Hoca Ve Disiplin

By | 1 Ağustos 2019

Genel Olarak Disiplin

Disiplin, fert veya grupların eğitim amaçlarına ulaşmak için hareket ve davranışlarını kontrolü altına almalarıdır. Disiplinde itaat esastır. Fakat bu itaatin baskı ve zorla değil, istek ve anla­yışla olması gerekir. Zira iradeli ve şuurlu itaat, disiplinin temelini teşkil eden en güçlü faktördür. Bu sebeple çocukları şuurlu ve iradeli itaate kendi imkanlarını, kendileri ve toplum menfa­atine uygun şekilde kullanmaya alıştırmak sadece disiplinin de­ğil, eğitim ve öğretimin de önem verdiği bir husustur.

Emir-İtaat İlişkisi

Çocuğun verilen emre itaat etmesi için emrin bazı özellik­ler taşıması ve emri verinin de bazı hususlara dikkat etmesi ge­rekir. Öncelikle hoca, çocuktan yapmasını istediği şeyi özellik­le kendisi yapmalı, yasaklara da önce kendisi uymalıdır. Ayrı­ca hoca, bütün kötülüklerden uzak durmalıdır. Zira o, bir ders­te olmasa bile bir başka derste bunların kötülüğünden bahse­decektir. Çocuk “yapmayın” dediğini yaparken gördüğü hocayı taklit edecek, “Kötü bir şey olsa, hoca yapmaz.” diyecektir. İta­ati gerektiren emir ve yasaklar söz kalabalığına boğulmamak, emirler sükûnetle ve az söz sarfı ile ifade edilmelidir.

Emirler menfi değil; müspet olmalı, “Bunu yapma.” yerine “Şunu yap.” tarzında olmalı, seviyeye göre verilen emirlerin se­bepleri hakkında kısa da olsa açıklama yapılmalıdır.

Emirler çocuğun kabiliyet sınırlarını aşan cinsten olmama­lı, verilen emirleri çocuklar mutlaka yerine getirmelidir. Bu se­beple emir vermeden önce iyice düşünmeli, icrası zor veya şüp­heli ise o emir tebliğ etmemelidir.

Hoca bir emri iyice anlaşılması şartı ile bir kere vermeli, as­la tekrar etmemelidir. Emirlerini tekrar eden bir hoca, çocukları birinci emirlere itaat etmemeye alıştırmış olur. Emirler verilir­ken sinirlilik alametleri göstermemelidir. Bu hal, emirlerin doğru olmadığı hissini uyandırabilir. Bağırıp çağırmak, belki son noktada olabilir. Emir verirken ses tonunda bir ahenk, yumuşaklık ve kesinlik olmalı, hareketlerimiz kaba olmamalıdır.

Emirler hiçbir zaman ceza ile birleştirilmemelidir. “Şöyle ya­pın, yapmayanlar şu cezaya çarptırılır.” şeklinde bir emir uygun düşmez. Dolayısıyla emirler tehditsiz verilmelidir. Sık sık tehdit eden ve bu tehdidi yerine getirmeyenlere karşı çocuk kayıtsız kalır. Emirler bütün çocuklara verilmelidir. Çocukların bir kısmı­na uygulanıp bir kısmına uygulanmayan emirler adalet ilkesi­ne aykırıdır. Bu tip yanlış bir uygulama, huzursuzluk sebebidir.

İma ve İşaretle

Hoca, çocuğun söz, fiil ve davranışta bir noksanlığını ve itaatsizliğini gördüğünde mümkün olduğu kadar yumuşaklık­la, güzel bir dille ve ima yolu ile ortadan kaldırmaya, kınama ve azarlama olmaksızın noksanın gidermeye çalışmalıdır. Çün­kü hatayı açıkça yüze vurmak, utanma perdesini kaldırır vetocukta karşı koyma duygusu geliştirir, cesaret verir.

Hoca, bir çocuğun davranışını beğenmediğinde isim verme­den, ima ile anlatmaya çalışmalıdır. Esas olan, fiili yapan değil, fiil kötülenmeli, davranış tenkit edilmelidir. Kur’an’ın da meto­du budur. İsim verilmeden davranış kötülenir, fiilin çirkin oldu­ğu vurgulanır. Hazreti Peygamber de aynı metodu takip etmiş, fertleri değil, davranışları kötülemiştir. O, bir kötülük gördü­ğünde veya duyduğunda “Neden falan kimse böyle diyor, şöy­le yapıyor.” demez; hemen bir hutbe irad ederek “Bazılannıza ne oluyor ki şöyle şöyle yaparken görüyorum?.” gibi genel ifa­delerle onlardan ima ile bahsederdi.

Hoca, çocukların adabını, ahlaki davranışlarını kontrol eder. Çocuktan bu yönde uygun olmayan bir davranış sudur ettiğinde hoca, isim vermeyip tayin etmeksizin kötü davranış­ta bulunan çocuğun huzurunda yapılan bu davranışın kötülü­ğünü söyler. Çocuk bu harekete son vermeyip, devam ederse, bu defa onu gizlice bu hareketten meneder ve bu hususta işa­ret etmek yeterli olan öğrenciye işareti kâfi görür. Çocuk hare­ket son vermeyip devamlılık gösterirse bu defa, onu yapan ve diğerleri boyun eğsin ve her işiten bundan ders alsın diye sert sözlerle ve açık olarak nehyeder. Neticede ders almayıp, olum­suz davranışa devam eden çocuğu okuldan geçici bir süre uzak­laştırmak ve bu hareketten döndürmek için ondan yüz çevir­mekte bir beis yoktur. Hoca özellikle diğer çocukların ona uy­masından korktuğunda bu yola başvurur.

Yukarıdan beri anlatılanlardan anlaşıldığına göre, İslam eği­timindeki disiplinle ilgili esasları şöyle özetleyebiliriz:

Umumi ikaz,

Yapılanın yanlış olduğunu gizlice söyleme,

Açık olarak ve sert bir dille ihtar,

Çocuktan yüz çevirmek, okuldan kısa ve uzun vadeli uzak­laştırma.

Çocuk yine de vazgeçmezse, bir süre sonra bu uygulama yenilenir.

Nasihatle

Gazali “Hoca, çocuğa hiçbir şekilde nasihati terk etmeme­lidir.” derken; Taşköprüzade: “Hoca, çocuğa kötü huy ve dav­ranışlardan kurtulmayı sağlayacak nasihatte kusur etmemelidir.” der. İslam eğitimcilerinin bu metodu uyguladıklarını görü­yoruz. Mesela, Ebu Hanife (rh.a), talebelerine daima nasihat ederdi. Bilhassa ayrılık esnasında veya başına bir hal gelenlere nasihatte bulunurdu. Onun, Yusuf b. Halid es-Simti’ye, Nuh b. Meryem el-Cami’ye ve Ebu Yusuf a vasiyeti meşhurdur.

Öğüt kısa ve öz olmalıdır. Süfyan b. Abdillah şöyle der: “Hazreti Hızır, Hazreti Musa’ya denize açıldıklarında şöyle de­miştir: “Ey talib-i ilim, dinleyen, anlatandan çok yorulur. Bu sebeple konuştuğun zaman muhatabına bıkkınlık verecek ka­dar sözü uzatma.” Bundan dolayı atasözü ve vecizelerin hep­si, sade ve kısadır. Zira uzun ve dolambaçlı ifadeler uzun süre hafızalarda yaşayamazlar.

Hoca çocukların olumsuz davranışlar içerisine girdiğini gör­düğünde, onlara yaptıklarından dolayı utanmaları gerektiğini anlatıp, onlarda utanma duygusunu geliştirmelidir. Hatayı za­man geçirmeden düzeltmek gerekir.

Çocuğa bilmediklerini hatırlatmak, hocanın asli görevlerin­den biridir. Söylediklerinin çocuklar tarafından yapılmadığını veya aksinin yapıldığını görünce üzülmeyip, hidayetin Allah’tan olduğunu hatırlamalıdır. Zira eğitimcinin, özellikle de din eğitim­cisinin görevi, zorla yaptırmak değil; tebliğ etmek ve istetmektir.

Ceza ile

Ceza, çocuğa yaptığı hareketin yanlış olduğunu anlatmak ve bu gibi hareketlerin tekrarını önlemek, yani ıslah etmek ga­yesiyle verilmiş olduğu intibaını uyandırmalıdır.

Çocuğu cezalandırma ilk ve tek yol değildir. Ceza ancak na­sihat etmek ve örnek olmak fayda vermediği, mevcut sevgi ve

bağlılık yolunda iyilik telkinleri tesirsiz kaldığı zaman başvu­rulan bir ihtiyat tedbiridir. Kur’an’da aşamalı bir cezalandırma metodu teklif edilmektedir.

Nitekim Hazreti Peygamber kızlarını ve torunlarını terbiye etti, fakat onları hiç dövmedi. Onları sevgi, örnek olma ve iyi yönetmekle eğitti. Her hususta olduğu gibi, bu hususta da Haz­reti Peygamber terbiyecilere örnek olmalıdır.

Cezanın gayelerinden biri de başkalarına öğüt vermektir. Şöyle denmiştir: “Mutlu olan, başkasından öğüt alandır.” Bu sözün manası, verilen cezanın diğerleri için bir ibret ve öğüde vesile olmasıdır.

Bir hareketin alışkanlık haline gelmesinden korkuluyorsa, buna engel olmak maksadıyla çocuğa ceza vermek zo­runda kalabiliriz. Şu halde eğitimde, cezanın bir başka gayesi de, çocuğun suçu ve olumsuz davranışı tekrar etmesine ma­ni olmak, bir daha yapmayacak şekilde ıslah etmektir. Ceza­nın bir başka gayesi de, diğer çocukları suçluyu taklit etmek­ten menetmektir.

Affetmekle

Her insan, kendisine karşı işlenen suçu bağışlayabilir. Fakat başkasına ait suçu bağışlayamaz. Nitekim Hazreti Peygamber kendisine yapılan suçlan affederken topluma ait ve dini suçları asla affetmemiştir. Şu halde hoca de kendisine karşı yapılan suçları affedebilir. Ancak bir çocuk adına, bir başkasına ait su­çu bağışlayamaz. Bu sebeple bilhassa çocuklar arasındaki an­laşmazlıklarda bizzat iki taraf birbirini affetmelidir. Hoca veya disiplin kurulu, kurula kadar gelen suçu bağışlayamaz.

Hoca bilhassa öfkeli olduğu zaman affetmelidir. Nitekim Cenab-ı Hak sahabeyi şöyle vasıflandırır: “Öfkelendikleri za­man, öfkelerini yenip affederler.” İslam’da işlenen suçun af­fedilmesi için özür dilenmesi gereklidir. Aksi halde suç bağış­lanmaz. Bundan dolayı affa varmak için şu yol takıp edilir; Suç-İstiğfar-Af.

Eğitimde Ceza Verirken Dikkat Edilecek Genel Prensipler 

Çeşitli terbiyevi metotları denemek. Çocuğun işlediği ilk suç affedilir. İkincisinde ise “Böyle yapmak çirkindir.” gibi sözler­le cezalandırmadan, yapılanan yanlış olduğu açıklanır ve ço­cuk ikaz edilir. Üçüncü defa işlendiğinde kulağı çekilir, aynı su­çu tekrar ederse cezalandırılır. Hoca bu metotların her birini sıra ile denedikten sonra çocuk yine vazgeçmezse onu bir süre kendi haline bırakır. Sonra aynı metotlarla eğitmeye yeniden başlar.

Kâbisi ve diğer âlimler intikam için vurmayı yasaklamışlar­dır. Bu itibarla hoca öfkeli iken cezalandırmaktan kaçınmalıdır. Çünkü onlar akıl, bilgi ve tecrübe yönüyle henüz olgunlaşma­mış küçüklerdir. Öfke ve heyecan terbiyenin düşmanıdır. Hiç­bir terbiyevi mesele öfke ile halledilemez. Sükûnetle verilen ce­za, öfke ile verilenden daha etkilidir.

İlk ceza güçlü olmalıdır. Cezada gaye kötü hareketin tekrarına mani olmak olduğuna göre, cezada ilk darbe elem veri­ci olmalıdır.

İbn Sinâ dayakta mahzur görmez ve “Çocuk dayağı ge­rektiren bir suç işler ve baba dayağa ihtiyaç duyarsa çekinme­sin. Fakat ilk vuruş güçlü olur, acı verirse çocuk daha sonra­ki darbelerin şiddetli olacağını düşünerek korkar. Ancak ilk vuruş hafif olur elem vermezse, sonraki vuruşlara aldırmaz, ce­zayı küçük görür.

Bir çocuk için bütün sınıf cezalandırılmaz. Eğitimcinin ceza verirken dikkat edeceği en önemli hususlardan biri de cezanın mutlaka suçu işleyene verilmesidir. Hoca cezadan önce suçlu­yu tespit etmelidir. Sınıfta bir iki çocuğun yaptığı kötü hareketi ortaya çıkarmaktan aciz bir hocanın bütün sınıfı cezalandırma­sı eğitime uygun bir davranış olamaz. Hoca bu davranışı ile öf­kesini yenmeye çalışmaktadır. Halbuki bu tip davranışlar, hoca ile çocuk arasındaki bağlan zayıflatır, çocuklarda kin ve nefret duygusunu körükler. Böylece eğitim öğretim faaliyetleri sevim­siz ve verimsiz bir hale dönüşür. İslam’da ceza ferdidir. Ceza uy­gulanabilir cinsten olmalı, uygulanmayan ceza verilmemelidir.

Bedeni cezalardan sakınmalıdır. Bu tip cezalar çocuğun sıh­hatine zarar verir. Şayet bulûğ çağına ulaşmamış çocuğa vur­mak gerekiyorsa mutlaka çocuk velisinden izin alınmalıdır.50 Hazreti Peygamber’den gelen bulûğ çağma ulaşmayanlara üç vuruşta beis olmadığına dair rivayetler varsa da, yüze vurma­yı yasaklan vuruşun meşakkat verici ve yaralayıcı olmaması­nı emreden rivayetlerde vardır.51 Bu da İslam eğitiminde daya­ğın son derece sınırlandırıldığını gösterir. Eğitim öğretim faali­yetinde mükâfatın cezadan daima daha etkili ve daha olumlu olduğunu unutmamak gerekir.

Dersin Anlaşılıp Anlaşılmadığının Kontrolü

Hoca dersi bitirdiğinde, çocuklara konu ile ilgili sual sorma­lıdır. Bu suretle onları anladıklarından, dersle ilgili açıklamaları kavrayıp kavrayamadıklarından imtihan etmiş olur. Doğru cevap vermek veya tekrar etmekle konuyu iyice anladığı ortaya çıkan çocuğa teşekkür eder.

Bilgiyi ölçmek, denemek demek olan imtihan aynı za­manda eksiklerin ortaya çıkmasını sağlar. Bugün imtihan öl­çü olmaktan çok, genellikle çocukların bir üst sınıfa geçimle­rini sağlamak için belli sorularla geçiştirilen bir formalite gibi­dir. Yazılı-sözlü, imtihan sonrası eksikler giderilmeye, yanlış­lar düzeltilmeye çalışılmıyor. Çocuğun imtihan öncesi ve son­rası bilgisi arasında bir değişiklik olmuyor. İmtihan büyük öl­çüde çocuğun neyi bildiğini ve neyi bilmediğini ölçmek, orta­ya çıkarmak, daha sonra anlaşılmayan kısımlar üzerinde dur­mak için yapılır.