Hak Teâlâ, Meleklerine:
«Ben yeryüzünde hükümran olacak birini yaratacağım» diye buyurdu. (Bakara sûresi, âyet: 30)
Dünya denizleri yıllar yılı sallandı, durdu.
Dünyanın karaları denizlerin ortasında binbir nebatla, binbir güzel çiçekle, binbir renkli bitki ile doldu.
Fakat, bu dünyayı daha da güzelleştirmek, ona daha da bir şirinlik vermek lâzımdı. Yüce Allah:
— “Bir insan yaratayım, bu insan Birliğimi tanısın. Yeryüzünü onarsın. Eksin, diksin, biçsin, yapılar yapsın.” diye buyurdu.
Allah-ü Taâlâ’ya yakın olan Melekler de:
«Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz ise sana hamdetmekteyiz. Ve seni noksanlıklardan uzak bilerek ta’zimde bulunuyoruz» dediler. (Bakara sûresi, âyet: 30)
Evet bütün Melekler durmadan Yüce Allah’a böyle yalvardılar:
— «Ey yüce Rabbimiz! İşte biz senin ismini dilimizden düşürmüyoruz. Senin Yüce Sıfatlarını söylüyoruz. Seni övüyor, nimetlerine şükrediyoruz. Yeryüzünde aykırılıklar çıkaracak, kanlar dökecek birini mi yaratacak ve yerleştireceksin» diye sordular.
Hak Teâlâ da Meleklerin utana utana sordukları bu soruya şöyle buyurdu:
«Elbette sizin bilmediğiniz şeyleri ben bilirim!» dedi. (Bakara sûresi, âyet: 30)
Melekler birbirlerine baktılar…
— Şüphesiz ki O Rabbil âlemin her şeyi bilendir. Dünyaya hiç bir faydası olmayacak yaratığı yaratmaz. O Yüce Allah Meleklerine:
«Ben kuru bir balçıktan, biçim almış bir insan yaratacağım!» diye buyurdu. (Hicr sûresi, âyet: 28)
Melekler heyecanla diliyorlardı. Ve Hak Teâlâ onlara şu fermanını bildirdi:
«Ben onu yaratıp ona ruh nefhettiğim zaman siz hemen ona secdeye kapanın!» diye buyurdu. (Hicr sûresi, âyet: 29)
Şimdi Meleklerin ruhunda bu İlâhî emirler, durmadan yankılanıp dalgalanıyordu:
— Ben balçıktan bir insan yaratacağım. Bu kara çamurdan yarat-tığım adama bir biçim vereceğim. Sonra ona ruhumdan üfleyip can vereceğim. O balçıktan canlandığı zaman siz, hepiniz ona saygı ve- sevgi ile duracak, ona secde edeceksiniz! diye buyurdu.
Melekleri bir sevinç kapladı. Yüzleri güldü:
— Başüstüne Âlemlerin Rabbi! dediler. Senin buyruklarına boyun eğmek en büyük borcumuzdur!
Yüce Allah, Âdem’i yaratacağı toprağı dünyadan getirmek için Cebrail (A.S.)’a:
— Yâ Cebrail, yeryüzüne in! Bana oradan toprak getir! diye buyurdu.
Cebrail dünya yüzüne indi. Balçıktan bir kucak almak istedi.
Yer ona:
— Hayır! Toprağımdan bir parça şey alarak onu eksiltme. Onun biçimini, şeklini bozma. Ben, senin bu hareketinle beni hakir düşür-menden Yüce Allah’a sığınırım! Acaba o insanlar Allah-ü Teâlâ’ya itaat edecekler mi, yoksa isyan içinde mi olacaklar? dedi.
Yer bu suretle Cebrail’in bir kucak toprak almasına engel oldu. Cebrail de eli boş olarak Hak Teâlâ katma geldi.
— Ey Yüce Rabbim! dedi. Yer sana sığındı, bir tutam toprak almama engel oldu. Ben de ödevimi yapamadım. Geri döndüm, geldim..
Yüce Allah:
— Mikâil gelsin! diye buyurdu.( )
Mikâil (A.S.)’a:
Yeryüzüne in! Bana oradan bir yığın toprak getir! dedi.
Mikâil yere indi. Yerden toprak istedi. Yer:
— Ey Yüce Melek! Toprağımdan bir parça şey verip onu eksiltemem! Onun biçimi, şekli bozulmasın. Senin beni hakir düşürmenden Yüce Yaratan’a sığınırım! dedi.
Mikâil de eli boş olarak Rabbinin huzuruna döndü; O da Cenab-ı Hakka:
— Yer bana toprak vermedi! dedi.
O zaman yüce Allah Ölüm Meleği Azrail’i yere gönderdi:
— Yeryüzüne in. Bana oradan toprak getir! diye buyurdu
Ölüm Meleği, göklerden yere indi. Yer ona da toprak vermek istemedi.
— Allah’a sığınırım ki, O’nun buyruğunu yerine getirmeden, yerden toprak almadan geri dönemem! dedi ve eğildi. Yerden toprak aldı. Kırmızı yerden, kara yerden, beyaz yerden avuç avuç alarak karıştırdı. Bu toprakla Âdem oğulları türlü türlü renkte olacaktı.
Azrail aldığı toprakla hemen göğe çıktı. Onu su ile ısladı. Toprak balçık gibi oldu.
Ve dünyaya şöyle dedi: İnsan
— Ey yer! Ben bu toprağı Genâb-ı Hakk’ın kudret eline sunacağım. Ondan insan yaratılacak. Bu ne büyük nimet sana ki onlar senin üstünde yaşayacaklar.
Sonra balçık kurutulmağa bırakıldı.
İşte âlemlerin Yaratıcısı Yüce Allah Âdem’i şimdi bu ateşte yoğurulmuş gibi kuru çamurdan yaratacaktı.
Meleklerin hepsinin gözleri toprağın üzerine dikildi. Bir toprağın üzerinde bir insan boyundaki yığın derlenmeğe, toplanmağa, şekillenmeğe başladı. Az sonra bir baş, gövde, ayaklarla biçimlendi.
Yüce Allah, yarattığı bu şekle şimdi RUH verecekti. Ruha:
— Nurla bulan ve cesedin içine gir! diye buyurdu.
Ruhta, nur denizlerini dolaştı, nurlandı. Sonra Âdem’in şekillenmiş balçığına yaklaştı. Fakat onun içine giremedi:
— Ey Allah’ım! Burası kapkaranlık, nursuz, ışıksız bir mağara! dedi. Allah-ü Teâlâ da:
— Zor ile gir, zor ile oradan çık! diye emretti. O zaman Ruh’ta hemen Âdem’e yaklaştı, şekil almış toprağın burnundan içine girdi. Doğruca, onun dimağının içine yerleşti, boşluğunu dolaştı. Cansız ceset Ruh dolaştıkça nurlandı, güzelleşti. Az sonra Âdem cana kavuştu. Çünkü Yüce Allah böylece onun ruhunu üfürmüş, insanların atası olarak yaratmıştı.
Sonra ona burnundan üfledi. Âdem gerindi. O baş, o gövde, o ayaklar kımıldamaya başladılar. Sonra yavaş yavaş ayağa kalktı. Şimdi bir yığın balçık, güzel bir insan olarak Meleklerin gözleri önünde duruyordu.
Böylece:
«Rahman olan Allah-ü Teâlâ.»
«İnsanı yarattı.» (Rahman sûresi, âyet: 3)
Ve Cenâb-ı Allah, Adem’in topraktan yaratıldığını şöyle bildirdi:
«Biz, Âdemi topraktan yarattık» (Mü’min sûresi, âyet: 67)
Melekler Âdeme:
— Allah’a hamdolsun! dediler. Ve secde kıldılar. Âdem de:
— Allah’a hamdolsun! dedi.
Canlanan balçığın bakışları parlaktı. Bir ince zekâ ateşi parlıyordu o gözlerde. Bu Âdem’di.
İnsanların atası olacaktı bu güzel adam, bu zeki bakışlı insan güzeli!
Yüce Allah bir gün boşluklarda dolaşan Nur’a:
— Ey Nur! diye buyruk verdi. Âdem’in alnına in!
Âdem, bir anda alnında bir varlığın eklendiğini hissetti. Elini uzattı. Alnını tuttu. Maddi hiç bir şey yoktu. Fakat, alnında Allah’ı öven, O’nu yüceleyen sesler işitti. Kendi anladığı bir dille konuşmalar duydu. İlâhî sırrın gizliliği idi bu! Bu sesleri dinledi, dinledi. Utanarak başını kaldırdı:
— Ey Yaradan’ım! Ey Yüce Allah’ım! İzzetinden bu sırrın aslı nedir? diye sorabilir miyim? Bana öğret bunu, ben de bileyim! dedi.
— Ey Âdem! O Nur benim Habibimin NUR’udur. O NUR’a bir gün sen ATA olacaksın. O NUR yaratıkların özü, cevheridir! diye buyurdu.
Şimdi binlerce yıl Arş’ta dolaşan NUR, Hazret-i Âdem’in alnında parlıyor, ışığı gökyüzüne doğru fışkırıyordu.
Yüce Allah yine:
— Ey Âdem! dedi! Yer ve gökler âlemi, bu iki cihan, bu Nurla süslenmiştir. Bu nurla aydınlanmıştır. Ey Âdem! Alnında parlayan bu NUR senin yanında emanettir. Bu emaneti zürriyetine sen de emanet kılacaksın! Evlâdların olacak senin. Onlara sen de bu NUR’un temiz asıldan, temiz bir rahme emanet kılınmasını öğüt ver!
Âdem de:
— Ey Yüce Yaratan! dedi. Ahdini ve misâkını belledim. Ben de evlâdıma ve zürrüyetime bu emaneti temiz bir asıldan, tertemiz bir rahmet, bir karına tapşırsınlar diye öğüt vereceğim.
Şimdi o NUR, ilk dünya insanı Hz. Âdem’in alnında gök ayının on dördüncü gecesindeki Tolunay gibi parıl parıl parlıyordu.
Gözleri, bakışları, güneş gibi dünya çevresinde dolaşıyordu. Yüce Allah Âdem’i balçıktan olan vücuduna ruh verirken aklına zekâ vermişti. Bir anda ona her şeyin adını öğretmişti.
Bunu Kur’an-ı Kerim’inde Hak Teâlâ şöyle açıklar:
«Allah-ü Teâlâ Âdem’e bütün her şeyin adlarını öğretti. Sonra Meleklere o adlarla tanılan şeyleri gösterip: Eğer her şeyin içyüzünü bilen sadıklardan, doğruculardansanız bunların adlarını söyleyiniz!» diye buyurdu. (Bakara sûresi, âyet: 31)
Melekler de Cenâb-ı Hakk’a:
«Seni tenzih ederiz. Bize öğrettiğin şeylerden başka bilgimiz yok. Hiç şüphe yok ki sen her şeyi bilensin, Hikmet sahibisin! dediler.» (Bakara sûresi, âyet: 32)
Yüce Yaratan, Âdem’in kendisine en yakın Meleklerden de daha bilgili olduğunu bildirmeği, onlara bunu anlatmayı istedi.
Meleklerine:
— Ey Meleklerim! Ben Âdem’i en şerefli, en saygı değer, en bilgili bir yaratık olarak yoktan var ettim! diye buyurdu.
Melekler utanarak, el açtılar:
— Ey Rabbimiz! O bilgiyi bize göstersin Âdem? diye niyazda bulundular, şaşkınlık gösterdiler.
Bu hâli Cenâb-ı Hak kullarına şöyle bildirmiştir:
Allah, Âdem’e: “Ey Âdem Meleklere eşyanın adlarını söyle!” diye buyurdu. Âdem de her şeyin adını bildirdi. Cenâb-ı Hak da o zaman:
— “Ben size yerdeki, göklerdeki gizli her şeyi, açıkladığınızı, gizlediğinizi, bilirim! diye söylememiş miydim?” diye buyurdu.» (Bakara sûresi, âyet: 33)
Yüce Allah’ın Melekleri bu her şeyi öğrenen Âdem’e en büyük saygı ile sena ederken yalnız Şeytan gururunu kıramamış, ona secde etmekten uzak kalmıştı. Âdeta, Âdem’e gayz ve kin bağlamıştı.
Onun bu hali Kıyamet’e kadar sürüp gidecekti. Cenâb-ı Allah şöyle buyurur:
«Hani biz Meleklere: “Âdem’e secde edin demiştik de iblisten başka hepsi secde etmişlerdi ya!” Şeytansa secde etmekten çekindi, büyüklüğe kapıldı, kâfirlerden oldu.» (Bakara sûresi, âyet: 34)
