Ebu’l-Esver ed-Düeli “İlimden daha aziz bir şey yoktur. Hükümdarlar halkın hâkimidir, âlimler ise hükümdarların hâkimidir. ”
İbn Cemaa anılan önemli eserinde önce ilim üzerinde durmakta daha sonra ilim elde etmede niyetin değeri, önemi üzerinde durarak; “ilimde asıl olan niyettir, niyette asıl olan ise, Allah’ın rızasını kazanmaktır” demektedir. Ona göre; öğrenci başlangıçta Allah’ın rızasını kazanmak, ahiret saadetini elde etmek, öğrenmekle kendi cehaletini ortadan kaldırmak, öğrendikleri ile başkalarını aydınlatmak, dini ihya etmek, ilimle amel etmek, Allah’a yaklaşmak gibi esaslara yönelmeye niyet etmelidir
İbn Cemaa’nın üzerinde durduğu bir diğer konu da eğitim ve öğretim için uygun zamanın seçilmesi, öğrenime başlama yaşıdır. O, çocuğun erken yaşlarda örgenime başlamasını öğütler. Çünkü ona göre geçen zamanı geri getirmek mümkün değildir. İslam eğitim felsefesinde temel esas, insan hayalinin bütünüyle bir öğrenim devresi olmasıdır, Hz. Peygamber bu hususu “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz” sözleriyle müslümanlara açıklamış ve tavsiye etmiştir. Ancak çocukluk ve ilk gençlik yıllan eğilim-öğretim için önemli dönemlerdir. Bu yaşlarda insan zihninin birçok meşguliyetlerden âri olması nedeniyle öğrenme hadisesi daha kolay olacağı gibi. Kazanılan bilgiler de daha kalıcı olacaktır. İslam eğitimcisi İbn Sahnun eğitime erken yaşta başlamanın önemini; “Kur’an genç yaşta öğrenilmelidir. Çünkü Kur’an o yaştaki kimsenin kan ve etiyle karışır, erken yaşta bilgi edinme bir taşa yazmak kadar etkilidir” sözleriyle vurgulamaktadır. Eğitime erken yaşta başlamanın ehemmiyeti üzerinde diğer bir çok İslam âlimi de hassasiyetle durmuşlardır. Örneğin Gazali bu konuda şöyle demektedir: “Çocukların küçük yaşta eğitimleri gereklidir. Çünkü küçük yaşta verilen bilgi taştaki oymalara benzer. Çocuğun temiz olan kalbi ince, sade ve her izlenim ve suretten boştur. Fakat her izlenimi anlayabilecek yetenektedir”
İslam eğitimcileri eğitim-öğretime başlamak üzere herkes için geçerli bir yaş şartı koşmaktan ziyade, çocuğun olgunluk ve kabiliyetini, temyiz ve idrak edebilme yaşını esas almışlardır.
İbn Cemaa eserinde çocuklara ilim öğretecek öğretmene geniş yer vermekte, öğretmenin önemi, özellikleri ve vazifeleri hakkında geniş bilgiler vermektedir. O. öğretme ve öğrenme sürecinde temel kaynak olarak eğitim ve öğretimde öğretmenin önemini şu sözleriyle vurgulamaktadır: “Belanın en büyüğü sayfaları hoca edinmektir. Yani halkın ilmi kitaplardan öğrenmesidir. ” Yine o, konu ile ilgili olarak İmam Şafii’nin “ilmi kitapların sahifelerinden öğrenen kimse, ahkamı öğrenmekten mahrum kalır” sözünü nakleder. İbn Cemaa öğrenciye, ilmi bir öğretmenden öğrenmeyi tavsiye etmekle de yetinmeyerek, aynı zamanda ona, ilmi kitaplardan alan ve otorite âlimlerle sohbeti bilinmeyen hocadan değil asrının âlimleri ile sıkı bir münasebet kurup, onlarla çok konuşmuş ve uzun müddet onların toplantılarına katılmış bir müderrisi seçmesini de tavsiye etmektedir.
Mümtaz Turhan öğretmenin, eğitim ve öğretimdeki önemini ve fonksiyonunu şöyle tarif eder: “Toplumun hakiki ihtiyaçlarına uygun bir maarif sistemi meydana getirilmek veya mevcut sistem ıslah edilmek istendiği takdirde işe iyi muallim yetiştirmekle başlamak gerekir”. Bütün güç ve tesirlerine rağmen televizyon, radyo, video gibi sesli-görüntülü veya (kitap, dergi, gazete) basılı yayın, ders aletleri öğretmenin tesir gücüne ulaşamaz. Çünkü öğretmenle öğrenci arasında çok yönlü bir diyalog vardır. İkisi arasında ders süresince ve hatta ders sonrasında da sesli veya sessiz, direkt veya dolaylı olarak bir iletişim ve etkileşim söz konusudur.
İbn Cemaa göre öğretmen, her şeyden önce bir öğretici olarak ilminde ehliyetli ve yetkili olmalı, çocuğu terbiye etmesini ve öğretmesini iyi bilmelidir. O kazandığı ilimle yetinmemeli, ilmini araştırmak ve geliştirmek için sürekli gayret göstermelidir. Zira “kişi okuduğu, öğrendiği sürece âlimdir. Öğrenmeyi bırakıp kendini müstağni ve elde ettiği ilmi yeterli zannettiğinde ise kendini cehaletin kucağına atmış olur”İbn. Cemaa’nın bu sözlerini, bugünkü eğitim sistemleri içerisinde, öğretmenlik için belirlenen ve aranılan özel alan bilgisi, genel kültür bilgisi ve pedagojik formasyon eğitimi paralelinde değerlendirmek mümkündür. İbn Cemaa öğretmende bulunması gereken ferdi özellikler konusunda da; öğretmen güzel ahlaklı, edepli, şefkatli, merhametli, vakarlı, ağırbaşlı, mütevazi, hoşgörülü, düşünce, söz ve fiillerinde samimi ve güvenilir olmalı, gizli ve aşikar bütün hareket ve davranışlarında, söz ve fiillerinde Allah’tan korkmalıdır gibi ilk bakışta konuya daha ziyade İslami düşünce ile yaklaşan bir görünüm arz etmekte ise de, aslında bugün de önemini ve geçerliliğini koruyan, insanın psikolojik özellikleri üzerinde durmaktadır. Mehmet Akif de günümüz öğretmenlerinin ahvalinden memnuniyetsizliğini ifade ettikten sonra, öğretmenin özelliklerini şöyle ifade etmektedir:
“Muallimim, diyen olmak gerektir imanlı,
Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı”.
Esasen “âlim, insanları büyük bilgilerden önce küçük bilgilerle eğitir”. Sonra, öğretmen derste zamanı çok iyi ayarlamalı, derse vaktinde başlayıp vaktinde bitirmeli, onu ne kısaltmalı ne de uzatmalıdır. Yani çocuğun öğrenme arzusunu köreltmemek, aynntılara girip dersin içinde kaybolmamak, zira bu, çocuğu sıkılmaya ve soğumaya götürebilir. Bu sürekli olursa onun dersten soğumasına neden olacaktır. Şu halde hoca derse vaktinde girip, zamanında sözünü kesmesini bilmelidir.
İbn Cemaa öğrencinin dersine devam edeceği hocanın kendisinin seçme imkanına sahip olduğunu belirtir. (Bazen çocuklar hocaları ile uyuşmazlık gösterebilir. Bir sebebe bağlı olsun veya olmasın çocuğun geleceği ve derslerin daha sağlıklı olması için bazen hoca değiştirmek işe yarayabilir.)
İbn Cemaa dersi öğrenme vakti ve öğrenme türü üzerinde dururken en uygun zamanın; “ezberlemek için seher vakti, araştırma için sabah vakti, yazma için öğle sonrası, mütalaa ve müzakere için de gece” olduğunu söylemektedir.
