Allah İçin Düşmanlık Nasıl Olur?
Allahü Teâlâ’ya itaat edenleri Allah için seven kimse, zaruri olarak kâfirleri, zalimleri, âsileri ve fâsıklan yine Allah için düşman tutar. Çünkü, bir kimseyi seven, onun dostlannı da sever, düşmanlarına da düşman ölür. Allahü Teâlâ, kâfirleri, zalimleri, âsileri ve fâsıklan sevmez. O hâlde bir Müslüman fâsık olursa, Müslümanlığı için sevilir, fışkı için de düşman bilinir. Böylece o kimse hem sevilir, hem de sevilmez. Hususan bir kimse bir oğlunu sever, onu kaymr, diğer oğlunu döver ve ona eziyet eder. Oğlunu bir bakımdan sever, bir bakımdan ise sevmez. Bu ise imkânsız değildir. Bir kimsenin üç oğlu olup biri gayet zeki, akıllı ve babasının
her emrini yerine getirir, diğeri aptal ve itaatsiz, üçüncüsü de, aklı az, fakat itaatkâr olsa, birini sever, birini sevmez, birini de bir yönden sever, bir yönden sevmez. Allah İçin Düşmanlık Nasıl Olur? Sevmesi ve sevmemesini, bu çocuklara karşı olan hareketlerinde belli eder. Birine ikramda, iyilikte bulunur, diğerine kötülük eder, kızar bağırır. Üçüncüsüne de, ba- zan iyi, bazan kötü muamele eder. Kısacası Allahü Teâlâ’ya isyan edip muhalefet edeni, kendine yapmış gibi kabul edip, muhalefeti miktarınca onu düşman bilmek, emirlere uyması kadar da sevmek lâzım olur. Ona karşı böyle olduğunu, onunla görüşmede, oturup kalkmada ve konuşmada belli etmelidir. Allah’ı dinlememesinden dolayı onu azarlamalıdır. Fışkı, daha çok kimse ile oturmakla haddi aşar, ziyana yaklaşırsa, kalkıp gitmeli, ondan uzak olmalıdır. Zalim olanlara ise fâsıktan daha sert davranmalıdır. Ancak, yalnız kendine zulmedeni afvetmek ve ondan gelene katlanmak daha iyidir.
Büyüklerin ahlâkı bu hususta çeşit çeşit idi. Bazıları, şeriata bağlılıkları ve salâbet-i diniyyeleri sebebi ile bu kâfir, zalim, âsi ve fâsıklara sert davranmakta çok ileri gittiler. Ahmed ibn Hanbel bunlardan idi. Hâris-i Muhâsibi’ye kelâm ilminde bir kitap yazıp, Mute’zile’yi red ettiği için kızdı ve buyurdu ki: «Kitabında daha çok onların şübhelerini bildiriyor ve sonra cevap veriyorsun. Halbuki bir kimse o şüpheleri okuyup, o şüpheler kalbine yerleşebilir». Yahya ibn Mûin, «Ben kimseden bir şey istemem, fakat sultan bana bir şey verirse alırım», deyince ona da kızdı ve hattâ onunla konuşmayı kesti. Nihayet gelip kendisinden özür diledi ve «Lâtife ve şaka olsun diye söylemiştim», deyince «Sultandan bir şey alıp yemek din ile alâkalı bir meseledir. Din ile oynanmaz, şaka edilmez», cevabını verdi.
Bazıları da hepsine şefkat ve rahmet nazarı ile bakarlardı. Allah İçin Düşmanlık Nasıl Olur? Bunu yaparken de, her şeyin kazâ ve kader ile ‘ olduğunu, hepsinin Allahü Teâlâ’nın kuvvet ve kudreti altında, zavallı birer yaratık olduğunu düşünürlerdi. Bu da kıymetlidir. Fakat ahmaklar, cahiller burada aldanır. İmanları zayıf ve şeriata bağlılığı gevşek olanlar kendini Allahü Teâlâ’nın kazâ ve kaderine razı sanır. Halbuki bu rıza ve bağlılığın alâmeti vardır. Bir kimseyi döverler, malını alırlar, hakaret ederler, alay ederler de, hiç kızmaz. Hattâ bunlara acırsa, kazâya rızası olduğu anlaşılır. Meselâ Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) mübarek dişini şehid ettikleri ve yüzüne kanlar aktığı hâlde (Uhud’dal o yine «Yâ Rabbi, kavmime hidayet ver, onlar anlamıyorlar», buyururdu. Ama kendine yapılınca kızmak, Allahü Teâlâ’ya yapılınca susmak, dinde gevşeklik °lup, nifak ve aptallıktır. Kazâ ve kaderle alâkası yoktur. O hâlde, kazâya rızası böyle kuvvetli olmayanın, fâsıkm fışkına kalbinde düşmanlık duymayanın imanının zayıf olduğu ve fâsıkı sevdiği anlaşılır. Meselâ bir kimse senin sevdiğine dil uzatsa, kötü söz söylese de, sen kızmasan, bu senin onu sevmediğini gösterir.

