Bir hoca, çocukları tanımak, bunun için de tetkik etmek zorundadır. Zira bir hoca, Çocukları tanıdığı nispette etkili olacak, terbiyevi müdahaleleri o derece hayırlı, faydalı neticeler verecektir.
Bir çocuğu tanımak, onun sadece adını, soyadını, saç rengini ve beden yapısını bilmek, yani onu madde olarak tanımak yeterli değildir. Onu tanımak, bunun çok ötesinde bir mana ve mahiyet taşır. Bir hoca çocuğu manevi özellikleri, yetenekleri ve davranışları yönüyle tanımalıdır.
Hoca çocukları tanımak için testler uygulayabileceği gibi, onların okul içi ve okul dışı çeşitli faaliyetlerini, hareket ve davranışlarını inceleyerek, gözlem yaparak, ruhi yapılan hakkında değerli bilgiler elde edebilir. Hocanın konusu, biyolojik, psikolojik ve sosyal bir varlık olan çocuktur. Şu halde o, çocuğun bu üç yönünü iyi tanımadıkça ona yeterince faydalı olamaz. Çocuğun bu üç yönünün dengeli olması, eğitimin amacıdır. Bu üç yön, sıkı bir münasebet halindedir, biri diğerini etkiler. Mesela, çocukların birçok iç salgı bezlerinin noksan veya fazla ifrazat yapmasından çeşitli problemler doğabilir, sıkıntılar olabilir, Thyroid bezlerinin iyi çalışmamasının, çocuğun hareketsiz ve tembel olmasına sebep olması gibi.
İslam eğitimcilerinin çocuğu tanımanın önem ve lüzumu üzerinde de durduğunu görüyoruz. Bu sebeple Ebu Hanife (rh.a.), talebelerinin ruh hallerini daima göz önünde tutar, onlardan himayesini eksik etmezdi.
Hâsılı, hoca, çocuğu tanımakla işe başlayıp, sonra eğitmeli, çocuğu tanıyıp buna göre ders vermelidir. Zira zeki olan çocuk, az ders verildiğinde sıkılır; anlayışsız olan ise, fazla bilgi verilince, kavrayamadığından telaşa kapılır ve ümitsizliğe düşer.
