Altın Buzağı

By | 9 Mart 2015

altin-buzagi    Hz. Musa Tür dağındayken Cebrail (A.S.) bir ata binmişti. Onun yanında gidiyordu, İsrailoğullarım doğru yoldan çıkartmak isteyen sihirbaz Samiri bu atı gördü.
— “Bu bir hayat atıdır” dedi. Bunda bir hikmet var elbette. Hemen Cebrail’in atının yerdeki tırnak izinden bir parça toz, toprak aldı. Onu sakladı. Harun’un sözleriyle İsrâiloğullarının açtığı çukura geldi. Cebrail (A.S.)’in atının tırnak izinden aldığı toz ve toprağı çukurun üzerine serpti.

Bu sırada İsrailoğulları Hz. Musa’nın 40 geceyi, bir gündüzü bir îun sayıyorlardı. 20 gün sonra çukurdaki eşya canlandı, bir buzağı ‘iline geldi.Samiri Israiloğullarını doğru yoldan saptırmak için:

— Ey İsrailoğulları! dedi. Musa’nın da, sizin de ilâhınız işte bu : ¿zağıdır. Musa, onu burada unutarak onu aramaya gitti.
Halk, bu sözlere hemen aldandı. Samirinin:
— “Buna tapınız!” demesi üzerine hepsi de buzağıya, (Hâşâ) Allah gibi tapmaya başladılar. Bu tapmalarını Hz. Musa TûHda kaldığı «r Hancı güne kadar devam etirdiler.

Buzağı da dört bir yana çevik hareketlerle dolaşmaya başlamıştı. Harun (A.S.) İsrâiloğullarmm bu hareketini görünce:
— Siz bu buzağı ile bir sınav, bir imtiham geçiriyorsunuz! Sizin Alah’ınız esirgeyen Rabbinizdir! dedi.

Harun ile ALLAH’ın birliğine  inananlar Hz. Musa TûHdan geri dönünceye kadar buzağıya tapan arla kavgayı geri bıraktılar.

— “Aramızda bir savaş, bir düşmanlık sokmak uygun değildir, Allah onları doğru yola getirsin” dediler.
Gerçekten Allahü Teâlâ onlara şöyle buyuracaktı:
— Ey İsrailoğulları! Biz sizi muhakkak ki düşmanınızdan kurtartardık. Tûr dağının sağ kenarında sözleştik. Sizinle anlaşma yaptık, size Kudret Helvası ile bıldırcın yağdırdık. Size v erdiğimiz rızkın en temizlerinden yiyin. Azmayın taşkınlık etmeyin. Yoksa hışmım size iner. Ve bu gazabım kimi çarparca gerçektir ki, o kişi yok olur. Hiç şüphe yok ki ben tevbe edenleri, dürüst iş işleyenleri, sonra da Hakyolunda sebat gösterenleri, bağışlayıcıyım.»

Hz. Musa kavminin yanından ayrıldıktan sonra Tûr dağına çık misti.Dağın eteğine geldi, yavaş yavaş Türüm tepesine doğru tırmanmaya başladı. Orada kendisine İlâhi vahiyleri ilham eden Yüce Rab : . ile buluşacağı sevinci kendisini heyecanlandırıyordu. Türüm tepesine gelince Yüce Allah ile konuştu:

Bâri i Teâlâ, Hz. Musa’ya sordu:
Yâ Musa! Sen niçin kavminden önce, acele ederek koşa boşa geldin?.»)
Hz. Musa da:
— Onlar da orada senin eserlerine uygun olarak amel etmekt. (ardından yürümektedirler!) dedi. Ben, benden, hoşnut olasın diye koşa koşa geldim.
Allah da:
— «Biz senin ayrılmandan sonra kavmini imtihana çektik. Samiri de onları doğru yoldan çıkarttı, fitne yoluna saptırdı! diye buyurdu.» (Tâhâ sûresi, âyet: 85)
Hz. Musa:
— «Ey Rabbim! dedi. Bana kendini göster. Seni göreyim ben!»
Yüce Rabbi ona şöyle buyurdu:
— «Senin beni görmene gücün yetişmez. Görmeğe dayanamazsın. Fakat sen dağa bak. Dağ yerinde durup kımıldamazsa o vakit Beni görürsün.»
«Vakta ki Musa’nın Rabi Şan ve yüceliği ile dağda tecelli etti, dağ parça parça oldu. Musa da düşüp bayıldı. Ayılınca:
— Yâ İlâhi seni tenzih ederim. Sana tevbe ettim. İman edenlerin en birincisiyim!» dedi.

Allahü Teâlâ da:
— «Ey Musa! Ben seni risaletlerimle, sözlerimle insanlara seçkin kıldım. Sana verdiğimi al. Ve (bu nimete teşekkür edenlerden ol!» diye buyurdu.»
Hz. Musa baygınlığından ayılıp Allah’ın bu buyruğunu alınca getirdiği 12 levhaya baktı. Bu levhalarda insanlara öğüt olmak üzere her şey yazılmıştı. İsrailoğullan Râbbe nasıl ibadet edeceklerdi, nasıl iyi komşuluk yapacaklardı, birbirlerini nasıl seveceklerdi, hepsi yazılıydı bu levhalarda. Allah’ın emirleri bu 12 levhada hep yazılı bulunuyordu.

Hz. Musa Allah ile böyle konuşurken yüzü nurla parlamıştı.Bir kişi yanında olsaydı da bu hali görseydi, o parlak nurlu yüze bakamazdı. Sonra o kişi yüzünü otlarla örtmek zorunda kalmıştı.Hz. Musa kavmi için öğrendiklerinden kederli bir halde, küskün olarak dağdan indi. Kavminin yanına döndü:
— Ey kavmim! dedi. Rabbimiz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Verilen sözün üzerinden çok vakit mı geçti yoksa.
Rabbimiz tarafından size gazap erişmesini istediniz de mi bana verdiğiniz sözde durmadınız?» diye sordu.

Halkı da Hz. Musa’ya şu cevabı verdi:
— «Ey Musa! Biz sana içtiğimiz anda hiyanetlik etmedik. Mesele şöyle oldu. Biz Mısırlılar alıp getirmiş süs eşyasını ateşe atmıştık!»
Hz. Musa Allah’ın hükümleri yazılı on iki levhayı yere attı. Karde r. Hârun’un başından yakaladı. Sürükleyerek:
— «Ey Hârun! dedi. Onların yoldan saptıklarını gördüğün vakit seni izimden gitmekten alıkoyan ne? Yoksa emrime karşı mı geldin?» diye sordu.

Hârun:
— Ey annemin oğlu! dedi. Beni sakalımdan, başımdan çekme! Ben senin: «Israiloğullariyle aranı açtım, sözlerime önem vermedin!» demenden korktum ve onlarla mücadeleden korktum! dedi.
O vakit Hz. Musa, Hârun’un baş ve şapkasından elini, çekti. Sonra Samiriye döndü:
— Ey Samiri! dedi, Senin bu yaptığın iş nedir?. (Tâhâ sûresi, âyet: 85)

Samiri de:
— «Ben onların görmediklerini (Cebrail’i) gördüm. Allah’ın o elçisinin izinden bir avuç toprak aldım. Onu (erimiş mücevherlerin içine) savurdum. Nefsim bunu bana hoş gösterip süsledi!» dedi.

Hz. Musa da:
— «Öyleyse defol! Hayatta senin cezan «bana sürünmeyin, bana dokunmayın!» demek olacaktır. Senin bir de hiçbir vakit kurtulmayacağm bir ceza vardır. Üstüne kapanıp taptığın mabuduna bak, onu cayır cayır yakacağız. Külünü denize savurup atacağız.)
Sizin mabudunuz ancak o Allah’tır ki ondan başka tapacak yoktur. İlminin kuşatmadığı bir şey yoktur!» dedi. (Tâhâ ;ûresi, âyet: 98)
Hz. Musa kaçan buzağıyı yakaladı. Kesti. Ufak parçalara ayırdı. Onlan denize savurdu. Parçalar suların hepsine değdi.

Sonra Hz. hasa İsrailoğullarını bir araya toplatarak onlara:

— Bu sudan içiniz! diye buyruk verdi.
İsrailoğulları geldiler. Herkes o sulardan içti. Buzağıyı sevenlerin içinden su altın olup çıktı. Çünkü onların kâfirliklerinden dolayı yürekleri buzağı sevgisiyle dolu ve ona bulaşmış idi.

Şimdi İsrailoğulları ne yapacaklarını şaşırmış bir halde idiler. Doğru yoldan sapmışlardı işte:
— “Rabbimiz, bize esirgemez ve günahlarımızı yarlıgamaz ise biz zarar ve ziyana uğrayanlardan oluruz” dediler. Bu günahlarından ötürü tevbe ettiler.

Allahü Teâlâ onları şart ile bağışladı ve şöyle buyurdu:
— Siz buzağıyı kendinize ilâh edinmekle nefsinize zulmettiniz, kendinizi öldürdünüz. Bu, sizi yaratan Allah’ınızın huzurunda, sizin için hayırdır!

Az sonra buzağıyı ilâh sayanlarla saymayanlar birbirleriyle kavga etmeye başladılar. Onlar bunlara, bunlar onlara kılıçlarla saldırıyorlardı. Birbirlerini öldürmeğe başlamışlardı. Çok kişiler, binlerce kişi öldü. En sonunda Hz. Musa ve Hârun Yüce Rabbe el açıp dua ettiler.
— Ey Rabbimiz! dediler. İsrailoğulları mahvoldu. Kalanlarını koru sen!

Yüce Allah da İsrailoğullarmı bağışladı. Ellerinden silâhlarını bıraktırdı. Öldürülenler şehit addedildi.
Hak Teâlâ tarafından Israiloğullarının bağışlanmasından sonra:
Hz. Musa onların içinden 70 kişi seçip ayırdı. Bunlarla Tûr’a çıkacak ve Yüce Rabbin’den onlara özür diletecekti:
Hz. Musa bu yetmiş kişi ile birlikte Tûr’a çıktı. Bir yere geldiler. Burada Allah’a yalvaracaklardı.

Fakat onlar:

— Biz Rabbimizi açıkça görmek isteriz! dediler. Onu görmeden önce sana iman etmeyiz. Sen Rab ile konuştun. Bize Rabbimizi göster! dediler.
Onlar böyle âsi olunca göklerden hemen bir yıldırım düştü. Âsilerin hepsi kavruldu. Hz. Musa ağlamaya, inlemeye başladı. Allah’a yalvararak dedi ki:
— Ey Rabbim! Ben geri döndüğüm vakit kavmime ne diyeceğim. Hayırlı adamları öldür. Sonra onlar bana nasıl inanırlar? İrade ettiğin takdirde beni daha önce helak etmiş olurdun. O kavmin akılsızlığı yüzünden hepimizi yok mu edeceksin? Ey Rabbim. Bu, senin biz: sınamak için gönderdiğin bir belâdır. İstediğini yoldan saptırır, arzu ettiğini yola sevkedersin.

Allahü Teâlâ da Hz. Musa’nın bu yalvarışına karşı:

— Senin seçtiğin bu yetmiş kişi buzağıya tapanlardandır.
Hz. Musa yeniden dua etti:
— Yarabbi onlara can ver! dedi. Rabbi de onları diriltti, önce biri diriliyor, yerinden kalkıyor, arkadan ikinci biri canlanıyordu. Diri lenler ölü arkadaşlarının dirilmesini heyecanla görüp seyrediyorlar. Hepsinin canları yeniden can kafesine gelince Hz. Musa’ya döndüler:
— Ey Musa! dediler. Sen Allah’a dua ettiğin vakit sana ne dilersen ihsan ediyor. Sen yine Rabbine dualarda bulun! Bizi de Peygamber yapsın!
Hz. Musa onlara İlâhi levhalardaki Yüce Allah’ın emirlerini öğretti. Bir gün de kendisine Adak ülkeye (Arz ı Mev’ud’a) tekrar göç emri verildi.
Bütün İsrailoğulları tekrar yola düştüler. Filistin’e doğru ilerlemeğe başladılar. Eriha denilen ülkeye yaklaştıkları vakit Hz. Musa on iki boydan on iki başkan seçti.

— Siz önden gidin! dedi. Çünkü o memlekette zâlimler hüküm sürüyordu. Bu başkanlar o cebbar kimselerin halinden haber alacaklardı.
On iki başkan topluluktan ayrıldılar. İlerlemeye başladılar. Birkaç gün sonra Ac adında biri onları görüp yakaladı. Uçkurluğu ile bağladı. Karısının yanma getirdi.

— Hele şunlara bak karıcığım! dedi. Bunlar bizimle savaş edecekmiş. Al şunları ayağının altında ez.
Ac, böyle söyleyerek on iki başkanı karısının ayak ucuna fırlattı.
— Söyle, her birini ben ayaklarımla ezeyim mi?
Karısı:
— Hayır! dedi. Ezme onları sen. Hepsi geri dönsünler. Milletlerinin yanma gitsinler. Bu gördüklerini onlara anlatıp bildirsinler.
Adam, eşinin bu söylediğine boyun eğdi:
— Peki! dedi. On iki başkana: .
— Haydi, şimdi yerinize dönün! Açılın buradan! dedi. On iki İsrailli oradan ayrıldılar. Gerisin geriye döndüler. Yolda birbirleriyle şöyle konuşuyorlardı:
— Acaba bu olayı kavmimize anlatalım mı, anlatmayalım mı? Kimisi:
— Biz kavmimize bunu anlatırsak onlar Allah’ın Peygamberlerinden yüz çevirebilirler! Yapılacak iş zâlimlerin bu halini onlardan gizlemektir! dediler.
— Ne yapalım bu olayı?..
— Onu yalnız Musa’ya söyleyelim. O da kardeşi Hârun ile düşünür, bir karara varır!..
Bu kararı verdikten sonra on iki başkan geriden gelen İsrailoğul lariyle karşılaştılar. Onların:
— Ne var, ne gördünüz? Neler oldu? gibi sözlerle sıkıştırıldıkların: görünce aradaki sözleşmeyi bozdular, önce kardeşlerine, sonra babalarına, Ac’m ve kavminin yaptıklarını anlattılar. Yalnız on iki kişiden ikisi Hz. Musa ile Harun’a giderek olanı biteni onlara hikâye ettiler. Hz. Musa onların bu korkusuna karşı dedi ki:
— Allah size:
— «Ben sizinle beraberim. Siz namazı dosdoğru kılar, zekât verir, Peygamberlerine inanır, onlara yardım eder, muhtaçları Allah yolunda gözetlerseniz, ben sizin kötülüklerinizi mutlaka örter, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım! diye buyurmuştu.!

Hz. Musa Allah’ın bu sözlerini onlara hatırlatarak dedi ki:
— «Ey benim kavmim. Allah’ın sizin üzerinizdeki bu nimetini hatırlayın. O sizin aranızdan peygamberler çıkarttı. Size hükümdarlar yolladı. Aleminde kimseye vermediğini size ihsan etti.
Hazret i Musa sözlerini şöyle sürdürdü:
— Ey benim kavmim. Yüce Allahü Teâlâ’nın size nasip ettiği kutsal topraklara girin. Sakın geri dönüp kaçmayın.» (Mâ ide sûresi, âyet:20 21)
İsrailoğlu reisleri Hz. Musa’ya şu cevabı verdiler:
— Ey Musa! Orada zorla bir kavm bulunuyor. Onlar oradan çıkmadıkça biz oraya gidemeyiz. Onlarla sen git, Rabbinle birlikte dövüş, onları oradan çıkar, biz de gidelim, oturalım!»
Hz. Musa:
— «Yarabbi! Benim kendi nefsimden ve kardeşim Harun’dan başka sözüm geçecek kimsem yok. Bizi bu küstah, bu âsi cemaatten ayır!» diye duada bulundu.!)
Allahü Teâlâ’dan Hz. Musa’yı teselli edecek şu nida geldi:
— «Orası onlara kırk yıl haram edilecektir. Onlar çöllerde şaşkın dolaşacaklar. Sakın sen küstahların halinden sıkılma. »)
Hz. Musa’nın bu üzüntüsünü halkı görmüştü. Fakat hepsi hâlâ is van halindeydi. Onların içinden Allah’tan korkan ve Allah’ın nimetine eren iki kişi çıktı:
— «O zalim kavmin üstüne yürürken şehrin kapısından giriniz! O vakit mutlaka üstün gelirsiniz! İman edenlerdense niz yalnız Allah’a dayanın!» dediler.
Bu iki kişiden birisi Hz. Musa’nın kahramanı Nun oğlu Yûşâ, öteki de Yufennâ oğlu Kabil idi.
Hâlâ isyan halindeki İsrailoğulları, Hz. Musa’ya:
— «Keşke biz Mısır diyarında olsaydık! Ya da keşke bu çöllerde ölmeydik!» diyorlardı.
Sonra da soruyorlardı:
— “Allah bizi bu diyara, kılıçtan düşelim de karılarımız, çocuklarımız yağma olması için mi getirdi? Mısır’a dönmemiz daha iyi değil midir? Hepimize bir başkan seç, Mısır’a dönelim!” dediler.
O vakit Hz. Musa ile Harun bütün İsrailoğullarmın önünde yüzükoyun yere secde kıldılar. Ac’la konuşmuş olanlardan Yûşâ ile Karıl, elbiselerini yırttılar.
— «Ey halk! dediler. Gözetlemek için gittiğiniz o diyar çok iyi bir ülkedir. Eğer Rab, bizden razı olursa bizi o diyara göürecek ve o süt ve bal akan ülkeyi bize verecektir. Fakat siz de Allah’a âsi olmayınız. Hem o diyarın kavminden de korkmayınız. Çünkü onlar bizim ekmeğimizdir! Onları koruyan gölge, üzerlerinden kalkıp gitmiştir. Allah bizimledir. Onlardan korkmayın.»

İsrailoğulları:

— Hayır, hayır! dediler. Biz Firavun’a köle olmaya bile boyun eğeriz. Burada savaşa da girmeyiz. Ölmek de istemeyiz.
Onlar tam bu sözleri söylüyorlardı ki büyük, kocaman bir kaya parçasının alt tarafında oturmaktaydılar. Bir an başlarını kaldırdıksan vakit o kayanın havaya doğru uçar gibi olduğunu gördüler. Kaya havalanıp başlarının üzerine doğru geldi. Öylece kaldı. Kaya ha düşecek, ha düşmeyecekmiş gibi İsrailoğullarına derin bir korku saldı. Düşerse hepsi de kayanın altında ezileceklerdi. Ağlamağa, feryat etmeğe başladılar. O vakit gözler ve başlar Hz. Musa’ya döndü. Heyecan içinde:
— Ey Musa! Ey Musa! dediler. Bizi kurtar! Haydi Rabbma yalvar. Ona dua et. Başımızdan bu felâketi kaldırsın. Sana yemin ediyoruz işte. Sana söz veriyoruz. Ant içiyoruz sana. Gideceğiz o Adak diyara! Sen nasıl emredersen o surette Filistin ülkesine varıp o cebbarlarla savaşacağız! diye yalvardılar.

Kaya hâlâ bir bulut gibi başlarının üzerindeydi. O vakit Hz. Musa, duran kayanın havadan kavminin üzerine düşmemesi için Allah’ına el açtı. Dua etti. Yüce Rab da onun duasını kabul etti. Kayayı olduğu yerde tuttu. Öylece havada, boşlukta durdu, kaldı. Ne başlara indi, ne de yere yuvarlandı. Bu, Allah’ın yüce bir hikmetiydi.