) ashabına şöyle buyurdu:
– Müflis kimdir biliyor musunuz? Sahabeler,
– Ey Allah’ın Resûlü! Bize göre, müflis parası ve malı olmayan (hem kârını hem de sermayesini kaybeden) kimsedir, dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) ŞÖyle buyurdu:
– Ümmetimin müflisi o kimsedir ki kıyamet günü kıldığı namazıyla, tuttuğu orucuyla ve verdiği zekâtıyla getirilecek Aynı zamanda işlediği günahlardan; sövdüğü, zina isnadında bulunduğu, haksız yere mal yediği ve haksız yere kan akıttığı ve ona buna vurduğu şeyler de ortaya konacaktır. Ve böylece o kişi yaptıklarının hesabını vermeye oturacak ve yaptığı kötülüklere karşılık iyilikleri takas edilecektir. İyilikleri bitince, takas işlemi hak sahiplerinin günahlarının buna verilmesiyle devam edilecektir. Sonucunda da cezasını ateşle çekmek üzere cehenneme atılacaktır.”
Allah Teâlâ’dan dileğimiz bizi tövbe etmeye muvaffak kılması ve tövbe ettikten sonra da tövbemizde sabit eylemesidir. Çünkü tövbede sabit kalmak tövbe etmekten hem daha mühim hem de daha zordur.
Muhammed b. Şîrîn (rahimehullâh) der ki: “Hayırlı ameller işledikten sonra sakın onlan terk etme! Zira tövbe ettikten sonra tövbesinden dönen hiç kimse iflah olmamıştır.”
Tövbe eden kimse, tövbesinde sebat edebilmesi için devamlı ecelini gözünün önünde canlandırmalı, geçmişte işlediği günahları hatırlamalı ve onlar için çokça istiğfar etmelidir. Tövbe gibi büyük bir nimeti kendisine bahşettiği için Rabbine şükretmelidir. Bundan sonra yapacağı amellerle ahirette kazanacağı mükâfatı düşünmelidir. Çünkü ahirette erişeceği mükâfatı düşünen kimse hayırlı işlere daha çok sarılır. Azabı ve cehennemi düşünen kimse de kendini kötülüklerden alıkor.
Zeyd b. Vehb (rahimehullâh), Ebû Zer’den (radıyallâhu ‘anh) şöyle rivayet eder: “Bir gün Resûlullah’a (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem), ‘Ey Allah’ın Resûlü! Bize Musa’nın kitabında yazılı olanlardan bir şeyler anlat’ dedim. Resûlullah (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
– Onda birçok temsiller ve ibretler bulunmaktadır. (O kitapta şöyle geçer:) Cehennemin varlığına inanan bir kimsenin gülebildiğine şaşarım. Ölümün varlığını fark edebilen bir kimsenin sevinmesine şaşarım. Sorgunun ve hesabın olduğunu bilen kimsenin günah işlemesine şaşarım. Kadere inanan kimsenin nasıl da eline geçmeyecek şeyler uğruna didinip durduğuna veya bir şeyi kaybettiği zaman ona üzülmesine şaşarım. Dünyayı ve onun ehlinin gelip geçiciliğini gördükten sonra ona bel bağlayana şaşarım. Cenneti öğrendikten sonra hayırlı, salih ameller yapmayana şaşarım. Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed O’nun elçisidir.”

