Kabir Azabının Mânâsı

By | 25 Temmuz 2014

namaz-kildiran-seccade

Kabir azabı var mıdırKabir Azabının Mânâsı
Şimdi «Kabir azabını» anlatmamıza sıra geldi. Kabir âzabı da iki kısımdır: Ruhani ve cismanı. Cismani olanı herkes bilir. Ruhani olanı ise, kendini bilenden başkası bilmez. Ruhunun hakikatini bilmesi, kendi zâtı ile kaim olması ve kıyamı için bedene muhtaç olmasını, ölümden sonra bâki olduğunu, ölümün onu yok eylemediğini, ölümün ise; gözünü, elini, ayağını, kulağını ve bütün hislerini alması olduğunu, hisleri kendisinden alınınca; hanım, evlât, mal, mülk, ev, hizmetçi, hayvan, akraba ve yakınları; hattâ yer, gök ve his ile anlaşılanların hepsinin ondan alınacağını bilmesidir. Kabir Azabının Mânâsı Eğer bu şeyleri seviyorsa ve kendi varlığım bunlara vermiş ise, ayrılırken zaruri olarak azabda kalır. Hepsinden vaz geçmiş ve burada hiç birine tutulmamış ise, hattâ ölmeyi arzu ediyor hâlde ise, rahata kavuşur. Allahü Teâlâ’yı sevmeyi elde etmiş, O’nun zikrine unsiyet peydâ etmiş ve bütün varlığını O’na vermiş ve dünya meşguliyetini lüzumsuz ve perişan kabul etmişse, ölünce maşukuna kavuşur, üzücü ve düşündürücü şeyler aradan kalkar, mes’ud ve mesrûr olur.
Şimdi, bir kimsenin kendini tanıdığı ve bâki kalacağını bildiğihâlde, bütün arzu ve sevgisinin nasıl dünyada olabileceğini ve sonra, dünyadan göçünce, sevdiklerinden ayrıldığının azabı ve elemi içerisinde olacağında şüphe edip etmeyeceğini düşün! Kabir Azabının Mânâsı Bahusus Peygamber Efendimiz bunu haber veriyor ve buyuruyor ki: «İstediğini sev, muhakkak ki ondan ayrılacaksın». Bir de, Allah’tan başkasını sevmeyen, dünyayı ve içerisindekileri düşman bilen, dünyadan ancak kendi azığını alan kimsenin, dünyadan giderken sıkıntıdan kurtulup, rahata kavuşacağında şüphe olup olmayacağını düşün! O hâlde bunu anlayana kabir azabının varlığında ve müttekilere olmayacağı hususunda şübhe kalmaz. Hattâ dünya, onun ve kendini tamamen dünyaya verenlerin evidir. Böyle olduğu «Dünya, mü’minlerin zindanı, kâfirlerin Cennetidir» (‘), hadıs-i şerifinden arılaşılıyor.