Ağlayan Deve

By | 1 Ağustos 2019

Sevgili Peygamberimizi, Yüce Allah tüm varlık alemi için rahmet olarak yaratmış ve göndermişti. O’nun rahmet olan yönünden, sadece insanlar istifade etmiyordu; diğer canlılar da bundan yararlanıyorlardı.
Sanıyor musunuz ki O’na sadece insanlar başvuruyorlardı? Hayır! O’na hayvanlar da başvurup dertlerini dile getiriyor, hallerini arz ediyorlardı.
Deve, döneminin vazgeçilmez bineğidir. Ancak, birçok şeyin kıymetini bilmedikleri gibi yolculuklarını onunla yaptıkları, yüklerini onunla taşıdıkları devenin de ne yazık ki değerini bilmezlerdi Efendimiz dönemindeki bir çok insan. Onlara hayvanların da hakları olduğunu öğreten, yine Peygamber Efendimiz olmuştur.
Bir gün Medineli bir Müslüman’ın bahçesine girdi. Bir deve vardı bahçede. Deve O’nu görür görmez inlemeye başladı ve gözlerinden yaşlar boşandı. Derdini anlamıştı zavallı hayvanın. Yanma sevgi ve şefkatle yaklaştı, göz yaşlarım silip teselli etti. Sonra:
– Bu devenin sahibi kim, diye sordu.
Sahibi bir gençti.
– Deve benimdir, ey Allah’ın Resûlü, dedi.
Gençleri çok sevmesine rağmen, devenin çektiği acıdan dolayı sahibine:
– Allah, bu deveyi sana mülk olarak vermiştir. Onun hakkında Allah’tan korkmuyor musun sen? diyerek azarlayıp uyardı. Ardından da nedenini anlattı:
– Bak! Deve bana şikayette bulundu: Sen onu aç bırakıyor ve fazla çalıştırarak da yoruyormuşsun!Gördüğünüz gibi O (sav), hayvanı sahibine verilmiş emanet olarak görüyordu ve gıdasına dikkat edilmesi gerektiğini söylediği gibi; fazla çalıştırılması, ya da fazla yük vurulmasını da yasaklıyordu.
Yine dönemin insanında deveyi bir kürsü gibi kullanma alışkanlığı vardı. Atalarından, babalarından öyle görmüşlerdi yüzyıllardan beri. Şâirler, hatipler saatlerce deve sırtında karşılıklı atışırlar, konuşurlardı. Zavallı deve de boynunu büker, kan ter içinde kalırdı. Peygamber Efendimiz, o zavallı hayvanları bu azabı çekmekten de kurtardı. Hâlâ bazı insanların bu alışkanlığı sürdürdüklerini görünce de, kesin talimatını verdi:
– Hayvanlarınızın sırtını minber (kürsü) gibi kullanmayın! Allah, bu hayvanları ancak güçlük çekmeden gidemeyeceğiniz yerlere kolayca gidebilmeniz için sizin emrinize verdi. Yeri de yarattı (durmanız için). Öyleyse, ihtiyaçlarınızı onun (yerin) üzerinde giderin! (Develerin sırtında değil)
Efendimiz, hayvanlara eziyet edenlere lanet etmiştir. Hayvanların da şefkat ve merhamete ihtiyaçlarının bulunduğunu söylemiş ve bunu bizzat göstermiştir.
Bir gün Hz. Aişe annemize bir deve verir. Deve huysuzdur. Yulara gelmez. Hz. Âişe vurmaya başlar. Bunu gören Peygamber Efendimiz, derhal müdahale eder ve deveyi şefkatle okşayıp uysal olması için dua ettikten sonra:
– Ey Aişe! Al bunu ve şefkatli ol! Zira şefkat her nereye girerse orayı güzelleştirir, her nereden çıkarsa da orayı çirkinleştirir, der.
O’na göre bazı hayvanlar berekettir. Keçi ve koyunu bunlardan sayar ve keçinin cennet hayvanlarından olduğunu söyler.
Bir keresinde adamın birine:
— Evinizde kaç bereket var, diye sorar.
Bereketten kastı keçiydi.
Yine: “Sahibi için koyun berekettir, deve de izzettir. Atın

ise alnına hayır bağlanmıştır” buyurmuştur. Ya kedisi?
Evinde kedisi vardır ve onu ailenin bir ferdi olarak kabul eder.
Bir gün abdest almak için hazırlanır. Ancak kedinin abdest suyundan içtiğini görür. Kediye dokunmadan bekler. Kedi su içip uzaklaştıktan sonra abdest almaya başlar. Orada bulunan biri:
-Ey Allah’ın Resûlü! Su kirlenmedi mi, diye sorunca da şu cevabı verir:
– Hayır! Kedi aile efradından sayılır; hiçbir şeyi kirletmez.
İnsanlık dünyası, O’nun bu şefkat ve sevgi dolu mesajlarına ne kadar da muhtaç bugün…