Ahlak güzelliği, güzel bir insanı inşa eden bir hazine hükmündedir. “Allah’ım işimin dayanağı olan dinimi ıslah et, geçimini sağladığım dünyamı ıslah et, dönüş yerim olan ahiretimi ıslah et. Hayatı benim için her hayırda artış eyle, ölümü benim için bütün kötülüklerden kurtuluş eyle” duasıyla melekler, kur-tuluş ehli cennetliklere şöyle diyeceklerdir:
“Uğraştığınız, mücâhede ettiğiniz ibadetlerle ve iyiliklerle Allah rızası için nefsin ateşini söndürdünüz. Alev alev yanan şehvet ateşiniz; takva yeşilliği ve hidayet nuru oldu. Hiddet, öfke ateşiniz; sabır ve hoşgörü ile yaptığınız iyiliklerle yumuşak huyluluk haline geldi. Bilgisizlik karanlığı da çalışmanızla bilgi oldu. Hırs ve cimrilik ateşiniz cömertliğe çevrildi. Diken gibi olan hasediniz, gül bahçesine döndü. Siz Allah rızasıyla, daha dünyada iken ateşlerinizin hepsini söndürdünüz.”
Bu duayla insan, nefsanî ateşlerinin hepsini söndürerek dinini, dünyasını ve ahiretini ıslah eder. Böylece bu duanın himmet ve terapisiyle, ruhunu aydınlatır ve arıtır.
Bu dualar, bizi ıslah ve hidayete ulaştıran bir köprü hükmündedir. Bu dualarda; Rabbimize dinimizi, dünyamızı, ahire- timizi ıslah etmesi için niyaz ederiz. Hidayet ve istikamet ile ruhumuzun kuşatılmasını isteriz. Peki, istikamete nasıl ulaşırız?
Aslında her namazda, “Bizi doğru yola hidayet et, istikamet üzere ilet” diyoruz. Bu dua, bize istikamet, istikrar, doğruluk ve tutarlılık isminde dört cennet meyvesi kazandırmaktadır. Biz istikametle, gönlümüzü ve ruhumuzu Rabbimize; yolumuzu helallere, yüzümüzü cemalullaha çeviririz. Haramlara ve günahlara sırtımızı döneriz. İstikrarla, az da olsa devamlı ibadet etmenin huzurunu tadarız; makamı ve kulluktaki kıvamı azalmadan artan güzel bir gidişat yakalarız. Tutarlılıkla, söylediğini yapan veya yapmadığını söylemeyen özü sözü bir; hisseden, yaşayan ve yaşatan; teslimiyetin nuruyla bezenen kullar seviyesine çıkarız. Doğrulukla sadece sözde değil, özde doğru olan ve doğruluğu yaşayan; her zaman doğruluğu, güzelliği ve iyiliği; zulme, çirkinliğe ve kötülüğe tercih eden bir tavır içerisinde bulunuruz.
İyiliği kötülüğe tercih ediş kararlılığından sonra, “Hayatı benim için her hayırda artış eyle, ölümü benim için bütün kötülüklerden kurtuluş eyle” duası, bizi insanın yaratılışına götürür. İnsan nasıl yaratılmıştır? En güzel şekilde değil mi? Hem ruhen, hem zihnen, hem kalben, hem de bedenen en güzel şekilde yaratılmıştır. İnsan bütün melekeleriyle, Allah’ı tanımaya ve O’nun güzel isim ve sıfatlarını yaşamaya en uyumlu varlıktır. İşte; bu dua, bizi hayatın amacına doğru yönlendirmiştir. İnsan, ölümsüz eserler bırakarak ölümsüzlük sırrına ulaşabilecek, kâinattaki tek varlıktır. Bu hali onun ‘ahsen-i takvim;’ en güzel şekilde yaratıldığına da bir delildir.
En güzel şekilde yaratılan insan için, “Hayatı benim için her hayırda artış eyle, ölümü benim için bütün kötülüklerden kurtuluş eyle”duası, insana ölümün gerçek yüzünü tanıtır. İnsan müminse ve tatlı ise, ölümü de tatlıdır. İnsan kâfirse ve acıysa, ölümü de acıdır. Mevlânâ, kendi ölümü için şöyle der: “Ölüydüm, dirildim, dost aldı götürdü beni…” Bütün bu anlamlarıyla ölüm, sevgiliye kavuşmadır, hakiki dosta gidiştir. Ölüm şeb-i aruzdur. Ölümle beden kafesinden kurtulan ruh, manevî olarak yaşadığı özgürlüğün tadını çıkartır. Rabbiyle beraber perdesiz bir yakınlığın güzelliğini hisseder.
Rabbiyle beraber perdesiz bir yakınlığın güzelliğini hisseden bir kul için, “Rabbimiz bizi ve bizden gelecek nesilleri Sana teslim olan bir ümmet kıl; bize ibadet yerlerimizi göster; tevbemizi kabul et” duası, teslimiyetle beraber Allah’a karşı yakınlık ve murakabeyi insan ruhuna nakşettiği için manevî bir terapidir. Zira murakabe, Allah’ı kalbiyle gözlemlemek ve O’nu daima kendisine yakın hissederek yaptığı her işte kendisini seyrediyor olduğunu düşünmektir.Zaten insan Rabbini görmese de, Rabbi onu sürekli gözlüyor, takip ediyor ve ona ikram ediyor. Sürekli ikram edilme ve değer verilme duygusu, kişiyi bu duanın manevî terapisiyle tedavi eder.
Hem insanın ahlakını güzelleştirmesi imkânını ona veren, hem de içindeki İlâhî isim ve sıfatlarla bütünleşeceği İlâhî özü fark ederek ‘kendini aşma’ tecrübesini ona yaşatan dular, “Allah’ım yaratılışımı güzelleştirdiğin gibi ahlakımı da güzelleştir;” “Allah’ım hayatı benim için her hayırda artış eyle, ölümü benim için bütün kötülüklerden kurtuluş eyle”dualarıdır.
İnsanın, hayatı ve ölümü kavradığı; hayatını ve ölümünü Allah için yaşadığı; teşbih ve tenzih sırrına “Yüceler yücesi Rabbim seni teşbih ve tenzih ederim” (Sübhâne Rabbiye’l- A’lâ) diyerek vardığı; bu dualar, insana ‘kendini aşma’ tecrübesini yaşatır. Bu dualarla hayatın, insanın ve kâinatın sırrını anlayan insan; kendi İlâhî özüyle karşılaşır ve ‘kendini aşma tecrübesini yaşar. Bu bağlamda kendini aşma tecrübesi, kişinin kendini unutabilmesi ve kendi dışındaki şeylere veya daha yüce bir varlığa odaklanabilmesidir. Bu nedenle kendini aşma tecrübesi, ruh sağlığı için büyük bir önem taşır.
Kendini aşma tecrübesi,—aynı zamanda—Allah’ın aşkın bir varlık olduğunun ve Onun hakiki yücelik sahibi tek varlık olduğunun farkına varmaktır. Bu dualarla insan, Rabbinin aşkın ve kulunu aşan gücüne iman eder. Bu iman edişle, Allah’ın isim ve sıfatlarıyla bütünleşme ve onları içselleştirme gücünü yakalayabilir. Bu bağlamda Allah’ın aşkın bir varlık oluşu, O’nun bütün varlığı aşan ve bütün varlığın ötesindeki gücünü ifade eder.
