Çocukta huzursuzluk hali varsa, bu huzursuzluk fiziğe de yansır. Çocuğun eklemlerine yansır. Eli-kolu hızlanır, omuzları kımıldamaya başlar, ayakları kımıldamaya başlar, sağa-sola doğru sallanmaya başlar… Öncelikle bu huzursuzluğa sebep olan unsurların tek tek tespit edilmesi gerekir:
(1) Çocukta ihtiyaçtan kaynaklanan bir hareketlilik görülür.
Hareket, çocuğun ihtiyacıdır. Fıtratından kaynaklanan hareketlilik ile, çocuk fizikî gelişimini tamamlar. Eğer çocuktaki bu ihtiyaç haline engel olunursa,çocuk elini, kolunu, parmaklarını vücuduyla uyum içinde kullanmayı beceremez ve sakar olur.
(2) Çocuğa ‘ekstra dürtü’ veren bir ortam sunulursa, çocuk hareketlenir.
Çocuk ekstra dürtü oluşturulduğunda, aslında bir yere koşmuyor, kendinden kaçıyordur.
• Azar işiten, baskı ve zorlama altında kalan çocuk, üzerindeki baskıları hissetmemek için hareketlenir.
• Şiddet gören çocuk, hareketlenir. Ne yazık ki bugün hiperaktif olarak görülen çocukların önemli bir kısmı şiddet mağduru olan çocuklardır.
• Tahammülsüz bir anne-babanın çocuğu hareketli olur. “Oğlum/kızım dursana yerinde!” dendikçe, ses tonu yükseldikçe çocuk hareketlenir.
• Çocuk kendisini hissetmeyen anneyi hissetmeye başladığı sırada, bu hissediş çocuğa acı vereceği için, çocuk kendisini sağa-sola atmaya başlar, içerisinde annesinin kendisiyle ilgilenmediğini hissetmeye başlayınca, annesinin kendisine karşı sanki sevgi duymadığını hissetmeye başlayınca, bu sevgisizliği duymamak için hareketlenir. Dursa, ilgisizlik hissi kendisini rahatsız edeceğinden dolayı, bir dakika bile kendisiyle baş başa kalmayı arzu etmez.
• Yaşının üzerinde beklenti oluşturulan çocuk, hareketlenir.
• Çocuk tükettiği gıdaların verdiği dürtülerle hareketlenebilir. Teknoloji gıdası olarak adlandırılan sum gıdalar, konserve ürünler, kimyasal katkı maddeleri (E ürünleri), katkı ile tatlandırılmış cips, şekerleme, çikolata, sıkıştırılmış gaz ilave edilmiş ve boya katılmış içeceklerden uzak durulmasını tavsiye ediyoruz.
Gıdalardaki kimyasal katkı maddeleri, gıdaların raf ömrünü uzatmak veya gıdalara renk vermek gibi amaçlarla kullanılırken, çocuklara verdiği yan etkiler sebebiyle kimi ülkelerde yasaklanıyor. Örneğin, ‘tartazin’ isimli E102 numaralı gıda renklendiricisi Finlandiya, Norveç ve Avusturya’da; unlu gıda, pasta, tatlı, çerez, dondurma, içecek, konserve balık, hazır çorba ve bazı şurupları renklendiren E110 gıda boyası Norveç’te yasaklandı.
Bu maddeler, sadece çocuğun zihinsel yapısına ‘dürtü’ verip onun davranışlarını anormalleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda fiziksel sağlığa verdiği zararlarla da kullanılmak istenmiyor.
• Annenin hamileliği esnasında yaşadığı olumsuz olaylar, hamilelikte sigara, alkol kullanımı, ana rahmindeki sorunlar, çocuğun 32 haftadan önce doğması da çocuğun hiperaktif olma riskini artırır.
• Anne-babanın kendisini her an bir şey ile meşgul etmeye çalışıyor olması ve bu hızlılıkla duyarsızlaşmış olması, çocuğa da yansır. Duyarsız bir annenin çocuğunun hiperaktif olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.
• Televizyondan gelen ses, ışık, görüntü efektleri çocuğun içerisinde dürtüler uyandırır. Çocuk o dürtülerin tesiriyle televizyondaki çizgi filmi bıraktığında, âdeta boşalmış bir yay gibi fırlar. Bir o yana, bir bu yana koşturur.
• Yetişkin yoruldukça dinlenme ihtiyacı hissederken, çocukta bu tam tersidir. Çocuk yoruldukça, yoruldukça daha çok hareketlenir, sanki dinlenmemek için, kendisini bırakmamak için ekstra bir enerji yüklenir çocuğa. Bu sebeple çocuğun erken saatte yatması ve uyku saatini, uyku düzenini bozmaması gerekir.
• Çocuğun biyolojik ritmi bozulmuşsa, bozulmuş olan o ritim de çocuğa dürtü verir ve çocuğu hızlandırır.
• Çocuğun eşya ile kurduğu iletişim de bir dürtü kaynağıdır. Çocuğun eşyadan dürtü almaması eşyanın simetri halinde bulunmasıyla mümkündür. Eşya hem duruş şekliyle hem düzeniyle hem de rengiyle çocuğa tesir eder.
• Çocuk eşyaya nüfuz ettikçe yavaşlar. Çocuğun uzun süre oynayabileceği, bağ kurabileceği bir-iki oyuncağının olması yeterlidir.
