Bir Kuyu Başında

By | 9 Mart 2015

bir-kuyu-basinda     Hz. Musa Medyen Suyu denilen bir su başında bir çok kalabalık gördü. Şuayb Peygamberin halkı burada hayvanlarını suluyorlardı.
Baktı…
Onların gerilerinde kendi sürülerini güdüp gözetleyen iki kadın vardı. Kalabalıktan suya yaklaşmamışlardı.. Musa onlara yaklaşıp:
— Bu haliniz nedir? diye sordu.

Kadınlar:

— Biz zayıf kimseleriz! Erkeklerin arasına sokulamıyoruz! Bu çobanlar kendi hayvanlarını sulayıp buradan ayrılmadan önce sürümüzü sulayamıyoruz! Babamız da yaşı ilerlemiş bir kimsedir! diye cevap verdiler. Hz. Musa’nın ince duygulu yüreği onlara acıdı.
— Ben size yardım ederim! dedi. Gitti, kuyunun başına geldi. Kuyunun üstünde büyük bir taş vardı. Onu, eğilip kaldırdı. Oysa, Medyen halkı o taşı yerinden bile oynatamamaktaydılar.

Hz. Musa, sonra tahta kovayı eline aldı, yalaklara su çekti. İki kız da koyunlarını suladılar. Sevine sevine babalarının yanma döndüler. Hz. Musa da yorgunluğunu gidermek için bir ağacın altına uzandı, gölgesinde dinlenmeğe başladı.

Sonra:
«Ey Yüce Allah’ım! dedi. Bana göndereceğin her hayra, her nimete (ekmeğe) muhtacım ben.» (Kasas sûresi, âyet: 24)
Açtı, nerdeyse bütün karnı boşalmıştı. Kaç gündür boğazına bir lokma yiyecek girmemişti. Eğer birisi ona bakıp da karnının içini görmüş olsaydı bağırsaklarının gök rengine büründüğünü görürdü. O bu kadar aç olduğu halde Allah’ından ancak bir lokmadan fazla bir şey istememişti.

Bu sırada iki kız kardeş çoban, babaları Hz. Şuayb’ın yanına dönmüşlerdi.
Şuayb Peygamber kızlarına:
— Nasıl oldu da bu kadar çabuk döndünüz?. Koyunlarınız doya doya su içti mi? diye sordu. Kızlar olanı, biteni babalarına anlattılar. O da kızlarından birisine döndü:
— O genci git, evimize çağır. Onu konuklayalım! dedi.

Kız kalktı. Kuyu başına geldi. Hz. Musa’ya utana utana:
— «Babam, sürümüzü suladığın için mükâfat olmak üzere seni çağırıyor!» dedi.)
Hz. Musa uzandığı kuyu başı gölgeliğinden kalktı. Utangaç kızla birlikte Hz. Şuayb’ın yanına gitmek üzere, onun arkasından yürümeğe başladı.

Yolda hafif bir rüzgâr esmekteydi. Bir aralık kızın etekleri savruldu. Çıplak bacaklarını Hz. Musa’nın gözlerine serdi. Genç Musa aklına bir kötülük getirmemek için kıza seslendi:
— Ben öne geçeyim siz benim ardımdan geliniz. Bu suretle o doğruluğunu göstermiş oluyordu.
Nihayet, ihtiyar babanın yanma geldiler. Hz. Musa ona başından geçenleri, Firavun’un zulmünü anlattı. O da ona:
Artık korkma! dedi O zalim milletten kurtuldun!» (Kasas faresi, âyet: 25)

Kızlardan, Hz. Musa’yı çağırmış olan Safura:
— Babacığım! dedi. Onu çoban olarak tut. Hem kuvvetli, hem de iradisi güvenilir bir kimsedir.
buayb Peygamber! Kızma sordu:
— Evet kuyunun ağzındaki taşı kaldırdığı için onun gücü olduğunu anladım. Ya güvenilir bir kimse olduğunu nereden anladın!..

Kızı Safura cevap verdi:
— Buraya gelirken ben onun önünden gidiyordum. Bana hıyanet etmek istemediğinden önden gitmememi, arkasından gelmemi söyledi!..
— Ey Musa! Bana sekiz sene hizmet edersen bu iki kızımdan birisini seninle evlendiririm. Kendi dilek ve isteğinle işimi on yıl görürsen bu da senin bir keremin olur. Ben sana zahmet ve güçlük çektirmek istemem.
İşaallah, benim iyilik sever, dürüst insanlardan olduğumu rörürsün!» dedi.

Hz. Musa da:
— Bu iş seninle benim aramda bir andlaşma olsun. Bu iki müddetten birini doldurursam, fazlasını istemekle bana haksızlık yapılmasın! Hak Teâlâ da bu sözlerimize tanık olsun! dedi.
Hz. Musa işe başladı. İhtiyar Nebi Şuayb (A.S.) da onu, kendisini kuyu başından çağıran kızı Safura ile evlendirdi.
Hz. Musa her sabah koyunları ağıldan alıyor, kırlara götürüyordu. Elinde asası ile sürüyü güdüyordu.