KREDİSİ HAKTAN OLANLAR
İnsan yaradılışı icabı çok zayıf, çok acizdir; birine dayanmadan hayatını sürdürmesi de mümkün değildir.
Kimileri Yaratan’a dayanmış, kimileri de yaratılanlara yaslanmıştır. Mevlâ’ya dayananlar iz bırakıp gitmişken, mahlûka yaslananlar ise hayat boyu sürünerek çile çekmiş, öldükten sonra da silinip kaybolmuşlardır.
Bizim çocukluğumuzda şöyle anlatırlardı:
İnancına hizmet eden bir insanı cezaevine atmışlar, ama o buna hiç üzülmemiş. Sebebini soranlara ise, “kulların zindanı bana halvet gelir“ demiş ve bu yapılanı “her şeyden aynlıp Yaratan ile beraber olmak ” diye tasvir etmiş.
Bu defa vatanından uzak bir mekâna sürgün etmişler, yine üzülmemiş, “kulların sürgünü bana hicret gelir” demiş.
Ne yapsalar olmuyor. Bu sefer ölümüne ferman çıkarmışlar, o ise buna gülmeye başlamış ve “kul korkusu çekmeden inancı uğruna can veren şehit olur“ düşüncesiyle, “davam uğrunda can vermek bana şehadetgelir“demiş.
Evet, kul korkusu çekmeden inancı uğruna can veren şehit olur. İşte, hürriyet denen şey bu olsa gerektir. Ölüm korkusunu ve nazik korkusunu yenmeyen hiç kimsenin hür olması mümkün değildir.
