Malın Zararları

By | 6 Ağustos 2014

feraceler

Malın ZararlarıMalın Zararları
Zararlarının bir kısmı dünyaya, bir kısmı ise dine aittir. Dine olan zararları üç kısımdır:
BİRİNCİ KISIM: Günah ve fısk yoluna, malla kolay gidilir. İnsanın içindeki şehvetler, arzular günah işlemeye meyyaldir. Acz ise iffet ve ismet sebeblerindendir. Gücü yetince günaha girip helâk olur. Sabrederse, günah işlemek elinde olduğu hâlde, sabretmesi çok zor olur.
İKİNCİ KISIM: Bir kimse dinde kuvvetli olup günahtan kendini korursa da, mubahları istediği gibi kullanıp, zevk almaktan kendini koruyamaz. Elinde malı, parası olduğu hâlde, o zenginliği ile arpa ekmeği yiyip, eski elbiseler giyip, bütün ülkelere hükmeden, herkese emir veren, buna rağmen az bir yemeğe, eski elbiselere kanaat eden Süleyman aleyhisselâm gibi kim olabilir. Halbuki zevklerine ve bütün arzularına kavuşan bu kimsenin bedeni bu yolda olup lezzetleri âdet ederse, böyle sabredemez ve dünya ona Cennet olur, ölümü istemez. Lezzet ve zevkle ilgili her şey, her zaman mubah yolu ile elde edilemez, şüphelilere el atmaya başlar, Bazan o şey Sultanın elinde olur. Böylece sultanlara yaltaklanır; riyâ, nifak ve hıyanete düşer. Onlara yakın olunca, onların gazabına ve kötü muamelesine düşer. Sultanın yakın adamı olunca, kendisine hased ederler. Kendisini öldürecek düşmanlar meydana çıkar. Malın Zararları Onu incitirler. O da onlara ceza vermeye kalkar, düşmanlık ortaya çıkar, benlik ve kıskançlık huyları görülür. Bu gibi huylar ise, bütün günahlara sebep olup; yalan, gıybet, insanların kötülüğünü istemek, kalbe ve dile ait bütün günahlar da bunlardan doğar, işte, «Dünya sevgisi, bütün günahların başıdır», hadîs i şerifinin mânâsı budur. Çünkü bütün bunlar, dünyanın dallarıdır. Bunlar ise, bir, iki, yüz zarar olmayıp sayıya ve hesaba sığmaz. Çünkü bu, dibi bilinmeyen bir çukurdur. Tıpkı böyle insanlar için yaratılmış olan Cehennem çukuru gibi. Malın Zararları
ÜÇÜNCÜ KISIM: Allahü Teâlâ’nm korudukları hariç, bundan kimse kurtulamaz. Bir kimse, günah işlemez, nimetleri kullanmaz, şüphelilerden kaçar, verâ’ yoluna girer, helâl kazanır ve helâle sar feder ve kalbini bunları yapmakla meşgul eder. Halbuki bu meşguliyet kendisini Allahü Teâlâ’yı zikretmekten ve Allahü Teğlâ’nın Azamet ve Celâlini düşünmekten alıkoyar. Aslında bütün ibadetlerin özü ve sırrı Allahü Teâlâ’yı zikretmenin insanda galip olmasıdır. O’nunla ünsiyet peyda eder ve O’ndan başka her şeyden kesilir. Bu İse başka hiçbir şeyle meşgul olmayan bir kalble olur. Malı olan ise; tarlası, bağı varsa, bütün vakti ona bakmak, ortaklarının düşman
lıklarını düşünmek, uşrunu vermek, işçilerin hesaplarım tutmakla geçer. Tüccar ise; ortağının hıyanetinden, yanlış iş yapmasından, uzak memleketlere mal almaya satmaya gitmekten, daha kârlı iş yapmaktan ve böyle işleri düşünmekten baş kaldıramaz. Koyun ve diğer hayvanları varsa; yine böyledir. Yer altında bir hâzinesi olur, ondan ihtiyacı kadar alıp sarfetmekten daha az meşguliyeti olan mal yoktur. Bundan da daima onu korumak, kimse çalmasın ve tama’ etmesin, yahut yerini kimse bilmesin diye korkmaktadır. Dünyayı sevenlerin düşünce sahralarının sonu yoktur. Dünya ile beraber olup dünyadan kurtulmak isteyen, suya düşüp ıslanmayacağını zanneden kimse gibidir. Elbette buna imkân yoktur.
Malın fayda ve zararları bunlardır. Akıllılar bunlara dikkat ederse, yetecek kadarının ilâç, fazlasının ise tamamen zehir olduğunu anlar, Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) ehli beyti için, yetecek kadar istedi ve «Yetecek kadardan fazla olan helâk eder de anlamaz», buyurdu. Fakat elindeki bütün malı ve parayı bir defada verip, elinde hiç kalmazsa ve ihtiyacı kalbini meşgul ederse, bu da mekruhtur. Şer’an uygun ve beğenilen bir şey değildir. Nitekim Allahü Teâlâ, «Elini üzülecek ve seni düşündürecek kadar da açma» 0), buyuruyor.