BAKMAK YETMEZ, GÖRMEK GEREK
Nimet kafamızdaki gözle görünür. Ancak gözümüzün gördüğü nimetin sahibi, onu yoktan yaratıp bize hediye eden Yaratıcı, akıl gözümüzle görünür.
Nimetin varlığını kafa gözüyle görüp de, nimetin yaratıcısını akıl gözüyle görmemek, akıl değildir.
Her nimet, aynı zamanda vericisini de göstermektedir.
Her varlık, ayni zamanda yaratıcısının da İsbatıdır.
Akıl gözüyle bakanlar, perdenin gerisindeki asıl sahibi görürler. Perdenin önünde kafa gözümüze gözükenler, vesileler, sebebler ve vasıtaİardır.
Kaldır perdeyi aradan
Görünsün Yaradan
Hz. Mevlana, bu gerçegi çok hoş anlatır:
Cömert bir adama sordular:
– Yoksullara dağıttığın şeylerden dolayı, gönlüne kibir ve fakirler üzerine minnet yüklemek hisleri geliyor mu?
Cömert adam şu harika cevabi verdi:
– Hayır, ne münasebet! Yoksula bir şey verirken, ne kibirlenirim, ne de onlara minnet yüklerim.,. Ben birine bir şey verirken, kendimi, aşçının elindeki kepçe gibi düşünürüm.
Veren aşçıdır ama, yemek hep kepçeden geliyor
Kepçe, rızkı veren benim gibi bir hisse kapılabilir mi?
Verilen rızık , her ne kadar insanların elinden çıkıyor gibi görülüyorsa da, asıl vericisi Allah’tır.
İşte bu sebebten dolayı, nzka vasıta olanın, hiç kimseye minnet yüklemesi ve kibirlenmesi doğru değildir.
Bu çok güzel bir bakış açısıdır. Çünkü perdenin arkasını görmektir. Sebeblerin ardındaki Yaratıcı’yı sezmektir.
Sadece kafa gözüyle görenler, akıll gözünü kullanmayanlar, hep ilk planda gördüklerine takılıp kalırlar. Görünenin gerisini göremezler. Satır arasını okuyamazlar. Perdenin arkasını bilemezler.
“-Ben görmediğime inanmam “ diyen kişi, gözünün herşeyi göreceğine İnanmış kişidir. Oysa ki bu ne kadar yanlıştır. Kafamızdaki gözlerimizin göremedigi şeyler, gördüklerinden daha çoktur.
Görme organı ve aracı olarak yaratılan gözümüz, kendisini bile göremez… Kendisini yaratanı, yani asil sahibini ve ustasını bile göremez. Bazı gördüklerini ise, noksan, eksik ve yanlış görür…
