Resûlullah borcun sıkıntı vermesinden de Allah’a sığınmaktadır. Huzur ve mutluluk için maddî ve manevî kaynaklı borçlarımızı ödemek çok önemlidir. Maddî borçlarımızı ödemek gibi ibadet, taat, şükür ve vefa borcumuzu ödemek de Rabbe sunulan bir sadakattir. Maddî zenginlik gibi zihin ve gönül zenginliği olan manevî zenginliğe kavuşmak, Allah’ın ikramıdır. Bu nedenle Resûlullah hem maddî, hem de manevî kaynaklı borçlarla Allah ve insanlara karşı sıkıntı içerisinde kalma endişesine bir ilaç olmak üzere borçlardan da Allah’a sığınmaktadır. İnsan borçlarının kendisi üzerindeki baskısını hissederse, maddî ve manevî stresle baş başa kalır. Bu sıkıntı haline karşı da bu dua bir ilaçtır.
“Her zorluktan sonra biri dünyada, diğeri ahirette iki kolaylık vardır” âyeti ve “Allah’ım üzüntüden ve kederden Sana sığınırım” duası ile insan, ânın değerini bilmeyi öğrenir. Zaten dervişin derdi ve düşüncesi, geçmiş veya gelecek zaman değildir. Onun derdi, içinde bulunduğu ândır.Bunun için insan “Geçen geçmiştir” diyecek, geçmiş için üzülmeyecektir. “Gelecek ise henüz gelmemiştir, gelip gelmeyeceği de belli değildir” diyerek, “Öyleyse gelecek kaygılarını bugüne getirmeye
gerek yoktur ve gelecek için üzülmenin de bir manası yoktur” diye üzülmeyecektir. Bu anlayış, hayatta mutlu, huzurlu ve başarılı olmanın yolu olduğu gibi insanın gelecek kaygısını yenmesinde de manevî bir ilaçtır.
“Allah’ım acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, sıkıntıdan ve kabir azabından Sana sığınırım. Allah’ım nefsime Senin emir ve yasaklarına uyma hassasiyeti ver ve onu temizle. Onu en iyi tezkiye edip temizleyen Şensin. Onun velisi ve sahibi Şensin. Allah’ım faydasız ilimden, titremeyen kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan Sana sığınırım” duasıyla, insan mutluluk ve huzuru yakalayabilir. Çünkü bu; manevî değerleri ve terapiyi ortaya koyan, hayatın merkezine İlâhî sevgiyi ve tecellileri yerleştiren bir duadır.
