Genel Olarak Disiplin
Disiplin, fert veya grupların eğitim amaçlarına ulaşmak için hareket ve davranışlarını kontrolü altına almalarıdır. Disiplinde itaat esastır. Fakat bu itaatin baskı ve zorla değil, istek ve anlayışla olması gerekir. Zira iradeli ve şuurlu itaat, disiplinin temelini teşkil eden en güçlü faktördür. Bu sebeple çocukları şuurlu ve iradeli itaate kendi imkanlarını, kendileri ve toplum menfaatine uygun şekilde kullanmaya alıştırmak sadece disiplinin değil, eğitim ve öğretimin de önem verdiği bir husustur.
Emir-İtaat İlişkisi
Çocuğun verilen emre itaat etmesi için emrin bazı özellikler taşıması ve emri verinin de bazı hususlara dikkat etmesi gerekir. Öncelikle hoca, çocuktan yapmasını istediği şeyi özellikle kendisi yapmalı, yasaklara da önce kendisi uymalıdır. Ayrıca hoca, bütün kötülüklerden uzak durmalıdır. Zira o, bir derste olmasa bile bir başka derste bunların kötülüğünden bahsedecektir. Çocuk “yapmayın” dediğini yaparken gördüğü hocayı taklit edecek, “Kötü bir şey olsa, hoca yapmaz.” diyecektir. İtaati gerektiren emir ve yasaklar söz kalabalığına boğulmamak, emirler sükûnetle ve az söz sarfı ile ifade edilmelidir.
Emirler menfi değil; müspet olmalı, “Bunu yapma.” yerine “Şunu yap.” tarzında olmalı, seviyeye göre verilen emirlerin sebepleri hakkında kısa da olsa açıklama yapılmalıdır.
Emirler çocuğun kabiliyet sınırlarını aşan cinsten olmamalı, verilen emirleri çocuklar mutlaka yerine getirmelidir. Bu sebeple emir vermeden önce iyice düşünmeli, icrası zor veya şüpheli ise o emir tebliğ etmemelidir.
Hoca bir emri iyice anlaşılması şartı ile bir kere vermeli, asla tekrar etmemelidir. Emirlerini tekrar eden bir hoca, çocukları birinci emirlere itaat etmemeye alıştırmış olur. Emirler verilirken sinirlilik alametleri göstermemelidir. Bu hal, emirlerin doğru olmadığı hissini uyandırabilir. Bağırıp çağırmak, belki son noktada olabilir. Emir verirken ses tonunda bir ahenk, yumuşaklık ve kesinlik olmalı, hareketlerimiz kaba olmamalıdır.
Emirler hiçbir zaman ceza ile birleştirilmemelidir. “Şöyle yapın, yapmayanlar şu cezaya çarptırılır.” şeklinde bir emir uygun düşmez. Dolayısıyla emirler tehditsiz verilmelidir. Sık sık tehdit eden ve bu tehdidi yerine getirmeyenlere karşı çocuk kayıtsız kalır. Emirler bütün çocuklara verilmelidir. Çocukların bir kısmına uygulanıp bir kısmına uygulanmayan emirler adalet ilkesine aykırıdır. Bu tip yanlış bir uygulama, huzursuzluk sebebidir.
İma ve İşaretle
Hoca, çocuğun söz, fiil ve davranışta bir noksanlığını ve itaatsizliğini gördüğünde mümkün olduğu kadar yumuşaklıkla, güzel bir dille ve ima yolu ile ortadan kaldırmaya, kınama ve azarlama olmaksızın noksanın gidermeye çalışmalıdır. Çünkü hatayı açıkça yüze vurmak, utanma perdesini kaldırır vetocukta karşı koyma duygusu geliştirir, cesaret verir.
Hoca, bir çocuğun davranışını beğenmediğinde isim vermeden, ima ile anlatmaya çalışmalıdır. Esas olan, fiili yapan değil, fiil kötülenmeli, davranış tenkit edilmelidir. Kur’an’ın da metodu budur. İsim verilmeden davranış kötülenir, fiilin çirkin olduğu vurgulanır. Hazreti Peygamber de aynı metodu takip etmiş, fertleri değil, davranışları kötülemiştir. O, bir kötülük gördüğünde veya duyduğunda “Neden falan kimse böyle diyor, şöyle yapıyor.” demez; hemen bir hutbe irad ederek “Bazılannıza ne oluyor ki şöyle şöyle yaparken görüyorum?.” gibi genel ifadelerle onlardan ima ile bahsederdi.
Hoca, çocukların adabını, ahlaki davranışlarını kontrol eder. Çocuktan bu yönde uygun olmayan bir davranış sudur ettiğinde hoca, isim vermeyip tayin etmeksizin kötü davranışta bulunan çocuğun huzurunda yapılan bu davranışın kötülüğünü söyler. Çocuk bu harekete son vermeyip, devam ederse, bu defa onu gizlice bu hareketten meneder ve bu hususta işaret etmek yeterli olan öğrenciye işareti kâfi görür. Çocuk hareket son vermeyip devamlılık gösterirse bu defa, onu yapan ve diğerleri boyun eğsin ve her işiten bundan ders alsın diye sert sözlerle ve açık olarak nehyeder. Neticede ders almayıp, olumsuz davranışa devam eden çocuğu okuldan geçici bir süre uzaklaştırmak ve bu hareketten döndürmek için ondan yüz çevirmekte bir beis yoktur. Hoca özellikle diğer çocukların ona uymasından korktuğunda bu yola başvurur.
Yukarıdan beri anlatılanlardan anlaşıldığına göre, İslam eğitimindeki disiplinle ilgili esasları şöyle özetleyebiliriz:
Umumi ikaz,
Yapılanın yanlış olduğunu gizlice söyleme,
Açık olarak ve sert bir dille ihtar,
Çocuktan yüz çevirmek, okuldan kısa ve uzun vadeli uzaklaştırma.
Çocuk yine de vazgeçmezse, bir süre sonra bu uygulama yenilenir.
Nasihatle
Gazali “Hoca, çocuğa hiçbir şekilde nasihati terk etmemelidir.” derken; Taşköprüzade: “Hoca, çocuğa kötü huy ve davranışlardan kurtulmayı sağlayacak nasihatte kusur etmemelidir.” der. İslam eğitimcilerinin bu metodu uyguladıklarını görüyoruz. Mesela, Ebu Hanife (rh.a), talebelerine daima nasihat ederdi. Bilhassa ayrılık esnasında veya başına bir hal gelenlere nasihatte bulunurdu. Onun, Yusuf b. Halid es-Simti’ye, Nuh b. Meryem el-Cami’ye ve Ebu Yusuf a vasiyeti meşhurdur.
Öğüt kısa ve öz olmalıdır. Süfyan b. Abdillah şöyle der: “Hazreti Hızır, Hazreti Musa’ya denize açıldıklarında şöyle demiştir: “Ey talib-i ilim, dinleyen, anlatandan çok yorulur. Bu sebeple konuştuğun zaman muhatabına bıkkınlık verecek kadar sözü uzatma.” Bundan dolayı atasözü ve vecizelerin hepsi, sade ve kısadır. Zira uzun ve dolambaçlı ifadeler uzun süre hafızalarda yaşayamazlar.
Hoca çocukların olumsuz davranışlar içerisine girdiğini gördüğünde, onlara yaptıklarından dolayı utanmaları gerektiğini anlatıp, onlarda utanma duygusunu geliştirmelidir. Hatayı zaman geçirmeden düzeltmek gerekir.
Çocuğa bilmediklerini hatırlatmak, hocanın asli görevlerinden biridir. Söylediklerinin çocuklar tarafından yapılmadığını veya aksinin yapıldığını görünce üzülmeyip, hidayetin Allah’tan olduğunu hatırlamalıdır. Zira eğitimcinin, özellikle de din eğitimcisinin görevi, zorla yaptırmak değil; tebliğ etmek ve istetmektir.
Ceza ile
Ceza, çocuğa yaptığı hareketin yanlış olduğunu anlatmak ve bu gibi hareketlerin tekrarını önlemek, yani ıslah etmek gayesiyle verilmiş olduğu intibaını uyandırmalıdır.
Çocuğu cezalandırma ilk ve tek yol değildir. Ceza ancak nasihat etmek ve örnek olmak fayda vermediği, mevcut sevgi ve
bağlılık yolunda iyilik telkinleri tesirsiz kaldığı zaman başvurulan bir ihtiyat tedbiridir. Kur’an’da aşamalı bir cezalandırma metodu teklif edilmektedir.
Nitekim Hazreti Peygamber kızlarını ve torunlarını terbiye etti, fakat onları hiç dövmedi. Onları sevgi, örnek olma ve iyi yönetmekle eğitti. Her hususta olduğu gibi, bu hususta da Hazreti Peygamber terbiyecilere örnek olmalıdır.
Cezanın gayelerinden biri de başkalarına öğüt vermektir. Şöyle denmiştir: “Mutlu olan, başkasından öğüt alandır.” Bu sözün manası, verilen cezanın diğerleri için bir ibret ve öğüde vesile olmasıdır.
Bir hareketin alışkanlık haline gelmesinden korkuluyorsa, buna engel olmak maksadıyla çocuğa ceza vermek zorunda kalabiliriz. Şu halde eğitimde, cezanın bir başka gayesi de, çocuğun suçu ve olumsuz davranışı tekrar etmesine mani olmak, bir daha yapmayacak şekilde ıslah etmektir. Cezanın bir başka gayesi de, diğer çocukları suçluyu taklit etmekten menetmektir.
Affetmekle
Her insan, kendisine karşı işlenen suçu bağışlayabilir. Fakat başkasına ait suçu bağışlayamaz. Nitekim Hazreti Peygamber kendisine yapılan suçlan affederken topluma ait ve dini suçları asla affetmemiştir. Şu halde hoca de kendisine karşı yapılan suçları affedebilir. Ancak bir çocuk adına, bir başkasına ait suçu bağışlayamaz. Bu sebeple bilhassa çocuklar arasındaki anlaşmazlıklarda bizzat iki taraf birbirini affetmelidir. Hoca veya disiplin kurulu, kurula kadar gelen suçu bağışlayamaz.
Hoca bilhassa öfkeli olduğu zaman affetmelidir. Nitekim Cenab-ı Hak sahabeyi şöyle vasıflandırır: “Öfkelendikleri zaman, öfkelerini yenip affederler.” İslam’da işlenen suçun affedilmesi için özür dilenmesi gereklidir. Aksi halde suç bağışlanmaz. Bundan dolayı affa varmak için şu yol takıp edilir; Suç-İstiğfar-Af.
Eğitimde Ceza Verirken Dikkat Edilecek Genel Prensipler
Çeşitli terbiyevi metotları denemek. Çocuğun işlediği ilk suç affedilir. İkincisinde ise “Böyle yapmak çirkindir.” gibi sözlerle cezalandırmadan, yapılanan yanlış olduğu açıklanır ve çocuk ikaz edilir. Üçüncü defa işlendiğinde kulağı çekilir, aynı suçu tekrar ederse cezalandırılır. Hoca bu metotların her birini sıra ile denedikten sonra çocuk yine vazgeçmezse onu bir süre kendi haline bırakır. Sonra aynı metotlarla eğitmeye yeniden başlar.
Kâbisi ve diğer âlimler intikam için vurmayı yasaklamışlardır. Bu itibarla hoca öfkeli iken cezalandırmaktan kaçınmalıdır. Çünkü onlar akıl, bilgi ve tecrübe yönüyle henüz olgunlaşmamış küçüklerdir. Öfke ve heyecan terbiyenin düşmanıdır. Hiçbir terbiyevi mesele öfke ile halledilemez. Sükûnetle verilen ceza, öfke ile verilenden daha etkilidir.
İlk ceza güçlü olmalıdır. Cezada gaye kötü hareketin tekrarına mani olmak olduğuna göre, cezada ilk darbe elem verici olmalıdır.
İbn Sinâ dayakta mahzur görmez ve “Çocuk dayağı gerektiren bir suç işler ve baba dayağa ihtiyaç duyarsa çekinmesin. Fakat ilk vuruş güçlü olur, acı verirse çocuk daha sonraki darbelerin şiddetli olacağını düşünerek korkar. Ancak ilk vuruş hafif olur elem vermezse, sonraki vuruşlara aldırmaz, cezayı küçük görür.
Bir çocuk için bütün sınıf cezalandırılmaz. Eğitimcinin ceza verirken dikkat edeceği en önemli hususlardan biri de cezanın mutlaka suçu işleyene verilmesidir. Hoca cezadan önce suçluyu tespit etmelidir. Sınıfta bir iki çocuğun yaptığı kötü hareketi ortaya çıkarmaktan aciz bir hocanın bütün sınıfı cezalandırması eğitime uygun bir davranış olamaz. Hoca bu davranışı ile öfkesini yenmeye çalışmaktadır. Halbuki bu tip davranışlar, hoca ile çocuk arasındaki bağlan zayıflatır, çocuklarda kin ve nefret duygusunu körükler. Böylece eğitim öğretim faaliyetleri sevimsiz ve verimsiz bir hale dönüşür. İslam’da ceza ferdidir. Ceza uygulanabilir cinsten olmalı, uygulanmayan ceza verilmemelidir.
Bedeni cezalardan sakınmalıdır. Bu tip cezalar çocuğun sıhhatine zarar verir. Şayet bulûğ çağına ulaşmamış çocuğa vurmak gerekiyorsa mutlaka çocuk velisinden izin alınmalıdır.50 Hazreti Peygamber’den gelen bulûğ çağma ulaşmayanlara üç vuruşta beis olmadığına dair rivayetler varsa da, yüze vurmayı yasaklan vuruşun meşakkat verici ve yaralayıcı olmamasını emreden rivayetlerde vardır.51 Bu da İslam eğitiminde dayağın son derece sınırlandırıldığını gösterir. Eğitim öğretim faaliyetinde mükâfatın cezadan daima daha etkili ve daha olumlu olduğunu unutmamak gerekir.
Dersin Anlaşılıp Anlaşılmadığının Kontrolü
Hoca dersi bitirdiğinde, çocuklara konu ile ilgili sual sormalıdır. Bu suretle onları anladıklarından, dersle ilgili açıklamaları kavrayıp kavrayamadıklarından imtihan etmiş olur. Doğru cevap vermek veya tekrar etmekle konuyu iyice anladığı ortaya çıkan çocuğa teşekkür eder.
Bilgiyi ölçmek, denemek demek olan imtihan aynı zamanda eksiklerin ortaya çıkmasını sağlar. Bugün imtihan ölçü olmaktan çok, genellikle çocukların bir üst sınıfa geçimlerini sağlamak için belli sorularla geçiştirilen bir formalite gibidir. Yazılı-sözlü, imtihan sonrası eksikler giderilmeye, yanlışlar düzeltilmeye çalışılmıyor. Çocuğun imtihan öncesi ve sonrası bilgisi arasında bir değişiklik olmuyor. İmtihan büyük ölçüde çocuğun neyi bildiğini ve neyi bilmediğini ölçmek, ortaya çıkarmak, daha sonra anlaşılmayan kısımlar üzerinde durmak için yapılır.
