Doğum Kontrolü Ve Kürtaj

By | 19 Temmuz 2014

hasema

 

dogum-kontrol-haplarıİnsanın yaratılış gayesinin ne olduğunu Kur’an-ı Kerim açıkça söyler: Allah’ı tanımak, ona kulluk etmek. Öyleyse insanın her hareketi bu ga­yeye yönelik olmalıdır. Yemesi, içmesi, evlenmesi… Kısaca her davranışı ibadet olarak yapılmalıdır. İbadet esprisine aykırı olan davranışlar sakın­calıdır. Aykırılığı az ise, sakıncalığı mekruh, çok ise haramdır. Başlık yap­tığımız konuları da bu esaslara göre düşünmeliyiz.

Kur’an-ı Kerimde “Allah kadını erkeğe eş olarak yarattı ki,

onda huzur bulsun” denilir. Demek ki, evlenmenin bir gayesi bu- dur. Peygamberimiz bir hadislerinde, “Evlenin çoğalın, çünkü ben kıyamet günü ümmetimin çokluğu ile övünürüm” buyurmuştur. (900). Demek ki evlenmenin bir gayesi de çocuk dünyaya getirmektir. Bir diğer hadislerinde gençlere evlenmeyi öğütler. “Çünkü o, gözü hara­ma bakmaktan ve insanı zinadan korur” buyurur. Demek ki, bir gaye de budur. Öyleyse evlilik bu gayeleri gerçekleştirdiğinde ibadet olmuş olur.

Evlenmenin en büyük gayelerinden biri neslin çoğalması olduğuna göre hastalık, çevrenin dinsizliği ve çok şiddetli fakr-u zaruret gibi mani olmazsa kadının hamile kalmasına engel olmak doğru değildir.

1-       Açlık korkusundan dolayı kürtaj ve doğum kontrolü yapmak caiz değildir.

Kur’ânı Kerimde: “Evlatlarınızı fakirlik korkusuyla öldürmeyi­niz. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Hakikat onları öldür­mek büyük bir suçtur.”

2-       Çocuğun hayırsız olması, zamanın bozukluğu dolayısıyla kötü ev- lâd olabilir korkusundan dolayı da hamileliğe mani olmak da mantıksız­dır. Çünkü gaybı, gelecekte olacakları ancak Allah bilir. Belki de, olacak çocuk perişan haldeki Ümmeti Muhammed’in ilerde kurtarıcısı olacaktır.

Aksini kimse iddia edemez. Nice büyük liderler bozuk bir cemiyetin için­de doğmuştur. Hidâyete erdiren de saptıran da ancak Allah’tır.

3-     Çocuğun doğumu annenin sağlığına zarar vereceği müslüman mü­tehassıs bir doktorca kesinlikle ortaya konursa, çocuk annenin sağlığı için alınabilir veya engel olunabilir.

Esma bin Yezîd (r.anha) Rasulüllah’dan şu rivayeti yapmıştır:

“… Canımı elinde tutana yemin ederim ki, emziren kadının hamile kalması (süt emen çocuğa öyle bir zarar verir ki, çocuk) at sırtında (koş­turan ergin erkek olacak yaşa gelse yine) onu tutar yere atar.” (903) Yani çocuk ergenlik çeğına gelse bile, süt emerken annesinin tekrar hamile kalmasıyla anne sütünün kalitesinde değişme ve zayıflama olduğundan, kalitesi düşük sütü emen çocuğun sıhhati de etkilendiğinden, Peygambe­rimiz (s.a.v.) kadının süt emzirme döneminde tekrar hamile kalmamasını tavsiye ettiğinden iki çocuk arasında en az iki yıl (süt emzirme müddetin- ce) ara vermek, hem annenin sağlığı, hem de çocukların sağlığı açısın­dan faydılıdır. Modern tıbda bunu tavsiye etmektedir…

Çocuk doğurma, emzirme ve doğan çocuğu büyütüp, eğitim ve terbi­yesiyle uğraşması kadının asli görevidir. Bütün bunları yapmak için kadı­nın beden ve ruh sağlığı yerinde olmalıdır. Kadının beden ve ruh sağlığı­nı dikkate almaksızın İslam’da doğum kontrolü yoktur diyerek ve kadını ihmal eder tutum içerisinde bulunarak çok sayıda çocuk sahibi olmak taktir edilecek durum değildir. Önemli olan salt sayı çokluğu değil fakat ümmet olma şuuruna sahip sayı çokluğudur. Bu şuuru kadına verecek olan da sağlıklı, bilgili, islâmi terbiyeye sahip annelerdir.

Günümüz cahil insanı, kadını lüzumlu, lüzumsuz ev ve çevre işleriyle meşgul ederken bir de çocuk doğumlarıyla ezmektedirler. Kadının hakiki görevi Allah’a kulluk, zevcelik, çocuk doğumu ve eğitimidir. Diğer işlerde ise kadına yardımcı olunmalı, yükü paylaşılmalıdır.

Evlenmenin tek amacı çocuk yetiştirmek olmadığı için, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bazı hadisleriyle “azil” yapılmasına izin vermiştir. (904). “Azil”, cinsel ilişkide erkeğin menisini dışarı boşaltması demektir. Ancak Peygamberimiz “azli” teşvik etmemiş, ona izin vermiştir. Hatta bazı ha-

(893)                       İbn Mace: 1/648. Ebu Davud:5/9, Ahmed b. Hanbel: Müsned.

(894)                       Ebu Davud, Nikah:48, Nesei, Nikah:55 dişlerinde “azil” yapmanın kötülüğüne de işaret etmiştir. Ama Hanefi bil­ginleri, kadının izni olması halinde “azlin” caiz olduğu görüşündedirler.

“Azil” korunma yollarından sadece bir tanesidir. Bugün ilkel ve mo­dern usullerle uygulanan daha bir sürü korunma metodu vardır. Bu ko­runma yollarını bazıları, çocuğu olma özelliğini sürekli ortadan kaldırır ve artık bu uygulamaya konu olan kadın, ya da erkeğin çocuk yapma kabi­liyeti kalmaz. Kadının yumurtalıklarının alınması, erkeğin hadımlaştırıl- ması ve x ışınları ile kısırlaştırma, bu tür bir yöntemdir. Bu insan fıtratına aykırı bir uygulamadır. Peygamberimiz aynı sonucu veren uygulamaları yasakladığından, İslam alimleri bunun caiz olmadığında sözbirliği halin­dedirler. Ancak her konuda olduğu gibi, bu konuda da zorunlu haller ha­ramları ortadan kaldırır.

Ameliyatla tohum yollarının bağlanması da, hüküm olarak kısırlaştır­ma gibi olmalıdır. Çünkü bu da fıtrata müdahale etmek demektir ve bu yöntemde de kısır kalma tehlikesi yüksektir.

Kadınların kendi kendilerine kullandıkları ilkel yöntemlerin hemen hepsinin zararlı olduğunu, çoğu zaman da bu yöntemlerin gebeliği önle­mediğini, hatta sakat ve özürlü doğumlara sebep olduğunu tıp uzmanları söylemektedir. Bu yolla bulaşan mikroplar ve yapılan tahrişlerle doğan rahim hastalıkları da işin çabasıdır. İslam, adil tıbbın zararlı dediği uygu­lamaları, o konuda bir emir olmadıkça haram sayar.

Takvim usûlünü uygulayıp, kadının gebe kalma ihtimali az olan gün­lerde ilişki yapmak suretiyle korunmanın haram olduğunu söyleyen biri­si, ya da gösteren bir belirti yoktur. Ancak bu da ihtiyaca dayalı ilişki esasına aykırı bir yöntemdir.

Erkeğin kılıf kullanması (prezervatif), “azil”den daha hafif olduğu için, “azil’e caiz diyenlerin ona da caiz diyeceği açıktır. Çünkü “aziF’de kadı­nın isteğinin tamamlanmama ihtimali daha çoktur. Halbuki, İslam ilişki­de kadının da tatmin edilmesine çok önem verir. Erkeğin kılıf kullanması halinde bundan kadın zaman kazanacaktır.