Ahmet ile Sevnur çok sevdiğim iki öğrencimdi. Davranış, anlayış ve görüş bakımından birbirlerine çok yakındılar. Okul da bitmek üzere olduğu için, nişanlanma ve ardından da evlilik konusunu düşünüyorlardı. Bana geldiklerinde kararlarını çoktan vermişlerdi. Ancak, aileleri tarafından önemli problemleri vardı.
Ahmet, Vanlı; Sevnur ise Tekirdağlıydı. Farklı yörelerde, farklı hayat anlayışlarında ve farklı aile kültüründe büyümüşlerdi. Bu iki gencin bu farklılıkları ne kadar taşıyabilecekleri beni düşündürmüştü.
Ahmet’in ailesi, kendi yörelerinden bir kız istediği için Sevnur’a ilgi duymamışlardı. Aynı tepki Sevnur’un ailesinden de gelmişti. Tekirdağ’dan Van’a gitmek, oranın örf ve âdetine göre yaşamak olacak şey miydi? Ancak Ahmet ve Sevnur’a göre bunlar yapay problemlerdi. Birlikte sırt sırta verip, bunları aşabileceklerdi.
Evlendiler… Bu evliliği iki aile de onaylamadığı için düğünlerinde yalnız kaldılar, bir anlamda reddedildiler. Çok sürmeden problemler de başladı. En büyük problemse, Sevnur’la ilgiliydi. Ahmet’in ailesi Sevnur’u asla istemiyordu. Onlara göre Sevnur çok serbest, rahat, kimseden utanıp çekinmeyen birisiydi. Evde erkekler olunca odaya girmemeli, kendisinden büyük kadınların yanında konuşmamalıydı. Kayınvalidesi işaret vermeden bir harekette bulunmamalıydı. Kayınpedere havlu tutmalı, ceketini almalı, ayakkabısını düzeltmeliydi. Ayrıca Ahmet’le de topluluk önünde konuşmamalı, çarşıya beraber çıkmamalıydı.
Sevnur’un ailesine göre de Ahmet çok kapalı, çekingen ve fazlaca beyefendiydi. İçki, sigara alışkanlığı yoktu, kahve kültürü sıfırdı. Kadınlarla da haşır neşir olamıyordu. Bu adamdan damat olmazdı. Özet olarak, birbirlerine çok yakışan ve çok uygun olan bu iki genç, farklı kültürlerden gelmenin kurbanı olmuşlardı. Ailelerinin baskılarına dayanamadılar, araları açıldı ve ayrıldılar.
Benzer bir örnek de Hatice Hanım’ın başından geçmişti. Ailesinin şiddetle karşı koymasına rağmen, Iraklı bir öğrenciyle evlenmişti. Bu tıp öğrencisi dinine bağlıydı. Ayrıca nazik ve kibardı. Hatice’yi hediyelere boğmaktaydı.
Hatice kocasını kabullenmiş ve memleket farkının o kadar önemli olmadığını düşünmüştü. Ona göre, kocasının ülkesinde onu yeni ve heyecan dolu, romantik bir hayat beklemekteydi. Sonunda kocası tıbbı bitirdi ve genç bir doktor olarak görev yapmak üzere ülkesine beraberce döndüler. Kaldıkları şehir çok sıcak bir iklime sahipti. Pencereleri ufaktı. Hanımların dışarıya çıkmaları ise, çok ayıp karşılanıyordu. Hiç alışık olmadığı şeylerdi bunlar. Sonra kocasından başka Türkçe bilen yoktu. Kayınvalidesi, sadece görümcelerine gitmesine izin veriyordu. Onlarla da konuşacak bir şeyleri olmuyordu. Bu yüzden hemen İstanbul’a dönmek istiyordu. Orada çocuk büyütmeyi ve mutlu olmayı artık imkansız olarak görüyordu.
Hatice’nin yakınmaları karşısında kocası da zamanla değişmeye başlamış, öfkeli biri olmuştu. Bu da Hatice’yi daha zora sokmuştu. Burada önemli nokta, sadece din bağının yetmediği ve sosyokültürel faktörlerin sanıldığı kadar önemsiz olmadığıdır. Mesele, Hatice’nin hayalindeki Arap evinin çok romantik olması veya gerçeklere uymaması değil; onun kültür, âdet, dil, yiyecek ve benzeri birçok değişikliğe hazırlıklı olmamasıdır.
Aslında problemin çıkması için iki ayrı memleketten evlenmek de şart değildir. Ülkemiz çeşitli âdet ve göreneklere sahip insan topluluklarının yaşadığı geniş bir mozaiktir. Değişik bölgelerden evlenen insanlarda da benzer sıkıntılar ortaya çıkabilmektedir.
Değerli bilim adamı Prof. Dr. Sefa Saygılı, kitabında bir örnek verir:
Aslı ile Haşan birbirlerini sevdiler. İkisi de Müslümandı. Ancak mezhepleri farklıydı. Hasan’mn ailesi bu evliliği önlemek için çeşitli yollara başvurduysa da evlendiler ve evliliklerinin ilk yıllarında her şey yolunda gitti.
Haşan, ailesi ve akrabaları tarafından tamamen reddedildiğinden artık onlarla görüşemiyordu. Sonra ailesi ile görüşmeye başladı, ancak aile Aslı’ yı eleştiriyor ve gelinleri olarak kabullenemiyordu. Haliyle Aslı, kendini aşağılanmış hissederek, kocasının ailesi ile yakınlaşmasını kendisine ihanet olarak algıladı. İlişkileri iki yıl öncesine göre acıklı hale gelirken, evlilikleri sarsılmaya başladı.
Genç yaşlar için mezhep farklılığı küçük bir engel gibi görülebilir; tehlike çanları başlarda çok yavaş çalar. Bazen saldırılara rağmen ayakta kalıp gelişebilir; ama çoğu zaman ilerleyen yıllarda sıkıntılar doğar ve eşler problemleri göğüslemekle zorlanabilir.
Farklı mezheplere mensup insanların evlilikleri hep problemler getirmiş, büyük çoğunluğu da ayrılmayla sonuçlanmıştır. Çünkü aileler bu tür evlilikleri bir türlü hazmedememişlerdir.
Farklı yörelerde büyümüş ve farklı kültürle yetişmiş gençlerin evliliklerini kurtarmak için neler yapılmalıdır? Bu tür evliliklerin önüne geçilemeyeceğine göre, bu probleme çözüm bulunmalıdır.
Farklı yörelerde evlenen çiftlere şu öneriler sunulabilir:
1. Aileler, farklı bölgelerde büyümüş gençlere anlayışla yaklaşmalıdır. Farklı yörelerde yetişmiş insanların farklılığına değil, insanı değerlerine bakılmalıdır. Farklı davranışları ise, boş görülmelidir. Çünkü bu tamamen yetişme şekliyle ilgilidir. Bir kasıt yoktur. Gelinin, kayınpederinin ceketini tutması bir kasıt değil, tamamen anlayış farklılığıdır.
2. Eşler de birbirlerine karşı saygıyla davranmalı, birbirlerini olduğu gibi kabul etmelidirler.
3. Farklı yörenin insanları konuşma âdâbından, yemek âdâbına, insan ilişkilerinden giyim kuşama kadar birçok değişik davranışlar sergileyeceklerdir. Bütün bunlar bir çırpıda reddedilmemelidir. Yöreye göre hoş görünmeyenler zamanla törpülenmelidir. Yoksa, bir anda düzeltilmeye kalkışıldığında, o aile hayatı ağır problemler yaşar.
4. Çocukların farklı davranışları görüp anne ve baba arasında bocalamamaları için, onlara bunun nedenleri açıklanmalıdır. Bu yapılırken de, annenin yaptığı doğru, babanın yaptığı yanlış şeklinde değil, bu farklılığın güzelliği ifade edilmelidir.
5. Ailelerden gelen baskılara karşı genç çiftler birlikte hareket etmeli, birbirlerini yalnız bırakmamalıdırlar.
6. Yeni kurdukları hayatlarını bir müddet akrabalarından uzak bir şehirde geçirmenin yollarına bakmalıdırlar. Zaman geçtikçe aileler de bu evliliği onaylayacaklardır.
Evlilikten sonraki ilk aylar ve yıllar birbirlerini daha iyi tanıyabilmek ve anlaşabilmek için sabırla çaba harcamaları gerekecektir. Her iki aile de birbirine alışacak, huyunu ve âdetlerini öğrenecektir. Yeter ki, uygun davranmaya, birbirlerini kırmamaya çalışsınlar. Arada çıkacak problemleri karşılıklı anlayış, sabır, hoşgörü ve olgunluk içinde diyalogla ve uygun iletişimle çözsünler.
Bu konuda en önemli husus da şudur: Erkek, kızın ailesine; kız da erkeğin ailesine karşı olumlu, sempatik ve hoşgörülü davranırsa onların ön yargısını çabuk kırar. Soğuk ve mesafeli olursa, problemleri daha da arttırır.
