İnsanın yaratılış gayesinin ne olduğunu Kur’an-ı Kerim açıkça söyler: Allah’ı tanımak, ona kulluk etmek. Öyleyse insanın her hareketi bu gayeye yönelik olmalıdır. Yemesi, içmesi, evlenmesi… Kısaca her davranışı ibadet olarak yapılmalıdır. İbadet esprisine aykırı olan davranışlar sakıncalıdır. Aykırılığı az ise, sakıncalığı mekruh, çok ise haramdır. Başlık yaptığımız konuları da bu esaslara göre düşünmeliyiz.
Kur’an-ı Kerimde “Allah kadını erkeğe eş olarak yarattı ki,
onda huzur bulsun” denilir. Demek ki, evlenmenin bir gayesi bu- dur. Peygamberimiz bir hadislerinde, “Evlenin çoğalın, çünkü ben kıyamet günü ümmetimin çokluğu ile övünürüm” buyurmuştur. (900). Demek ki evlenmenin bir gayesi de çocuk dünyaya getirmektir. Bir diğer hadislerinde gençlere evlenmeyi öğütler. “Çünkü o, gözü harama bakmaktan ve insanı zinadan korur” buyurur. Demek ki, bir gaye de budur. Öyleyse evlilik bu gayeleri gerçekleştirdiğinde ibadet olmuş olur.
Evlenmenin en büyük gayelerinden biri neslin çoğalması olduğuna göre hastalık, çevrenin dinsizliği ve çok şiddetli fakr-u zaruret gibi mani olmazsa kadının hamile kalmasına engel olmak doğru değildir.
1- Açlık korkusundan dolayı kürtaj ve doğum kontrolü yapmak caiz değildir.
Kur’ânı Kerimde: “Evlatlarınızı fakirlik korkusuyla öldürmeyiniz. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Hakikat onları öldürmek büyük bir suçtur.”
2- Çocuğun hayırsız olması, zamanın bozukluğu dolayısıyla kötü ev- lâd olabilir korkusundan dolayı da hamileliğe mani olmak da mantıksızdır. Çünkü gaybı, gelecekte olacakları ancak Allah bilir. Belki de, olacak çocuk perişan haldeki Ümmeti Muhammed’in ilerde kurtarıcısı olacaktır.
Aksini kimse iddia edemez. Nice büyük liderler bozuk bir cemiyetin içinde doğmuştur. Hidâyete erdiren de saptıran da ancak Allah’tır.
3- Çocuğun doğumu annenin sağlığına zarar vereceği müslüman mütehassıs bir doktorca kesinlikle ortaya konursa, çocuk annenin sağlığı için alınabilir veya engel olunabilir.
Esma bin Yezîd (r.anha) Rasulüllah’dan şu rivayeti yapmıştır:
“… Canımı elinde tutana yemin ederim ki, emziren kadının hamile kalması (süt emen çocuğa öyle bir zarar verir ki, çocuk) at sırtında (koşturan ergin erkek olacak yaşa gelse yine) onu tutar yere atar.” (903) Yani çocuk ergenlik çeğına gelse bile, süt emerken annesinin tekrar hamile kalmasıyla anne sütünün kalitesinde değişme ve zayıflama olduğundan, kalitesi düşük sütü emen çocuğun sıhhati de etkilendiğinden, Peygamberimiz (s.a.v.) kadının süt emzirme döneminde tekrar hamile kalmamasını tavsiye ettiğinden iki çocuk arasında en az iki yıl (süt emzirme müddetin- ce) ara vermek, hem annenin sağlığı, hem de çocukların sağlığı açısından faydılıdır. Modern tıbda bunu tavsiye etmektedir…
Çocuk doğurma, emzirme ve doğan çocuğu büyütüp, eğitim ve terbiyesiyle uğraşması kadının asli görevidir. Bütün bunları yapmak için kadının beden ve ruh sağlığı yerinde olmalıdır. Kadının beden ve ruh sağlığını dikkate almaksızın İslam’da doğum kontrolü yoktur diyerek ve kadını ihmal eder tutum içerisinde bulunarak çok sayıda çocuk sahibi olmak taktir edilecek durum değildir. Önemli olan salt sayı çokluğu değil fakat ümmet olma şuuruna sahip sayı çokluğudur. Bu şuuru kadına verecek olan da sağlıklı, bilgili, islâmi terbiyeye sahip annelerdir.
Günümüz cahil insanı, kadını lüzumlu, lüzumsuz ev ve çevre işleriyle meşgul ederken bir de çocuk doğumlarıyla ezmektedirler. Kadının hakiki görevi Allah’a kulluk, zevcelik, çocuk doğumu ve eğitimidir. Diğer işlerde ise kadına yardımcı olunmalı, yükü paylaşılmalıdır.
Evlenmenin tek amacı çocuk yetiştirmek olmadığı için, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bazı hadisleriyle “azil” yapılmasına izin vermiştir. (904). “Azil”, cinsel ilişkide erkeğin menisini dışarı boşaltması demektir. Ancak Peygamberimiz “azli” teşvik etmemiş, ona izin vermiştir. Hatta bazı ha-
(893) İbn Mace: 1/648. Ebu Davud:5/9, Ahmed b. Hanbel: Müsned.
(894) Ebu Davud, Nikah:48, Nesei, Nikah:55 dişlerinde “azil” yapmanın kötülüğüne de işaret etmiştir. Ama Hanefi bilginleri, kadının izni olması halinde “azlin” caiz olduğu görüşündedirler.
“Azil” korunma yollarından sadece bir tanesidir. Bugün ilkel ve modern usullerle uygulanan daha bir sürü korunma metodu vardır. Bu korunma yollarını bazıları, çocuğu olma özelliğini sürekli ortadan kaldırır ve artık bu uygulamaya konu olan kadın, ya da erkeğin çocuk yapma kabiliyeti kalmaz. Kadının yumurtalıklarının alınması, erkeğin hadımlaştırıl- ması ve x ışınları ile kısırlaştırma, bu tür bir yöntemdir. Bu insan fıtratına aykırı bir uygulamadır. Peygamberimiz aynı sonucu veren uygulamaları yasakladığından, İslam alimleri bunun caiz olmadığında sözbirliği halindedirler. Ancak her konuda olduğu gibi, bu konuda da zorunlu haller haramları ortadan kaldırır.
Ameliyatla tohum yollarının bağlanması da, hüküm olarak kısırlaştırma gibi olmalıdır. Çünkü bu da fıtrata müdahale etmek demektir ve bu yöntemde de kısır kalma tehlikesi yüksektir.
Kadınların kendi kendilerine kullandıkları ilkel yöntemlerin hemen hepsinin zararlı olduğunu, çoğu zaman da bu yöntemlerin gebeliği önlemediğini, hatta sakat ve özürlü doğumlara sebep olduğunu tıp uzmanları söylemektedir. Bu yolla bulaşan mikroplar ve yapılan tahrişlerle doğan rahim hastalıkları da işin çabasıdır. İslam, adil tıbbın zararlı dediği uygulamaları, o konuda bir emir olmadıkça haram sayar.
Takvim usûlünü uygulayıp, kadının gebe kalma ihtimali az olan günlerde ilişki yapmak suretiyle korunmanın haram olduğunu söyleyen birisi, ya da gösteren bir belirti yoktur. Ancak bu da ihtiyaca dayalı ilişki esasına aykırı bir yöntemdir.
Erkeğin kılıf kullanması (prezervatif), “azil”den daha hafif olduğu için, “azil’e caiz diyenlerin ona da caiz diyeceği açıktır. Çünkü “aziF’de kadının isteğinin tamamlanmama ihtimali daha çoktur. Halbuki, İslam ilişkide kadının da tatmin edilmesine çok önem verir. Erkeğin kılıf kullanması halinde bundan kadın zaman kazanacaktır.

