Hocanın Rehberliği

By | 1 Ağustos 2019

Yakın İlgi

Okulda veya sınıfta, yeterince sevilmeyen, arkadaşlığı red­dedilen çocuklarla daha yakından ilgilenmek gerekir. Yalnızlığa terk edilen, arkadaş grubu olmayan bu çocuklar, karamsar bir hava içindedirler. Bu arada onların arkadaş olarak kabul edil­mek, başkaları tarafından takdir edilmek için yapamayacakları şey yoktur. Hocaların takdiri, bu çocukları biraz olsun teselli eder. Hoca bu gibilerle yakından ve yeterince ilgileneceği gibi, zeka seviyesinin düşük olması veya diğer sebeplerle derste arkadaşlarından geri kalanlara da yardım etmelidir. Zekası nor­mal, çalışma yollarını bilen, maddi manevi pek problemi bulun­mayan çocuğa bir şeyler öğretmek maharet değildir. Bununla övünmek de yersizdir. Önemli olan, zor öğrenen, çalışma yolla­rım bilmeyen, zekaca geri, problemi olan çocuğa bir şeyler ver­mek, onu olduğu yerden alıp, az da olsa ileri götürmektir. İşte asıl maharet budur.

Hoca beden özürlü çocuklarla da yakından ilgilenmelidir. Beden özürlü bir çocuğun bu halini ortadan kaldırmak elimizde olmayan bir şeydir. Fakat o sakatlığın, çocuğun ruhunda oluş­turduğu acı ve üzüntüyü hafifletmek, onu hayata bağlamak bü­yük ölçüde elimizdedir.

Hoca çocuklarına eşit davranmakla birlikte, içlerinden fakir ve kimsesiz olanları kendine daha yakın tutmalı, onlara “Teva­zu, meskenet, izhar-ı atf ve muhabbet eyleye.” Şu halde hoca, bütün çocukları ile ilgilenmekle birlikte, bilhassa fakir ve kim­sesiz olanlarla daha çok ilgilenip, onlara yatacak yer, burs te­min edip, şefkat ve merhamet göstermelidir.

Öğrenme Güçlüğü

Hoca, anlayışsız ve öğrenme güçlüğü çeken çocuğu, tatlı dille, güler yüzle ve yumuşak davranarak terbiye etmelidir. Bu arada o, yavaş öğrenen birkaç çocuğa, bir konuyu açıklarken fazla zaman harcanıyorsa diğerlerinin dikkati dağılabilir. Böyle­likle birçok çocuğun ilimde ilerlemesi de gecikir. En uygunu ya­vaş öğrenen çocuklarla ders sonrası ayrıca ilgilenmektir. Çünkü bir çocuk için diğerlerinin ilerlemesine engel olunamaz.

Çocuğa yaşma ve anlayışına uygun konular öğretir, muh­tevasını kavrayamayacağı bir kitabı da işaret etmeyeceği gibi, “Oku,” da demez.

Hoca derslerinde başarılı olmak için çok çalışarak kendini yıpratan çocuğu çağırıp, onunla görüşmelidir. Başarısızlık kar­şısında üzülen çocuğu teselli etmeli, bunun için üzülmeye değ­meyeceğini, daha sonra başarılı olabileceğini söylemeli ki onu teselli etmiş olsun. Halbuki başarısızlık karşısında üzülen ve çevresini de üzen çocuklar vardır.

İhlas ve Samimiyet

Eğitimcinin samimi ve güvenilir olması gerekir. O, terbiye­yi faaliyet, ilmi çalışma ve araştırmalarında Allah rızasını elde etmeyi, gerçeğe ulaşmayı ve bunu çocukların zihin ve kalple­rine yerleştirmeyi ve onları Hakk’a bağlamayı gaye edinmeli­dir. İhlas kaybolunca hocalar arasında huzursuzluk vuku bu­lur ve onlardan her biri kendi görüş ve yolunda taassuba bürü­nür. Çocuklar bir hocanın samimi olup olmadığını hemen fark ederler. Samimiyetten uzak bir hoca, çocukların dikkat ve ala­kasını temin edemez.

Hoca, çocuklarına bir arkadaş, samimi bir dost gibi davran­malıdır. Nitekim Ebu Hanife (rh.a.) böyle davranır, talebelerine şöyle derdi. “Sizler, kalbimin sevinci, hüznümün tesellisisiniz.”

Hoca-çocuk münasebetleri üzerinde yapılan araştırmalarda dikkate değer sonuçlar elde edilmiştir. Sinirli bir hocanın sınıfındaki çocuklar de sinirlilik temayülü göstermekte, neşeli ve gü­ler yüzlü bir hocanın sınıfındaki çocuklar neşeli ve güler yüzlü; tertipli bir hocanın sınıfındaki çocuklar de tertipli ve düzenli ol­maktadır. Dolayısıyla çocuk her hocanın karakter yapısına gö­re davranış sergilemektedir. Mesela dürüst ve haksever bir ho­canın dersinde yalan söylemeyen ve kopya çekmeyen bir ço­cuk, Çocukları tahakkümle idare etmek isteyen, buna karşılık vazifesini de gereği gibi yapmayan bir hocanın dersinde yalan söylemekte, hatta kopya çekmektedir.

Öğrenciye Hitap

Hocanın çocuğa hitabı da eğitimde önemli bir yer tutar. Ho­canın çocuğun babası mesabesinde olduğunu daha önce gör­müştük. Bu itibarla onun çocuğa sevgi, şefkat ve merhamet ga­yesiyle “Oğlum, Kızım” demesinde bir sakınca yoktur. Yaşlı bi­rinin çocuklara “Oğulcuğum, kızım, yavrucuğum, çocuğum” gi­bi hitabı normaldir. Nitekim Hazreti Peygamber (s.a.v.), Enes (r.a.)’e zaman zaman böyle hitap etmiştir.39 Fakat özellikle genç ve mesleğe yeni atanmış hocaların sınıf ve çocuğun seviyesi­ne göre “Çocuklar, arkadaşlar, sevgili çocuklar” diye hitap et­mesi gerekir. Aksine ve olumsuz hitaplar henüz bulûğ çağında ve birçok şeyi beğenmeyen, kendini ispat etmek isteyen, ken­di yaptığını beğenen, büyüklük kompleksinde bulunan çocuk­ları hiç de memnun etmez.

Hocanın, çocuklarının isimlerini öğrenip, onlara ismen hitap etmeye çalışması onlarla ilgilendiği ve değer verdiğini gösterir. Çünkü çocuklar, ismen çağırılmaktan hoşlanırlar ve tanınmalarından dolayı da memnun olurlar. Ayrıca bu durum, Çocukları rahatlatır. “Çocuklar, arkadaşlar, sevgili çocuklar, vb.” şeklinde çocukların yaşlarına uygun bir tarzda hitap etmek uygun olur. İstenmeyen hitaplar çocuğu, hocadan soğutabilir. Bu arada ho­ca, hitap ederken, çocuğu kırmamalı, incitmemelidir. Bu sebep­le yapılacak hitap, menfi değil; müspet olmalıdır.

İbn Cemaa’nın da belirttiği gibi hoca, her çocuğa sevgi ve saygı dolu bir ifade ile saygı ve yücelik ifade eden, sevdiği bir isimle hitap etmelidir.

Hoca, çocuğa sevdiği lakapla da hitap edebilir. Çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi, Hazreti Peygamber, sahabeye sevdik­leri hitap eder, onlarda bundan hoşlanırlardı.

Hoca-Veli Münasebetleri

Velilerin büyük bir bölümü, çocuklarını okula teslim ettik­leri günden itibaren eğitimle ilgili vazife ve mesuliyetlerinden büyük ölçüde kurtulduklarını zannederler. Artık çocukları ye­tiştirme vazifesi okula ve hocaya aittir. Başarı ve bilhassa başarısızlıktan o sorumludur. Velilerin birçoğu çocuklarının hocalarını ya hiç tanımazlar ya da sadece çocukların anlattıkları kadarıyla tanırlar.

Hoca, çocukların okul dışındaki faaliyetlerinden haberdar olmak ve çocuğu tam olarak tanımak gayesiyle anne babanın bilgisinden faydalansın. Zira veliler ile kurulacak yalçın bağ, ço­cuk problemlerinin çözümünde kolaylık sağlar. Bunun için de çocuk velilerini okula yaklaştırmak gerekir.

Velileri okula yaklaştırmak için, veliye terbiyevi faaliyetle­rini idrak ettirmek. Onu terbiyevi gaye ve vasıtalar hakkında aydınlatmak gerekir. Bu gaye ile bilhassa çocuk eğitimi ile ilgili seri konferanslar tertiplenebilir. Toplantıda daha çok velilerin konuşmasına imkan sağlanmalıdır.

Başarılı çocukların velileri davet edilerek kendilerine teşek­kür edilmelidir. Problemi olan çocukların velileri ayrıca davet edilmeli, o sınıfa derse giden bütün hocaların katılacağı çocuk­lar tek tek ele alınmalıdır.

İslam eğitimcileri aile okul arasında kurulması gereken ala­kayı son derece öz bir ifade ile formüle etmişlerdir: “Eğitim ve öğretimde üç unsurun gayret sarf etmesine ihtiyaç duyulur: ço­cuk, hoca ve baba (veli).”

Velilerin çocuk ve hoca ziyaretleri de önemlidir. Fakat ziya­retler mümkünse ders saatleri dışında yapılmalıdır. Aslında bu­gün veli haklıdır. Çünkü birçok hoca son dersinden sonra he­men okuldan ayrılmaktadır. Halbuki okulda bir süre daha kal­ması en uygun davranıştır. Veliler mesai saatleri dahilinde gelse­ler bile, çocuk veya hocayı kendilerine ayrılan bir salonda bek­lemelidirler. Ders vakti okula uğramak, hoca ve öğrencilerden birini dersten alıkoymak, dersi geciktirmek, İslam eğitimcilere tarafından sert bir dille eleştirilmiştir. Ziyaretin ders saatleri dı­şında yapılması, çocuk hakkında geniş bilgi alışverişine uygun olduğundan, büyük önem arz eder.