Peygamberimiz aleyhissalâtu vesselamın, Hz. Ali’ye öğrettiği bu duada geçen “Allah’ım, bana günahları, beni hayatta bâkî kıldığın müddetçe ebediyen terk ettirerek merhamet eyle” ifadesi, hafızanın en güçlü ilaçlarından biridir. Çünkü hafızayı en zinde tutan şey, insanın kendini günahlardan ve haramlardan korumasıdır. Başka bir deyişle; günahlardan ve haramlardan kaçınmak, hafızanın en güçlü ilacıdır. Günahlar ve haramlar, algı bölünmesine ve dikkat dağılmasına sebep oldukları için hafızayı zayıflatır. Hafızadaki bilgilerin kalıcılığını olumsuz yönde etkiler.
Hafızanın ikinci ilacı ise, “Faydası olmayan şeylere teşebbüsüm sebebiyle bana acı. Seni benden razı kılacak işlere yönelmeyi bana nasip et” ifadesinde saklıdır. Bu ilaç, faydasız bilgi ve sıkıntılardan, gereksiz stres ve sıkıntılardan kendimizi korumaktır. Zira; günümüz insanı, günlük sıkıntı ve dertleri gönlünde çok fazla barındırdığı ve Allah dışındaki her şeyi ikinci planda tutmayı başaramadığı için ciddi hafıza sıkıntıları ve konsantrasyon problemleri yaşamaktadır.
Cenâb-ı Hak, bu durumu Tekâsür sûresinde “Çokluk yarışı, çoklukla övünmek; sizleri, kabirlere girinceye kadar oyaladı” buyurarak, modern dönemin insanının hafızasını maddî ihtiyaçlarla doldurup manasını ve manevî yaşamını görmezden gelmesini eleştirir. Para, ev, araba, meslek, kariyer, makam-mevki, şöhret, itibar vs. gibi maddî gereksinimlerimiz ve hırslarımız, ne yazık ki bizi oyalıyor. Bizi hakiki Sevgilimizden ve Dostumuzdan uzaklaştırıp zihnimizi kilitliyor, gönlümüzü köreltiyor, hafızamızı zayıflatıyor. Zihnimizi modern dönemin maddî gereksinimleri için o kadar çok yoruyor ve oyalıyoruz ki, istediklerimize ulaştığımızda neredeyse hafızamızı kaybediyoruz.
Birçok kişiyi yaşlandığında Alzheimer rahatsızlığı bekliyor. Aslında bu rahatsızlık dünya sıkıntılarıyla çokça daralan bir zihnin, hafızasını yitirme protestosudur. Halbuki hafızamız ve zihnimiz; İlâhî sevgiyle, manevî doyumla; duada da ifade edildiği üzere Kur an-ı Kerîm ve hadislerle nefes alıyor, rahatlıyor, huzur buluyor. Huzur bulan ve ruhu nefes alan bir insan ise, hafıza dualarıyla ve ‘Hafız’ ismiyle haramlardan korunarak zihnine nefes aldırabilir; hafızasını güçlü kılabilir. İnsan, gözlerini denetim altında tutup muhafaza ederek, faydasız ve gereksiz şeylere; özellikle kalbi meşgul eden ve Allah’ı zikretmekten alıkoyan hususlara bakmaktan sakınır. B öylece hafızasını, algı ve dikkat dağınıklığından koruyarak güçlü kılabilir. Zaten bakmak, şeytanın zararlı oklarından bir oktur. Allah’tan korktuğu için bakışlarını denetim altında tutan kimseye Allah öyle bir iman ve hafıza gücü verir ki, o kişi bunun tadını kalbinde hisseder.
Kişi; ‘dil’ini denetim altında tutmak ile onu yalandan, iftiradan, dedikodudan, küfürbazlıktan, sövmekten, söz getirip götürmekten, anlamsız tartışmalara girmekten, adam kötülemekten ve karalamaktan, kırıcı, üzücü ve acı sözlerden korur; daima sükût halinde bulunur. Dilini Allah’ın zikriyle meşgul eder. Kuran okur, hayır söyler, dua eder ve niyazda bulunur.
‘Kulak’ım denetim altında tutarak muhafaza eden kişi, konuşulması haram olan şeyin dinlenmesinin de haram olduğunu bilir. Bundan dolayı Hz. Peygamber haram yiyenle, yalan dinleyeni eşit saymıştır. Kur an-ı Kerîm’de bu duruma şöyle işaret edilmiştir: “Yalana kulak verirler, haram yerler. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir.”20 Bilinçli bir kul; el, ayak ve diğer organları muhafaza ederek bu organları günahta, kötülükte, haksızlıkta, zulümde, işkencede ve incitmede kullanmaz. Özellikle mideye haram ve helalliği şüpheli bir lokma koymaz. Helal gıda; azı faydalı ve çoğu zararlı bir ilaca; haram lokma zehire benzer. Resûlullah haramlardan korunmak için şöyle dua etmektedir:
“Allah’ım kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve nefsimin şerrinden Sana sığınırım”
Böylece kişi kulaklarını, dilini ve bedenini de haramlardan muhafaza ederek, hafızasını olması gerekene yönlendirebilir; onu algı ve dikkat dağınıklığından koruyarak güçlü kılabilir. Hiç şüphe yok ki bu metotlar, hafızanın gücü ve terapisi açısından vazgeçilmezdir.
Gözlerini, kulaklarını, dilini ve bedenini haramlardan muhafaza ederek, hafızasını koruyan bir kişinin, Kuran-ı Kerîmde, “Rabbim bilgimi arttır ve beni salih kullarının arasına kat” diye dua etmesi önerilir. Kur an-ı Kerîm’in öngördüğü bilgi, hangi ilmi tahsil edersek edelim bize iki cihan saadetini ve Rabbimizin rızasını kazandıracak bilgidir. Duada dilediğimiz ‘fehm’ ise; anlayış gücü, zekâ ve idrak kapasitesi, algıda seçicilik ve dikkat hassasiyeti, Rabbimizin kuluna ikram ettiği, kulun doğru ile yanlışı ayırt edebileceği güçlü bir ilham ve nurdur. Dolayısıyla biz bilgiyle beraber fehmi dilerken Rabbimize şöyle niyaz ediyoruz:
“Rabbim bilgimle beraber anlayış gücümü, zekâ ve idrak kapasitemi, algıda seçicilik ve dikkat hassasiyetimi, doğru ile yanlışı ayırt edebileceğim güçlü bir ilhamı, gerçeği fark etme gücünü ve hidayet nurumu arttır.”
