Allah’a İtaat, Allah Ve Rasulünü Sevmek

By | 23 Temmuz 2014

kuran

 

namazzAllah-u Teâlâ şöyle*buyuruyor:

De ki: “Şayet Allah’ı seviyorsanız bana itaat ediniz ki Allah ta sizi sevsin.” (Ali İmran/31)

Allah’ın rahmeti üzerinize olsun. Kulun Allah’ı ve Rasûlünü sevmesi, onun buyruklarına uyması ve itaat etmesiyle olur. Allah’ın kullarını sevme­si; onları bağışlaması suretiyle nimetlendirmesidir.

Denildi ki: “Gerçek kemal, olgunluk yalnız Allah’a aittir. Kendinde ve başkasında mevcut olgunluğun Allah’tan geldiğini bildiği zaman, kul Al­lah’a yaklaşır. Bu idrak onu iyi ameller işlemeye yönlendirir. O kul Allah ve peygamberine uymuş olur.

Haşan Basri (r.a.) dedi ki:

Bazı insanların “Biz Allah’ı çok seviyoruz” demeleri üzerine yukarı­daki ayet inmiştir.

Bişri Hafi (r.a.) dedi ki:

—                     Rasûlüllah (s.a.v.)’ı rüyamda gördüm. Dediler ki:

“Ey Bişri Allah senin mükâfatını arkadaşlarından neden fazla kıldı bi­liyor musun? ”

Dedim ki:

—                     Hayır ya Rasûlüllah!

Peygamber buyurdu ki:

—                     Salih kullara hizmet ettiğinden, mü’min kardeşlerine öğüt verdiğin­den, sünnetime uyanları ve arkadaşlarını sevdiğinden ve sünnetime uydu­ğundan! Sonra Rasûlüllah şöyle devam etti:

—                     Benim sünnetimi sevenler, beni sevmiş olurlar. Beni sevenler de kı­yamet günü cennete benimle beraber girerler!

Birçok meşhur kitapda: İnsanlar gruplara ayrıldığı, fitne ve bozguncu­luğun yayıldığı zaman, peygamber (s.a.v.)’in sünnetine uyanın yüz şehit se­vabı aldığı yazılmıştır.

Siratül İslâm adlı kitapta, peygamberin şöyle dediği anlatılmaktadır:

—                     Benim sünnetimden yüz çevirenler hariç herkes cennete girecektir!

—                     Peygamberin arkadaşları:

—                     Yüz çevirmek ne demektir? diye sordular:

Peygamber:

Kim benim sünnetime uyarsa cennete girecek kim de sünnetime karşı çıkarsa cehenneme girecektir! buyurdu.

Bazı sofiler dediler ki “şayet şeyhlerden birinin farzlardan birini terk ettiğini gördüğün halde; o havada uçuyor veya denizde yürüyor, ya da ateş yiyor gibi olağan üstü hallerde görürseniz, iyi biliniz ki, o bir yalancıdır. Olanlar keramet değil istidraçtır. Onlardan Allah’a sığınırız!..

Cüneyd-i Bağdadi dedi ki:

—                     Allah’a, yine Allah’ın emrettiği yolla ulaşılır. Allah’ın yolu da, peygambere uymayı gerektirir.

Ahmet Havari dedi ki:

—                     Sünnete uygun olmadan yapılan bütün ibadetler batıldır! Çünkü peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

—                     Sünnetime uymayana şefaat etmem! (Sıraatül İslâm)

Fudayl (r.a.) dedi ki:

—                     Sana Allah’ı seviyor musun diye sorduklarında sus! Şayet sevmiyo­rum dersen kâfir olursun! Şayet evet dersen ve sıfatların da Allah’ı sevenle­rin sıfatlarına uymuyorsa, Allah’ın gazabına müstahak olabilirsin!..

Süfyan-ı Sevri dedi ki:

—                   Kim Allah’ı seveni severse, Allah’ı sevmiş olur. Kim de Allah’a itaat eden kimseye cömert davranırsa, Allah için cömert olmuş olur.

Sehl (r.a.) dedi ki:

Allah’ı sevmenin belirtisi; Kur’an’ı sevmektir. Kur’an ve Allah’ı sev­menin belirtisi ise peygamberi sevmektir. Peygamberi sevmek ise onun sün­netini sevmektir. Bunun da alameti ahireti unutmamaktır. Ahireti sevmenin belirtisi dünyaya buğz etmektir. Dünyaya buğzun alâmeti dünyada aza kana­at etmek ve verilenle yetinmektir!

Ebu Haşan Zencani dedi ki:

—                     İbadet göz, kalb, dil direkleri üzerine bina edilmiştir. Göz ile ibret alınır. Kalb ile düşünülür. Dil ile de Allah zikredilir.

Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

“Allah’ı çok anınız. Onu sabah akşam noksan sıfatlardan tenzih ederek hatırlayınız!” (Ahzab/41)

Anlatıldığına göre Abdullah ve Ahmed ibni Harb, bir yerde beraberler­di. Ahmet İbni Harb yerdeki otlardan birinden kopardı. Abdullah dedi ki:

—                     Bu otu koparman sana beş türlü zarar verdi!

1)                      Kalbini Allah’ı zikretmesinden alıkoydu.

2)                      Allah’ı anmaktan başka bir işle meşgul etti.

3)                      Bu hareketinle başkalarına da kötü örnek oldun.

4)                      Onu Allah’ı zikretmekten alıkoydun.

5)                      Bununla ahirette aleyhinde bir delilin meydana gelmesini sağladın! (Revnakul Mecalis)

Sırrı Sakatı (r.a.) dedi ki: “Birgün Günceni’nin kavrulmuş undan başka birşey yemediğini gördüm. Ona:

—                     Neden başka bir şey yemiyorsun, diye sordum. O:

—                     Yediklerimi çiğneme, yutma arasında 70 tesbihlik bir zamanın geç­tiğini hesap ettim. Ondan dolayı 40 yıldır ekmek çiğnemedim.

Anlatıldığına göre Sehl ibni Abdullah, onbeş günde bir kere yemek ye­di. Ramazan ayı geldiğinde bir kere yemek yedi. Bazen yetmiş günde bir öğün yemek yiyerek sabrederdi. Yediği zaman zayıflar, aç kaldığı zaman kuvvetlenirdi.

Ebu Hamid el-Esved (r.a.) Mescid-i Haram’da otuz yıl kaldığı halde, bir saat yemek yiyip içerek Allah’ı anmaktan ayrıldığını kimse görmedi.

Amr ibni Ubeyd (r.a.) üç şeyden dolayı evinden çıkardı.

1-      Cemaatla namaz kılmak için.

2-                      Hastaları ziyaret etmek için.

3-                      Cenaze namazına katılmak için. (İnsanları hırsız ve yankesici gibi görüyorum, derdi.) Ömür cevherlerin en kıymetlisidir.Onu Ahirette fayda verecek takılarla doldurmalıyız. Biliniz ki Ahireti istemek dünya nimetlerin­den yüz çevirmekle mümkündür. Böyle bir kulun derdi, gayesi, içi ile dışı birdir. Kul kendini kontrolle bu halini devam ettirir.

İbrahim ibni Hakim (r.a.) dedi ki:

—                     Babamın uykusu geldiği zaman denize girerek orada yüzerdi. Deniz mahlukları babamın etrafında toplanarak onunla beraber Allah’ı anarlardı.

Vehbe ibni Münibe (r.a.):

—                     Allah’a dua ettim ki uykuyu alsın. Tam kırk yıl uykum gelmedi, de­di.

Haşan el-Hallac kendini ayaklarından bağlar ve bu durumda hergün bin rekat namaz kılardı.

Cüneyd Bağdadî (r.a.) hakkında rivayete göre, tarikata ilk girdiği za­manlarda, çarşıdaki dükkanını açar, perdeyi çekerek, 400 rekat namaz kıl­dıktan sonra dükkanı kapatır evine dönerdi.

—                     Habeşi ibni Davud (r.a.) 40 yıl yatsı namazının abdestiyle sabah na­mazını kıldı. Dedi ki:

—                     İnanan devamlı temiz olmalı, her abdesti bozulduğunda, zaman kaybetmeden abdest alarak iki rekat namaz kılmalı, devamlı yüzünü kıbleye yöneltmeli, peygamber (s.a.v.)’in huzurundaymış gibi saygılı durmalıdır.

Fudayl ibni İyaz (r.a.)’a sordular:

—                     Ey Şeyh! İnsan ne zaman salih kişi olur? Dedi ki:

—                     İnsanlara iyi öğüt vermek isterse, kalbinde Allah korkusu ve dilinde doğruluk varsa, azalarıyla insanlara faydalı iş yaparsa salih kişi olur!

Allah-u Teâlâ miraç’ta Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

—                     Ey Ahmet! Benim sevgilim olmak istiyorsan, insanlardan uzaklaş­maksın; dünya nimetlerini terk etmelisin ve Alıirete gönülden bağlanmalı­sın!

Peygamber (s.a.v.) dedi ki:

—                     Dünya nimetlerinden nasıl uzaklaşayım.

—                     Dünyadan yetecek kadar yiyecek, giyecek ve içecek al! Seni benim zikrimden hiçbirşey alıkoymasın!

Peygamber:

—                     Ey Rabbim senin zikrine nasıl devam ederim?

Hak Teâlâ buyurdu ki:

—                     İnsanlardan uzaklaş, namaz ve açlık yemeğin olsun! Rasû-lüllah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

“Dünya nimetlerinden uzaklaşmak, kalbe ve bedene huzur verir. Dün­ya nimetlerini istemek; dertlerin, hüznün artmasına sebep olur. Dünya sevgi­si hataların başıdır. Dünya nimetlerinden uzaklaşmak, Allah’a itaat ve iyilik-, lere yaklaşmaya basamaktır.

Anlatıldığına göre; sofinin biri, bir doktorun etrafında toplanmış kala­balığın yanına yaklaşır, doktor kalabalığa hastalıklar ve ilaçlarını ve tedavi­sini anlatıyordu.

Sofi:

—                     Ey bedenleri tedavi eden, kalblerinde tedavisini yapar mısın?

Doktor:

—                     Evet hastalığını anlat, der.

Sofi:

—                     Kalbim günahlarla katılaşarak kurumuştur. Bunun tedavisi var mı?

Doktor:

—                     Bu kalbin tedavisi, gece gündüz Allah’ı anmak ve ondan af dile­mektir. O’na kulluk etmek ve günahlarından tevbe etmektir.

Adamın birisi kendisine bir hizmetçi tutar. Hizmetçi, efendisine der ki:

—                     Benim üç tane şartım var.

1 – Benim farz namazlarımı kılmama karışma.

2-                      Bana gündüz istediğin işi ver, yanlız gece hiçbir iş verme.

3-                      Evinden bana bir oda ver ki oraya benden başka kimse girmesin!

Efendi hizmetçiye:

—                     Tamam şartlarını kabul ettim! Evde kendine bir oda seç! der. Hiz­metçi yıkık, dökük eski bir odayı seçer. Efendi:

—                     Neden yıkık dökük odayı seçtin, der. Hizmetçi:

—                     Yıkık yer, Allah ile beraber olunca insana bahçe gibi geldiğini bil­miyor musun? der.

Hizmetçi gündüzleri hizmet ediyor, geceleri de ibadetle meşgul olu­yordu. Adam birgün evi dolaşırken, hizmetçinin odasının ışıklandınldığını gördü. Hizmetçi secdeye varmış, kafası ışık topu gibi, gök ile yer arasında asılı bir kandil görür. Hizmetçi Allah’a dua ederek:

—                     Ey Allah’ım efendime gündüz yaptığım hizmetimden dolayı sana gündüzleri çokça ibadet edemiyorum. Şayet böyle olmasaydı, gece ve gün­düz sana kulluk etmekle meşgul olurdum. Beni affet! Sabaha yakın adam oradan ayrılarak gördüklerini hanımına anlatır. İkinci gece, adam hanımını alarak hizmetçinin odasına gelirler, aynı olayla karşılaşırlar ve ağlamaya başlarlar. Sabah olunca hizmetçiye:

Sen bundan böyle gündüzleri de Allah’a ibadet edebilirsin ve artık hürsün, derler. Hizmetçi üzülür ve şu beyti okur.

Beyt:

Aşikâr olmuş ya sırrım ey Hüdâ

Durmamız artık gereksiz dünyada!

dedikten sonra ölmek için dua eder. Hemen oracıkta ruhunu teslim eder.

İşte salihlerin, aşıkların ve sevenlerin durumu böyledir… (Zühri Riyad)

Anlatıldığına göre Hz. Musa (a.s.)’ın sadık bir dostu vardı. Birgün dostu Hz. Musa’ya:

—                     Ey Musa! Allah’a yalvar kendini bana iyi tanıtsın! der.

Hz. Musa Allah’a dua eder ve duası kabul edilir. Bir müddet sonra ar­kadaşı dağdaki vahşi hayvanlarla yoldaş olur ve onlarla hoş vakitler geçirir. Hz. Musa onu iyice kaybeder. Hz. Musa Allah’a:

—                     Ey Rabbim o benim arkadaşımdı onu kaybettim, der. Bir gizli ses:

—                     Ey Musa beni hakkıyla tanıyan, benden başka hiç bir kimseyle dostluk kurmaz, der.

Hz. Yahya ve Hz. İsa (a.s.) çarşıda yürürlerken bir kadın aralarından geçerken onlara çarpar. Yahya (a.s.) der ki:

—                       Allah’a yemin olsun ki birşey hissetmedim! Hz. İsa (a.s.) da:

—                       Vücudun yanımda ama, gönlün nerede, der. Yahya (a.s.):

—                       Ey halamın oğlu bir anlık dahi kalbim, Allah’ın dışındaki bir şeyle meşgul olsa, Allah’ı tanımadığımı zannederim! der.

Denildi ki: “Gerçek marifet (Allah’ı bilmek) dünyadan, içindekilerden ve ahiretten tamamen sıyrılarak Allah’a kulluk etmektir. Allah sevgisinden sarhoş olan ancak cemalullahı görünce uyanır! Böyle bir kimse Allah’ın nu­ruyla nurlanmıştır.