Günahkarlık Duygusundan Kurtulma Duası Bize Ne Anlatıyor

By | 1 Ağustos 2019

Nefis ve şeytan bazen insana günah batağında olduğunu söy-leyerek, bazen de insanı tembellik ve acizlik içerisinde bırakarak kandırır. Halbuki Peygamber Efendimiz nefsin etkisini, “Allah’ım beni bağışla, bana merhamet et, bana afiyet ver, bana hidayet ver ve beni rızıklandır” diyerek kırıyor. Zira nefse uymak, Hakk’ın rızasına muhalefet etmektir. Hakka muhalafet ise, Allah ile kul arasındaki bütün perdelerin başıdır. Nefis hem hain, hem de mânidir. En iyi iş, onun zıddına hareket etmektir. Nefsin fısıltısı, kötülüğü emreden zehirli bir sestir. Bu sesi kesmezsek, o, insanın gönül sesini keser. Bu manada nefsin sesini kesmek, onun günahkârlık duygusunu bizim aleyhimize kullanmasına mâni olmaktır.

Günahkârlık duygusu, nefis ve şeytanın insanı iman ve ibadetlerden soğutmak için kullandığı en tehlikeli silahlardan biridir. Bu duygu; iman ve samimiyeti, insana karşı kullanır. Nefis ve şeytan, ibadetlere yeni yeni ahşan bir gence gelir ve der ki: “Bunca yıl günahkârlık içerisindeydin, iman ve ibadetler hep uzaktaki hayaller gibiydi. Şimdi ibadet etsen ne olacak, günahların içine batmışsın zaten…” Ya da olgunluk çağında tevbe ile yücelme arefesindeki bir kişiyi yakalar ve der ki: “Bu saatten sonra ibadet etsen ne olacak, geçti ömrünün baharı, çok geç kaldın artık, çok…” Bu vesvese kaynaklı fısıltılarla şeytan ve nefis günahkârlık duygusunun kıskaçlarıyla bizim tevbeye, afiyete, rahmete ve istikamete susamış gönlümüzü ve ruhumuzu acıtır.
Günahkârlık duygusunun en güzel ilacı, Rabbimizin sonsuz rahmetine ve bağışlayıcılığına sığınmaktır. Rabbimizin sonsuz mağfireti ve rahmeti için duacı olmaktır. Tevbeyle, sevaba ve hayra yönelip, iman ve ibadetlerle yücelmektir. Kendini sürekli günaha batmış hissetme zehrinin en güzel panzehiri, “Bizi dosdoğru yola hidayet et. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet. Öfkene uğramışların ve sapmışların yoluna değil” duasıyla tamamen önceki ruhumuzu rahatsız eden hayat tarzımızdan, Rabbimizin rızası olan bir hayata istikamet, istikrar, tutarlılık ve doğruluk içerisinde yönelmektir.
Günahkârlık duygusunu tedavi eden etkili iki tane daha ilaç vardır. Bunlar Rabbimizden afiyet dilemek ve af istemektir. Bu konuda Peygamberimiz yol göstericidir. Yaşadıkça günahlarının artmasından korkarak ölümü isteyen bir adama, “Allah’tan iki cihanın için afiyet iste” diye tavsiyede bulunmuştur. Af istemek ise, aslında kulun Rabbine samimi gönlünü sunması, yanan bir gönülle günahlarını ve halini itirafta bulunması, tevazu içerisinde halini güzelleştirme çabasıdır.
Rabbimizden nasıl af dileyeceğimizi Resûlullah muhteşem bir duayla öğretir:
“Allah’ım doğu ile batıyı birbirinden uzaklaştırdığın gibi benimle günahlarımın arasını ayır. Beyaz elbisenin kirlerden temizlenip tertemiz olması gibi; beni de günahlardan temizle. Allah’ım! Benim günahlarımı su, kar ve dolu ile yıkanmış gibi tertemiz et.”
Rabbimizden af dileyerek, halimizi ve ahlakımızı güzelleştirme fikriyatıyla yanarak Rabbimize yönelme hâzinesi olan tevbe, günahkârlık duygusunun en güzel ilacıdır. Çünkü tev- be; buzun suyu, suyun sabunu ve bütün kirleri eritmesi gibi günahları ve kötülükleri eritir. Rabbimizin de ifade ettiği üzere, “Şüphesiz iyilikler, kötülükleri yok eder.” Peygamber Efendimiz de tevbenin günahları eriticiliği hususunda şöyle buyurmuştur: “Nerede olursan ol, Allaha karşı gelmekten sakın. Yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki, bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.
Nefis ve şeytan, bazen bizi yoğun günah batağı içerisinde olduğumuz, iflah olmaz bir günahkâr olduğumuz düşüncesi ile kandırır. Bazen de yaptığımız ibadetlerle çok büyük bir mümin olduğumuzu, bizim pek yüce mertebelerde olduğumuzu; hatta birilerinden çok daha yüce bir kulluk noktasında olduğumuzu fısıldar. Böylece onlar bizi ya gevşekliğe veya kibre düşürmek ister. Ümitsizlik batağından da, kibirden de Allaha sığınmalıyız. Çünkü ümitsizlik ve kibir hastalıkları, Allah’a güvensizliğimizi perçinlediğimiz; Onun kudretini görmezden geldiğimiz noktalardır. Bu iki hastalığın şifası, korku ile ümit arasında bir noktada bulunmaktadır.
Korku, Rabbimize layık olamamadan kaynaklanan bir eziklik duygusu içerisinde, Rabbimizin emir ve yasaklarına hakkıyla uyamadığının itirafını gönlünde taşıyarak Onun azabından ve gazabından çekinmektir. Ümit ise, günahlarımız ve hatalarımız pek çok olsa da, yine de Rabbimize layık bir kul olmak için gayret harcamaktır. Bu bağlamda ümit, Rabbimizin af ve rahmetine sığınma umudu ve hassasiyetidir. Rabbimizin sonsuz affından, rahmetinden, ikram ve lütfundan ümidini kesmemektir.