“Biz, Uhud’u Severiz; O da Bizi!”

By | 1 Ağustos 2019

O (sav), kâinatın sahibi Yüce Allah’ın memuruydu. Kâinatın O’na ilgisi, sevgisi ve minneti vardı. O’nun da kâinatta var olan her şeyle Allah namına münasebeti ve sevgisi vardı. O nedenle “ Ben seviyorum, merhamet ediyorum. Siz de sevin ve merhamet edin!” diyordu. O nedenle dağı, taşı seviyordu, ağacı, hayvanı seviyordu. Onlar da O’nu tanıyor ve seviyorlardı.
Bir gün yolu Uhud dağına uğramıştı. Yanındakilere: “Uhud, o bir dağ; ama o bizi sever, biz de onu severiz!” demişti.
Gönlünde nasıl bir sevgi taşıyordu ki dağı, taşı, ağacı, yaprağı kucaklıyordu?
Bir gün de Uhud’un üzerindeydi. Uhud sallanmaya, sarsılmaya başlamıştı. Kim bilir belki de: “Ben, Seni tanıyor, biliyor ve seviyorum ey Allah’ın Resûlü! Mübârek ayaklarınla üzerimde dolaşmakla beni şereflendirdin. Tanıdığımı da sarsıntımla belli ediyorum” demişti o an. Allah Resûlü de karşısında duran aklı başında bir insana seslenir gibi, şefkate muhtaç bir çocuğun başını okşar gibi: “Sakin ol Uhud! Üzerindekiler bir Peygamber, bir Sıddık ve iki de şehittir. ” demişti. Uhud da hal diliyle konuşmasına son vermişti. Bu sözleriyle aynı zamanda yıllar sonra meydana gelecek Hz. Ömer ile Hz. Osman’ın şahadet haberini vermişti Yüce Rabbinin izniyle.
Hicreti sırasında da Sebir Dağı ile Nur dağı dillenmişler- di sevgisi için. Sebire vardığında dağ titremiş ve: “Ey Allah’ın Resûlü! Korkuyorum! Düşmanların gelip Seni burada bulurlarsa Allah’ın beni cezalandırmasından korkuyorum!”
demişti. O zaman da hatıralarıyla dolu Nur Dağı seslenmişti: “Ey Allah’ın Resulü! Bana gel! Bana gel!” diye.
Bundan şunu anlıyoruz: Demek ki kocaman dağlar da başıboş değiller. Onlar da birer kocaman kuludurlar Allah’ın. Allah onlara da yeryüzünün dengesini sağlama görevi vermiştir ve onlar da O’nu teşbih ederler.
Madem kuldurlar, elbette ki Allah’ın en değerli ve en sevgili kulu olan Peygamberimiz Hazret-i Muhammed’i (sav) bileceklerdi ve sevip sayacaklardı.