Allahu Teâla şöyle buyurmuştur:
“Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallanndan harcama yapüklan için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah’ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onlan yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ediyorlerse artık onlann aleyhine başka bir yol aramayın. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür.”
Erkeklerin maddi ve manevi özellikleri ile ekonomik rolleri onların aile reisi olmalarını tabii kılmıştır. Aile küçük bir toplumdur. Toplum düzenle yaşar. Düzen ise bir reisi, bir idareciyi zaruri kılar.
Islamda devlet başkanından aile reisine kadar her idareci, ilahi talimata göre hareket etmek, yönetmek mecburiyetindedir. Şu halde onlara itaat bu talimata itaat demektir. İdare eden veya edilen bu talimatın dışına çıkar, itaatsizlik ederse yaptırım uygulanır…
İslam, bu ayet ile dayağı yeni getirmemiş, aksine toplumda insafsızca uygulanan dayağa Hz. Muhammed’in tavsiye ve uygulamaları ile muhalefet ederek, yasaklayarak, hafifleterek ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Ayrıca kadına da kocasından şikayetçi olması halinde hakem ve hakime başvurma, hakkını arama imkânı vermiştir.
Allahu Teâla erkeklere kadınların hakkına riâyeti, onları eğitip terbiye etmeyi, nikâh paralarını vermeyi ve geçimlerini temin etmeyi emretmiştir.
Bu ayeti celîle Ensâr’ın ileri gelenlerinden Es’ad b. Rebi hakkında nazil olmuştur. Hanımı kendisini kızdırmıştı. O da hanıma bir tokat atmıştı.
Kızın babası kızını alarak hemen Resûli Ekrem’e geldi ve şikâyette bulundu. “İşte parmak izleri hâlâ yüzündedir” dedi. Resûli Ekrem,”O, halde kocandan kısas al, yâni sende aynen bir tokat vur” buyurdu. Bunu söyledikten sonra “Biraz beke” buyurdu. İşte bu sırada bu âyeti celîle nâzil oldu. Bunun üzerine Resûli Ekrem, “Biz bir şey murad ettik, yâni kısas etmeni söyledik, fakat Allah Teâla bunda hakkınız olmadığını emir buyurdu ki, onun iradesi daha hayırlıdır” buyurdu ve böylece Es’ad da dayaktan kurtuldu.”
Sıradan aile huzursuzluklarında, kocanın karısını dövme hakkı yoktur. Çünkü huzursuzluğun sebebi erkekte de olabilir. Hiç birisinin elinde de olmayabilir. Kadında olmakla birlikte, basit bir sebep ya da bir yanılma ve bir hatâ da olabilir. Eğer erkeğin karısını kayıtsız şartsız dövme hakkı olsaydı, erkeğin güçlü olması, zalimleşmesine sebep olurdu. Allah Rasulü Efendimiz (s.a.v.) hanımlarına hiç vurmuş değildir. Halbuki, hanımlarının onu üzdüğü, kırdığı, hattâ ona karşı birlik olup söz ettikleri vardır. O, hanımlarına hiç vurmadığı gibi, onlara sözle de hakaret etmemiş ve ümmetine de hanımlarına iyi davranmalarını emretmiş, onların erkeklere Allah’ın birer emaneti olduklarını hatırlatmıştır.
Ancak bazı ailelerde aileleri yıkıp parçalamaya kadar giden huzursuzluklar da vardır. Böyle durumlarda 1. bölümde genişçe izah ettiğimiz gibi Kur’an’ın tavsiye ettiği isyankâr kadını terbiye metodları uygulanır:
- Metod olarak sözlü nasihat,
- Metod olarak psikoloji uyarı, yatakları ayırmak,
- Metod olarak izin verildiği ve genişçe açıklandığı şekilde birazcık fiziksel uyarı fayda getirecekse uygulanabilir.
- Metod olarak sorun hâlâ çözülmüyorsa iki taraftan sözüne güvenilecek hakemler seçilir. Bu hakemlerden yardım istenir…
Kur’an’ın tavsiye ettiği bu metod uygulandığında evdeki otorite boşluğu gider, kadına evin bir hakimi olduğunu hatırlatır ve bir ilaç olarak başvurulan bu çareler, çok büyük felaketlere ve kötülüklere engel olabilir. Ancak bu bir ilaçtır. Hastalık kangren olmaya yüz tutmadan kullanılmaz ve dozu da fazla kaçırılmaz. Aksi halde kötü yan etkileri olur.
Erkeklerin “Kavvâm” (hakim, idareci, kayyum) olmasına iki sebep
gösteriliyor: Bunlardan birisi vehbî (Allah vergisi) dir ki, “İnsanların bazısını diğerlerine üstün kılması” cümlesiyle ifade edilmiştir. Ancak bu ifade öyle ince bir güzelliğe sahiptir ki, en azından ev reisliği konusunda erkeklerin üstünlüğüne işaret etmekle beraber, açıkça “erkekleri kadınlara üstün kıldığı için” denmemiş de, “insanların bazısını bazısına üstün kıldığı için” buyurularak, üstünlük her bakımdan (mutlak manada) erkeklere verilmemiş, böylece kadının da erkekte bulunmayan bazı meziyetlere sahip olmakla, ondan üstün olabileceği yönlerinin bulunabileceğine işaret edilmiştir. Bu vehbî (Allah vergisi) olan sebepte, yani idarecilik kabiliyetinde nâdir de olsa bazı kadınlar kocalarından daha başarılı olabilirler. Bu durumda ikinci ve kesbî (iş sahasında, cinsiyete dayalı rolle ilgili) olan sebep yine erkeklerin “kavvâm” olmasını gerektiriyor ki, bu, ev için harcama yapma, dolayısıyla kazanma sorumluluğunun erkeğe yüklenmiş olmasıdır. Bu, erkeğin “kavvâm” oluşunun kesbî (kendisinin oluşturduğu) sebebidir. Elmalık Hamdi merhumun ifadesi ile, “şu halde, eşinin hakkını yerine getirmeyen, kadın malına göz diken ve harcama (infak) görevini yapmayan ve ailenin ırz ve namusunu korumayan erkekler “ricâl=kâmil erkekler’den sayılmazlar” dolayısı ile dövme izni verilen erkeklerden olamazlar.
İkinci anahtar kelime “nüşûz” kavramıdır. “Nüşûz” kelimesinin kökündeki “yükseklik” anlamından hareketle; baş kaldırma, isyan, hukukunu tanımama, iffet ve namusu korumamak gibi manalara gelir.
Şu halde bu ayetle kendisine dövme hakkı verilen erkek “kavvâm” olabilme vasfına sahip “kamil erkek”tir ve dövülmesine müsaade edilen de kadın değil, “nâşize”dir. Zaten ayeti kerimenin devamından da anlaşılacağı üzere, artık durum o kerteye gelmiştir ki “şikak” tan, yani evliliğin parçalanmasından endişe edilmektedir. Bir başka ifade ile; bu noktada ya “kamil racul” olan erkeğe, işi yuvanın yıkılması kertesine geçiren “nâ- şize’ye, karakol komiseri gibi küçük bir ceza uygulama yetkisi verilip, mesele dallandırılmadan, ailenin parçalanmaması için en son ihtimale de başvurulacak, ya da her türlü sosyal, psikolojik ve ekonomik zararına rağmen derhal yuvanın yıkılmasına müsaade edilecektir. Ayet birinci yolu tavsiye etmektedir. Bunda aynı zamanda aile sırlarının mahkemelerde flâş olmaması hikmeti de söz konusudur.
