Yakın İlgi
Okulda veya sınıfta, yeterince sevilmeyen, arkadaşlığı reddedilen çocuklarla daha yakından ilgilenmek gerekir. Yalnızlığa terk edilen, arkadaş grubu olmayan bu çocuklar, karamsar bir hava içindedirler. Bu arada onların arkadaş olarak kabul edilmek, başkaları tarafından takdir edilmek için yapamayacakları şey yoktur. Hocaların takdiri, bu çocukları biraz olsun teselli eder. Hoca bu gibilerle yakından ve yeterince ilgileneceği gibi, zeka seviyesinin düşük olması veya diğer sebeplerle derste arkadaşlarından geri kalanlara da yardım etmelidir. Zekası normal, çalışma yollarını bilen, maddi manevi pek problemi bulunmayan çocuğa bir şeyler öğretmek maharet değildir. Bununla övünmek de yersizdir. Önemli olan, zor öğrenen, çalışma yollarım bilmeyen, zekaca geri, problemi olan çocuğa bir şeyler vermek, onu olduğu yerden alıp, az da olsa ileri götürmektir. İşte asıl maharet budur.
Hoca beden özürlü çocuklarla da yakından ilgilenmelidir. Beden özürlü bir çocuğun bu halini ortadan kaldırmak elimizde olmayan bir şeydir. Fakat o sakatlığın, çocuğun ruhunda oluşturduğu acı ve üzüntüyü hafifletmek, onu hayata bağlamak büyük ölçüde elimizdedir.
Hoca çocuklarına eşit davranmakla birlikte, içlerinden fakir ve kimsesiz olanları kendine daha yakın tutmalı, onlara “Tevazu, meskenet, izhar-ı atf ve muhabbet eyleye.” Şu halde hoca, bütün çocukları ile ilgilenmekle birlikte, bilhassa fakir ve kimsesiz olanlarla daha çok ilgilenip, onlara yatacak yer, burs temin edip, şefkat ve merhamet göstermelidir.
Öğrenme Güçlüğü
Hoca, anlayışsız ve öğrenme güçlüğü çeken çocuğu, tatlı dille, güler yüzle ve yumuşak davranarak terbiye etmelidir. Bu arada o, yavaş öğrenen birkaç çocuğa, bir konuyu açıklarken fazla zaman harcanıyorsa diğerlerinin dikkati dağılabilir. Böylelikle birçok çocuğun ilimde ilerlemesi de gecikir. En uygunu yavaş öğrenen çocuklarla ders sonrası ayrıca ilgilenmektir. Çünkü bir çocuk için diğerlerinin ilerlemesine engel olunamaz.
Çocuğa yaşma ve anlayışına uygun konular öğretir, muhtevasını kavrayamayacağı bir kitabı da işaret etmeyeceği gibi, “Oku,” da demez.
Hoca derslerinde başarılı olmak için çok çalışarak kendini yıpratan çocuğu çağırıp, onunla görüşmelidir. Başarısızlık karşısında üzülen çocuğu teselli etmeli, bunun için üzülmeye değmeyeceğini, daha sonra başarılı olabileceğini söylemeli ki onu teselli etmiş olsun. Halbuki başarısızlık karşısında üzülen ve çevresini de üzen çocuklar vardır.
İhlas ve Samimiyet
Eğitimcinin samimi ve güvenilir olması gerekir. O, terbiyeyi faaliyet, ilmi çalışma ve araştırmalarında Allah rızasını elde etmeyi, gerçeğe ulaşmayı ve bunu çocukların zihin ve kalplerine yerleştirmeyi ve onları Hakk’a bağlamayı gaye edinmelidir. İhlas kaybolunca hocalar arasında huzursuzluk vuku bulur ve onlardan her biri kendi görüş ve yolunda taassuba bürünür. Çocuklar bir hocanın samimi olup olmadığını hemen fark ederler. Samimiyetten uzak bir hoca, çocukların dikkat ve alakasını temin edemez.
Hoca, çocuklarına bir arkadaş, samimi bir dost gibi davranmalıdır. Nitekim Ebu Hanife (rh.a.) böyle davranır, talebelerine şöyle derdi. “Sizler, kalbimin sevinci, hüznümün tesellisisiniz.”
Hoca-çocuk münasebetleri üzerinde yapılan araştırmalarda dikkate değer sonuçlar elde edilmiştir. Sinirli bir hocanın sınıfındaki çocuklar de sinirlilik temayülü göstermekte, neşeli ve güler yüzlü bir hocanın sınıfındaki çocuklar neşeli ve güler yüzlü; tertipli bir hocanın sınıfındaki çocuklar de tertipli ve düzenli olmaktadır. Dolayısıyla çocuk her hocanın karakter yapısına göre davranış sergilemektedir. Mesela dürüst ve haksever bir hocanın dersinde yalan söylemeyen ve kopya çekmeyen bir çocuk, Çocukları tahakkümle idare etmek isteyen, buna karşılık vazifesini de gereği gibi yapmayan bir hocanın dersinde yalan söylemekte, hatta kopya çekmektedir.
Öğrenciye Hitap
Hocanın çocuğa hitabı da eğitimde önemli bir yer tutar. Hocanın çocuğun babası mesabesinde olduğunu daha önce görmüştük. Bu itibarla onun çocuğa sevgi, şefkat ve merhamet gayesiyle “Oğlum, Kızım” demesinde bir sakınca yoktur. Yaşlı birinin çocuklara “Oğulcuğum, kızım, yavrucuğum, çocuğum” gibi hitabı normaldir. Nitekim Hazreti Peygamber (s.a.v.), Enes (r.a.)’e zaman zaman böyle hitap etmiştir.39 Fakat özellikle genç ve mesleğe yeni atanmış hocaların sınıf ve çocuğun seviyesine göre “Çocuklar, arkadaşlar, sevgili çocuklar” diye hitap etmesi gerekir. Aksine ve olumsuz hitaplar henüz bulûğ çağında ve birçok şeyi beğenmeyen, kendini ispat etmek isteyen, kendi yaptığını beğenen, büyüklük kompleksinde bulunan çocukları hiç de memnun etmez.
Hocanın, çocuklarının isimlerini öğrenip, onlara ismen hitap etmeye çalışması onlarla ilgilendiği ve değer verdiğini gösterir. Çünkü çocuklar, ismen çağırılmaktan hoşlanırlar ve tanınmalarından dolayı da memnun olurlar. Ayrıca bu durum, Çocukları rahatlatır. “Çocuklar, arkadaşlar, sevgili çocuklar, vb.” şeklinde çocukların yaşlarına uygun bir tarzda hitap etmek uygun olur. İstenmeyen hitaplar çocuğu, hocadan soğutabilir. Bu arada hoca, hitap ederken, çocuğu kırmamalı, incitmemelidir. Bu sebeple yapılacak hitap, menfi değil; müspet olmalıdır.
İbn Cemaa’nın da belirttiği gibi hoca, her çocuğa sevgi ve saygı dolu bir ifade ile saygı ve yücelik ifade eden, sevdiği bir isimle hitap etmelidir.
Hoca, çocuğa sevdiği lakapla da hitap edebilir. Çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi, Hazreti Peygamber, sahabeye sevdikleri hitap eder, onlarda bundan hoşlanırlardı.
Hoca-Veli Münasebetleri
Velilerin büyük bir bölümü, çocuklarını okula teslim ettikleri günden itibaren eğitimle ilgili vazife ve mesuliyetlerinden büyük ölçüde kurtulduklarını zannederler. Artık çocukları yetiştirme vazifesi okula ve hocaya aittir. Başarı ve bilhassa başarısızlıktan o sorumludur. Velilerin birçoğu çocuklarının hocalarını ya hiç tanımazlar ya da sadece çocukların anlattıkları kadarıyla tanırlar.
Hoca, çocukların okul dışındaki faaliyetlerinden haberdar olmak ve çocuğu tam olarak tanımak gayesiyle anne babanın bilgisinden faydalansın. Zira veliler ile kurulacak yalçın bağ, çocuk problemlerinin çözümünde kolaylık sağlar. Bunun için de çocuk velilerini okula yaklaştırmak gerekir.
Velileri okula yaklaştırmak için, veliye terbiyevi faaliyetlerini idrak ettirmek. Onu terbiyevi gaye ve vasıtalar hakkında aydınlatmak gerekir. Bu gaye ile bilhassa çocuk eğitimi ile ilgili seri konferanslar tertiplenebilir. Toplantıda daha çok velilerin konuşmasına imkan sağlanmalıdır.
Başarılı çocukların velileri davet edilerek kendilerine teşekkür edilmelidir. Problemi olan çocukların velileri ayrıca davet edilmeli, o sınıfa derse giden bütün hocaların katılacağı çocuklar tek tek ele alınmalıdır.
İslam eğitimcileri aile okul arasında kurulması gereken alakayı son derece öz bir ifade ile formüle etmişlerdir: “Eğitim ve öğretimde üç unsurun gayret sarf etmesine ihtiyaç duyulur: çocuk, hoca ve baba (veli).”
Velilerin çocuk ve hoca ziyaretleri de önemlidir. Fakat ziyaretler mümkünse ders saatleri dışında yapılmalıdır. Aslında bugün veli haklıdır. Çünkü birçok hoca son dersinden sonra hemen okuldan ayrılmaktadır. Halbuki okulda bir süre daha kalması en uygun davranıştır. Veliler mesai saatleri dahilinde gelseler bile, çocuk veya hocayı kendilerine ayrılan bir salonda beklemelidirler. Ders vakti okula uğramak, hoca ve öğrencilerden birini dersten alıkoymak, dersi geciktirmek, İslam eğitimcilere tarafından sert bir dille eleştirilmiştir. Ziyaretin ders saatleri dışında yapılması, çocuk hakkında geniş bilgi alışverişine uygun olduğundan, büyük önem arz eder.
