O (sav), Kuran’ın diliyle: “Ey Rabbimiz! Bize, gücümüzün yetmediği işler de yükleme!” diye dua ediyor ve bunu insanlara duyuruyordu.
Ama bir şey daha diyordu: “Allah, bu dilsizler hakkında iyilikle davranmanızı tavsiye etmektedir; onlara güçleri ölçüsünde yük yükleyin!”
“Dilsizler” dediği, bizim gibi derdini anlatamayan hayvanlardı.
Her insanın hem fikren, hem de beden gücü olarak belli bir kapasitesi vardır. Beş yaşındaki bir çocuğa felsefe dersi veremezsiniz; zihni ve aklı onu kaldırmaz. Yine 20 kilo kaldırabilecek birine 50 kilo yüklerseniz ona zulmetmiş olursunuz.
Peygamber Efendimiz, aynı uygulamayı beden gücü yönüyle hayvanlar için de ortaya koymuştu. O’na göre, bir hayvana da kaldırabileceğinin fazlasını yüklemek zulümdür.
Veda Haccı sırasındaydı… Eşlerini yanma almıştı. Her biri eşyalarını ayrı ayrı develere yüklemişlerdi. Hz. Ummü Seleme annemizin yükü ağır, devesi güçsüzdü. Hz. Âişe validemizin ise devesi güçlü, yükü hafifti. Bunu anlayınca, develerini değiştirmelerini emretti. Emri yerine getirilmişti.
O dönem insanları için deve, her şeydi. Sütünden, yününden yararlanırlardı, binerlerdi ve yüklerini yüklerlerdi. Son zamanlara kadar Anadolu’muzda da deve yaygındı; ama artık eskisi gibi yok.
Ancak, yurdumuzun bir çok köylerinde at, katır ve merkep var. Bunlar binek olarak da, yük hayvanı olarak da kullanılmakta. Bu nedenle Peygamber Efendimizin bu tavsiyeleri doğrultusunda, onlara muamele edilmesi gerekir.
Her canlı varlığı Allah, bir gaye ve vazife için yaratmıştır. Canlı varlıklar içinde gayesini ve vazifesini unutup nankörlük eden tek varlık insandır.
Diğer canlılar asla gayelerinin dışında hareket etmezler ve vazifelerini eksiksiz yerine getiriler.
Bal arısının vazifesi, belki de teşbihi ve ibadeti bal yapmaktır.
Hiç zehir yapan bal arısı gördünüz mü? Koyun, keçi gibi hayvanlar, bize et, süt sunmak ve bizim için yün üreten bir fabrika olsun diye yaratılmışlardır.
Peygamber Efendimizin, hayvanlar konusundaki hassasiyetlerinden biri de onların yaratılış gayeleri doğrultusunda kullanılmasıdır. Bu nedenle ata, deveye, katıra bineriz de, ineğe, öküze, koyun ve keçiye binemeyiz.
Bunun da dersini bir sabah namazından sonra ashabına dönüp bir olay anlatarak verir:
– Adamın biri sığırını sürüyordu ki, bir ara sırtına bindi ve vurmaya başladı. Bunun üzerine hayvancağız (dile gelerek): “Biz, bunun için yaratılmadık” dedi.
insanoğlu bugün ne yazık ki, bir çok canlıyı yaratılış maksatlarının dışında bir çok alanlarda kullanmakta. İt, at, tazı yarışlarından tutun da horoz döğüşlerine kadar bir sürü şey sayılabilir…
Bunların hiç birinden, hayvanların yaradanı olan Allah hoşnut olmaz. Bu tür aktivitelerin tamamı, hayvanlara
zulümdür ve Allah da zulmedeni asla sevmez, bu zulmü onlara reva görenlerden de mazlumların haklarını mutlaka alır.
