Hasedin İlâcı
Bil ki, hased, kalb için büyük bir hastalıktır. Bunun da ilâcı ilim ve amel macunudur.
İLMÎ ilâç söyledir ki: Hasedin dünya ve âhirette kendine zararlı olduğunu, faydasının ise dünya ve âhirete hased ettiği kimseye olacağını bilmektir. Hasedinin dünyasındaki zararı, daima üzüntüde, endişede ve sıkıntıda olmasıdır. Çünkü hiçbir zaman bir kimseye gelen nimetten uzak olamaz. Nitekim daima düşmanının sıkıntıda olmasını ister. Halbuki düşmanı için olmasını istediği sıfatta kendisi bulunur. Çünkü hasedin üzüntüsünden daha büyük üzüntü yoktur. O hâlde düşmanı sebebiyle kendini daima üzenden daha akılsız kim olabilir? Zira senin hasedinden sevmediğine bir zarar gelmez. Çünkü o nimetin, Allahü Teâlâ’nın takdir ve kazâsında bir müddeti vardır. Ne öne alınır, ne sonraya bırakılır, ne az olur, ne de çok. Onun sebebi ezelî takdirdir. Bazıları buna iyi talih [yâni şansl derler. Ne derlerse desinler aslâ değişmeyeceği bildirilmiştir. Bu sebeptendir ki, peygamberlerden biri, saltanat sahibi olan bir kadından bıkmıştı. Allahü Teâlâ’ya çok şikâyet eyledi. Vahiy geldi: «Zamanı geçinceye kadar ondan kaç». Zira ezelde takdir edilen müddet aslâ değişmez. Peygamberlerden (aleyhimüsselâm) biri, bir belâya tutulmuştu. Çok duâ eyledi ve sızladı. Nihayet kendisine vahiy geldi ki: «Gökleri ve yeri takdir ettiğim gün, senin kısmetin bu oldu. Ne dersin? Senin için yeniden taksim mi yapayım?». Hased edip bir kimsenin nimetinin yok olmasını isteyenin ziyanı kendine olur. Çünkü başkasına hasedle kendi nimetlerini kaybeder. Kâfirlere hasedle, iman nimetini bile kaybeder. Nitekim Allahü Teâlâ, «Ehlt kitabtan bir tâife, sizi yoldan çıkarmak arzu ettiler» (*), buyurdu. O hâlde hased, hased edene sıkıntı olduğu gibi, âhiret teki azabı da daha büyüktür. Çünkü Allahü Teâlâ’nın kaderine kızıyor ve Allahü Teâlâ’nın sırrım kimseye bildirmediği nice faydalarla dolu olan nzık taksimini beğenmiyor. Tevhidde bundan daha büyük hangi cinayet işlenir. Sonra da, kötülüklerini istemekle Müs lümanlardan şefkat ve adâleti kaldırmış, bu istekte şeytanla ortak olmuş olur. Bundan büyük bedbahtlık olur mu? Hased olunanın dünyadaki faydasına gelince, kendisine hased edenin daima sıkıntıda olmasından başka ne ister. Hasedden daha büyük hangi azâb vardır? Çünkü, hased eden ve hased edilenden başka, mazlûma benzeyen zâlim yoktur. Eğer ölümünü duysa, hased sıkıntısından kurtulduğunu düşünüp üzülür. Çünkü o daima hased edenin kendisine hased edici olarak kalmasını, daima hased sıkıntısında bulunmasını ister.
Hased olunanın dini bakımdan faydası şudur ki, hased edenin zulmü ile kendisi mazlûm olur. Hased eden dil ile ve hareketleri ile hasedi, kıskançlığı nisbetinde te’sirini gösterir. Hasedin İlâcı Bu taarruz ve hareketi ile hased edenin amel defterindeki sevablar, hased ettiğinin defterine geçer, hased ettiğinin ise günahlarım hased edenin boynuna koyarlar. O hâlde dünya nimetinin ondan gitmesini ister, gitmez, fthlretteki nimeti de artar. Sana ise dünyada azâb ve sıkıntı kalır ve âhirette azâbını çoğaltırsın. Sonra da kendini sevdiğini ve ona düşman olduğunu sanırsın. Dikkat edersen tersine öldüğünü görürsün. Kendine düşman, ona ise dost olduğunu anlar, üzülürsün. Böylece en büyük düşmanın olan şeytanı sevindirirsin. Çünkü şeytan sende, hased ettiğinde olan ilim, verâ’, mevki ve mal nimetlerinin olmadığını görür ve buna razı olup âhiret sevabına kavuşacağından korkar ve âhiret sevabını senden gidermek ister ve yaoar. Çünkü ilim ve din sahiplerini seven, onlann makam ve haşmetlerine razı olan, yarın onlarla olur. Nitekim Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem), «Bir kimse bir kimseyi severse, yann opunla olur» (*). buyurdu. Demişlerdir ki: İnsan ya âlim, ya talebe, veya onlan seven olmalıdır. Hased eden her üçünden de mahrumdur, Hased eden şuna benzer kİ, düşmanına vurmak için bir taşı havaya atar, düşmanına gelmez, geri döner ve kendinin sağ gözüne gelir ve gözünü kör eder. Sonr daha kuvvetli atar, yine geri gelir ve öbür gÖztl” nü de kör eder. Sonra daha kuvvetli atar, yine geri gelir ve başını yarar. O böyle yapmaya devam eder, düşmanına ise hiçbir zarar gelmez. Düşmanı onu görür ve güler. Bu, hased edenin hâli ve şeytanın yaptırmasıdır. Bütün bunlar hasedin âfetleridir. Ayrıca el ile, dil ile harekete geçip gıybet eder ve yalan söyler, Allahü Teâlâ’dan geleni kabul etmezse, zulmü, günahı çok fazla olur. O hâlde, hasedin öldürücü zehir olduğuna bilen, aklı varsa, hased yapmaz. .
AMELİ İLÂÇ, mücâhede ile, hased köklerini kalbden kazımaktır. Çünkü hasedin sebebi, kibir, ucb, düşmanlık, makam ve emretmek sevgisi ve bunun gibi şeylerdir. Kızgınlık faslında anlattığımız gibi, bu kök ve temelleri mücâhede ile kalbden söküp atmak gerekmektedir. Bunun müshili hasedin bulunmamasıdır. Ama hased ortaya çıkınca, hased buyuran her şeye muhalefet etmekle, onu teskin etmelidir. Kalbinde bir kimseye ta’n layıblamal olursa, onu öv meli, kibir olursa, kendini küçük görmeli, başkasının nimetinin el den çıkmasını istediği zaman, o kimseyi sevmelidir. Gıybet edeceği yerde o kimseyi övmekten, herkesin duyması için onun güzel işlerini medhetmekten, herkes duyunca, memnun olmaktan ve düşmanlığı kesmekten tesirli ilâç olmaz. Nitekim Allahü Teâlâ, «Kötülüğe İyi haslet ile mukabele et. O zaman seninle onun artısında düşmanlık bulunan kimse, sana dost ve akraba gibi olur» 0), buyuruyor. Bu zaman, şeytan, tevazu gösterirsen ve onu översen, senin ftclzli ğine yorumlar, der. O hâlde sen Allahü Teâlâ’nın emrini, yahut şeytanın sözünü yapmakta serbestsin. Bil ki bu İlâç çok faydalıdır. Fakat acıdır. İlim kuvveti olmadan lyânl faydasını İyice bilmeden 1 buna sabredilemez. Hasedin İlâcı Bu da din ve dünya saâdetinin bunda, felâketinin İse hasedde olduğunu bilmekle olur. İlâçlar acılığına ve zorluğuna katlanmaksızın faydalı olmaz. Acılığını düşünmemeli ve1 İÇ1 melidlr. Hasta olunca şifa bulmak ümidiyle ilâcın anlığına ve zor yutulmasına bakmayıp ilâç verilir. Yoksa, hasta ölür.

