Anne-Babama Hediye Edeceğim En Güzel Dua Hangisi Olabilir?

By | 1 Ağustos 2019

Anne-babamıza ve bize hakkı geçen değerli insanlara hediye edeceğimiz en güzel duayı, Rabbimiz bize ikram ediyor:
(Rabbi’r-hamhümâ kemâ rabbeyânî sağîra)
“Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de o ikisine merhamet et.”

Allahu Teâlâ, bu âyetle aile değerleriyle çocukların hissiyatı arasında çok güçlü bir denge oluşturup anne-babadan çocuğa, ya da çocuktan anne-babaya uzanan bir gönül köprüsü kuruyor. Rabbimiz muhabbet ve mutluluk dualarına doğru gönül kapılarımızı açarken, kendisinden başkasına asla ibadet etme-memizi, ana-babaya iyi davranmamızı kesin olarak emrediyor. Ve Rabbimiz terbiyenin, emeğin ve sahip çıkmanın karşılığını vefa, şükür ve duayla vermenin önemini şu âyetlerle gösteriyor:
“Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara ‘Öf’ bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: ‘Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri ve beni terbiye edip sahip çıktıkları gibi, sen de onlara merhamet et.’”
Bu duayla âdeta şöyle niyaz ediyoruz: “Rabbim, onlar beni sevdikleri gibi, Sen de onları sev. Rabbim, onlar beni bağışladıkları gibi, Sen de onları bağışla. Rabbim, onlar beni ikramladıkları, bana yıllarca emek verdikleri gibi, Sen de onları sonsuz lütfunla ikramla.”
Gönlümüzde büyüyen bu yakarış, anne-babamızın bir nimet; bizim de onlara bir emanet olduğumuzu ne kadar da güzel gösteriyor. Anne-baba, çocuklarına eşsiz bir emanet bilinciyle, çocuklar da anne-babaya mucizevî bir nimet bilinciyle yaklaşırsa, bundan en kazançlı çıkacak olan, insanlık ailesi olacaktır.
Anne-baba çocuklarına eşsiz bir emanet bilinciyle, çocuklar da anne babaya mucizevî bir nimet bilinciyle yaklaşmayı başardıktan sonra, anne-babanın evladına vereceği en güzel hediye, ona gönülden bir dua etme ve namaz kılma bilincidir. Daha sonra anne-baba, ikâme ve huşû ile güzelleşen bilinçli bir namaza evladını âşık etmelidir. Böylece anne-baba da evladından hayattaki en değerli hediyesini almış olacaktır. Çünkü bir evladın anne-babasına yapacağı en güzel dua ve anne- babasına vereceği en güzel hediye, namazın içinde saklıdır. Bir evlat, namaz esnasında ‘Rabbenağfirli duasında, anne-babasına ve hakkı geçen herkese, “Rabbimiz hesabın görüleceği gün beni, anne-babamı ve bütün inananları bağışla”159 diyerek dua eder.
‘Rabbenag-firlî’ duasından sonra, Rabbimiz anne-babanın ve bize hakkı geçen insanların üzerindeki hakkının değerini ve önemini şu âyetle gözler önüne seriyor:
“insana da, anne-babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. İşte onun için insana şöyle emrettik: ‘Bana ve anne-babana şükret. Dönüş banadır’
Rabbimizin kendisinden sonra anne-babayı “Şükret” diyerek anması, Onun bize emek veren insanlara; özellikle anne-babaya verdiği değeri ve önemi gösterir. Çünkü anne, kimsenin üzerimizde olamayacağı kadar olağanüstü bir hak ve emekle evlatlarını şefkatiyle kucaklar. Dokuz ay hamileliğin üzerine iki yıllık emzirme ile Kur an-ı Kerîm, bu hakkı gözler önüne serer. Baba ise yediğinden yedirerek, giydiğinden giydirerek her türlü ihtiyacımızı şevkle karşılar.
İşte biz bu âyet ve dualarla, onların üzerimizdeki emeklerini ve haklarını fark ediyoruz. Başta anne-babamız olmak üzere bize hakkı geçen herkesi vefa, sevgi, minnet ve takdir ile anarak onlara hal, ahlak ve tavırlarımızla layık olmaya çalışıyoruz. Onların iyilik, emek ve haklarına nankörlük etmiyoruz.
Muhabbet ve mutluluk dualarında vefa, minnet ve değerbilirlik özelliklerini gönlümüze nefes gibi çekerken, aynı zamanda “Rabbimiz hesabın görüleceği gün beni, anne-babamı ve bütün inananları bağışla” duasıyla da namaza ahşan bir çocuk, anne-babası ve bütün mu minler için dua ederek benlik kimliği edinimini sağlar. Benlik kimliğini kazanmak ise, ruh sağlığı açısından son derece önemlidir ve bu dua, benlik kimliğinin kazanılmasında manevî bir değere sahiptir. Ancak benlik kimliği, öyle kolayca elde edilebilen bir şey değildir. Çoğu insan büyük bunalımlar yaşayarak, çok rahatsız edici çatışmalardan geçerek, kendi kimliğine ulaşabilmektedir.
Dinî ve ahlakî gelişim içerisinde mümin kişi, kendi benliği ve Allah’tan ibaret olan iki başvuru kaynağını birbiriyle uyumlu hale koyma zarureti ile karşı karşıya bulunur. Bu noktada bir benlik kimliği inşa etme hizmetinde, dinî başvuru kaynağından irade dışı faydalanılır. İnsan bu yönüyle muhabbet ve mutluluk duaları vasıtasıyla hem dünyaya, hem de ahirete yönelik amaç ve yönelişlerini içselleştirdiği için kendi benliğini ve benliğini oluşturan kimlik bilincini de inşa eder. Bunu ya dine yönelerek irade dışı, ya da dua veya ibadet ederek irade gücüyle yapar.
Benlik kimliğini muhabbet ve mutluluk dualarıyla oluşturduktan sonra, “Rabbim, tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi Sen de o ikisine merhamet et” duası ve “Rabbimiz hesabın görüleceği gün beni, anne-babamı ve bütün inananları bağışla” niyazıyla kişi, anne-babasını ve özellikle bütün inanan insanlık ailesini dua ve bütünlük duygusuyla anmayı başarabilir. Bu nedenle insan bu dualarla ‘ben merkezcilikten ‘biz’ anlayışına doğru kayar. Bu dualarla insan, ‘ben merkezci yapıyı en iyi tanımlayan narsistik kişilik bozukluğuna en güçlü darbeyi vurur.
Narsistik kişilik bozukluğu; görkemli bir eşsizlik, önemlilik, yeterlilik duyguları ve zihnin sınırsız başarı kazanma fantezileriyle meşgul olmasıdır. Narsizm, başkalarından sürekli ilgi ve hayranlık görme ihtiyacı, başkalarının eleştiri ve değerlendirmelerine karşı aşırı duyarlılık; ama başkalarına karşı empati yokluğu olarak da ifade edilir.
Narsist kişilik de; kibir ve itibar, güç ve yeterlilik duygularıyla aşırı meşgul olurken aynı zamanda ‘ben merkezci bir anlayışla hayatım sürdürür. Halbuki insan, ‘biz’ bilincini kalbe yerleştiren ve insanlık ailesi için hayır dua ettiren bu dualarla, yaşam felsefesi olarak ‘ben’ merkezci bir anlayıştan ‘biz’ merkezli bir anlayışa doğru kayar. ‘Biz’ diye dua etmesini başarabilen toplum bireyleri hem duygusal, hem de zihinsel manada birbirini bütünleyebilir ve farklı görüşleri zenginlik olarak kabul edebilir.