Kötü Olan Dünyanın Hakikati Nedir?
Dünyayı tanımak unvanında bundan bir fasıl anlatmıştık. Burada anlatacağımız, Resûlullah’ın (aleyhisselâm) buyurduğu «Dünya ve dünyada olan her şey mel’ûndur. Ancak Allah için olanlar böyle değildir» t1), hadisi şerifini açıklamaktır. Allah için olanların neler olduğunu bilmek lâzımdır ki, onlar mel’ûn ve mezmûm değildir. Bunun dışında kalanlar ise mel’ûndur ve onları sevmek bütün günahların başıdır.
Dünyada olan şeyler üç kısımdır:
BİRİNCİ KISIM: İçi ve dışı dünyadan olup, Allah için olamayan şeylerdir. Bunlar günahlar olup niyet ve kasıt ile Allah için olmazlar. Mubahları fazla kullanmak bu cümleden olup yalnız dünyadır. Mubahlarda ifrat, gafletin tohumu ve bütün günahların aslıdır.
İKİNCİ KISIM: Görünüşte Allahü Teâlâ için olup, niyetle dünya için olabilen şeylerdir. Bunlar üçtür: Fikir, zikir ve şehvete uymamak. Şayet bu üçü âhiret ve Allah sevgisi sebebiyle olursa, her ne kadar dünya işleriyle ilgili de olsa, dünya kabilinden olmayıp Allahü Teâlâ için olur. Fikirden maksadı ilim öğrenmek olup, kabul görmek, makam ve mal elde etmek ise, zikirden maksat da insanların kendisine zâhid gözü ile bakması ise ve dünyadan el çekmesinin maksadı, kendine zâhid dedirtmek ise, bunlar mel’ûn ve mezmûm Ikötûl olan dünyadan sayılırlar. Görünüşte Allah için olmaları işe yaramaz.
ÜÇÜNCÜ KISIM: Görünüşte nefsin haz alması için olup, niyet ve kasıtla Allah için olup dünyadan sayılmayabilirler. İbadet etmek, kuvvet almak için yemek yemek gibi. Çocuğu olmak ve Allahü Teâlâ’nm emrini yerine getirmek için evlenmek gibi. Rahat ibadet yapmak ve başkalarından dilenmemek için bir miktar mal kazanmak gibi. Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu: «Dünyayı desinler ve övünmek için isteyene Allahü Teâlâ kızar. İnsanlardan istememek için isterse câizdir». Ahirette işe yarayan şey, dünya değil âhiret için olur. Nitekim hacca gidenin hayvan yemi de, yol azığından sayılır. Dünyadan olan her şeye Allahü Teâlâ hevâ buyurmuştur: «Nefsini hevâsından (arzularından I nehyedenin devamlı kalacağı yer Cennettir» l1). Bir başka yerde hepsini beş şey içinde toplamış ve buyurmuştur: «Muhakkak ki dünya hayatı, oyun, çalgı, kendini süslemek, övünmek, mal ve evlâdının artmasını istemektir» C ). Bu beş şeyi bir başka âyeti kerimede de topluyor ve buyuruyor ki: «Kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma güzel atlara, (deve, sığır, koyun, keçi gibi) hayvanlara, ekinlere olan ihtiraskârâne sevgi insanlar için bezenib süslenmiştir» ( ).Kötü Olan Dünyanın Hakikati Nedir?
O hâlde âhirette işe yarayan her şey âhirettendir. Zevk için ve yeterinden fazla olan şeyler ise âhiret için olmaz. Belki dünya üç derecedir: Yemekde, giyinmede ve meskende zaruret miktannca olmaktır. Bundan ayrı olarak ihtiyaç miktannca olandır. Bunun ötesi de ziynettir ve süslenmeyi, giyinmeyi artırmaktır. Bunlann da sonu yoktur. Fazlalıklar ve süslenmeler derecesinden olan, sonu olmayan Cehennemdedir. İhtiyaç miktannca kullanan tehlikeden kurtulmuş olmaz. Çünkü ihtiyacın iki tarafı vardır: Biri zarurete yakındır. Diğeri de zevke yakındır. İkisi arasında bir derece daha vardır ki, zan ve içtihad ile bilinebilir. Hattâ ihtiyaç olmayan birçok fazlalıklar ihtiyaca dahil edilir ve hesabı tehlikeli olur. Bunun için din büyükleri ve takvâ sahipleri zaruret miktariyle yetindiler. Bu yolda olanların önderi ve rehberi olan Üveysi Karni (rahmetullahi aleyh) zaruret dairesini o kadar dar tuttu ki, bir iki sene onu gören olmazdı. Sabah namazı vakti dışarı çıkar, yatsı namazından sonra dönerdi. Yemeği, yoldan topladığı hurma çekirdekleri idi. Onları satardı. Yiyeceği kadar hurma bulsa, çekirdeklerini sadaka verirdi. Bulamazsa, çekirdeklerle orucunu açacak kadar hurma satın alırdı. Elbisesi, yollardan topladığı eskilerden idi. Yıkayıp giyerdi. Delidir diye çocuklar kendisine taş atarlardı. O ise «Küçük taş atınız, bacağımı incitip, namaz ve abdestten geri kalmayayım», derdi. Bunun için Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) onu görmediği hâlde, onu överdi. Ömer bin Hattâb’a (radıyallahü anh) onun hakkında vasiyet etti. Ömer (radıyallahü anh) İraklıları toplayıp, minbere çıktı ve «Ey insanlar! Iraklı olanlar otursunlar», buyurdu. Hepsi oturdu. Bir kişi oturmadı. «Sen Kamlı mısın?», buyurdu. «Evet», dedi. «Üveys’i tanır mısın?», buyurdu. «Tanırım, o sizin tarafınızdan anılmaya lâyık olmayan bir kimsedir. Bizim aramtzda, ondan ahmak, ondan akılsız fakir ve kimsesiz bir kimse yoktur», dedi. Ömer (radıyallahü anh) bunu duyunca ağladı. Ve «Onu şunun için arıyorum ki, Resûlullah’dan (sallâllahü aleyhi ve sellem) duydum ki, Rebia ve Mudır kabilelerindeki insanlar sayısınca kimse, onun şefaatiyle Cennete girer», buyurdu. Bu iki kabile büyük kabilelerden olup, insanların sayısı, çokluğundan belli değil idi. Sonra Herm ibn Hayyân (rahmetullahi aleyh) der ki: «Bunu duyar duymaz Kû fe’ye gittim. Onu aradım. Fırat nehrinin kenarında buldum. Abdest alıyor, çamaşır yıkıyordu. Onu anlattıkları gibi buldum. Selâm verdim. Selâmımı aldı ve bana baktı. Musafaha edeyim dedim. Elini vermedi.Kötü Olan Dünyanın Hakikati Nedir? Dedim ki, Allah sana merhamet etsin, seni mağfiret etsin. Yâ Üveys nasılsın? Onu o kadar sevmiştim ki, içimden bir ağlamak geldi. Zayıf olduğu için içim parçalandı. O da bana baktı ve «Allah sana uzun ömür versin ey Herm ibn Hayyân kardeşim, nasılsın?» dedi. «İsmimi ve babamın ismini nereden bildin? Ve hiç görmediğin hâlde beni nereden tanıdın?», dedim. «İlminden ve haberinden hiçbir şey eksik olmayan bana bildirdi. Ruhum rûhunu tanıdı. Mü’min lerin rûhlan birbirini tanırlar, birbirini görmeseler de, birbirleriyle görüşürler», dedi. «Bana Resûlullah’dan (sallâllahü aleyhi ve sellem) bir haber ver», dedim. Dedi ki: «Rûhum ve bedenim Resûlul lah’a (aleyhisselâm) fedâ olsun! Ben onu göremedim. Onun haber ve hadislerini başkalarından duydum. O büyükten hadis rivayet etmek yolunu kendime açmak istemem. Muhaddis, müzekkir ve müf ti olmak da istemem. Çünkü benim meşguliyetlerim vardır, bunlarla uğraşamam». «Bana bir âyet oku, senden dinlemiş olayım, bana duâ eyle ve vasiyyet eyle ki, onunla amel edeyim. Çünkü Allah için seni çok seviyorum», dedim. Bunun üzerine elimi tuttu ve Fırat’ın kenarına götürdü, «Eûzü billahi mineşşeytanirracîm», dedi ve ağladı. Sonra, «Benim Rabbim böyle buyuruyor. Sözlerin en doğrusu ve kuvvetlisi onun kelâmıdır. İşte O Rabbim buyuruyor ki: «Gökleri ve yeri oyun olsun diye yaratmadık. Onlan hak üzere yarattık. Fakat insanların çoğu bunu bilmiyorlar. O gün ki, dost dosta kavuşmaz ve onlara yardım eden de bulunmaz. Ancak Allah’ın merhamet ettikleri bundan ayrıdır. O Allah’ın her şeye gücü yeter ve esirgeyicidir» (‘), âyetlerini okudu. Sonra öyle bir feryâd etti ki, düşüp bayılacak zannettim. Dedi ki: «Ey Hayyân’ın oğlu! Baban Hayyân öldü. Senin de ölmen yakındır. Yâ Cennete gidersin, ya Cehenneme. Baban Âdem (aleyhisselâm) öldü. Annen Havva da öldü. Nuh (aleyhisselâm) öldü. Allahü Teâlâ’nm halîli İbrahim (aleyhisselâm) öldü. Allahü Teâlâ’nm sırdaşı Mûsa (aleyhisselâm) öldü. Allahü Teâlâ’nm halifesi olan Dâvud (aleyhisselâm) öldü. Allahü Teâlâ’nm en seçkin Resulü Muhammed (aleyhisselâm) öldü. Halifesi Ebû Bekir (radıyallahü anh) da öldü. Ömer (radıyallahü anh) kardeşim öldü. Ben onu çok severdim». Sonra, «Ey, vay Ömer! dedi. Allah sana merhamet etsin». Ömer (radıyallahü anh) ölmedi dedim. Allahü Teâlâ öldüğünü bana bildirdi, dedi. Bunu dedi ve «Ben de, sen de ölülerdeniz», deyip salâvat okudu ve hafifçe duâ etti ve «Vasiyetim şudur ki, Allahü Teâlâ’nm kitabına ve evliyanın yoluna sıkı sarıl ve ölümü bir an aklından çıkarma. Kavmine gidince onlara nasihat et. Allah’ın kullarından nasihati esirgeme. Ehli Sünnetten bir adım geri kalma ki, dininden olursun ve onunla Cehenneme düşersin», dedi ve çok duâ eyledi ve «Ey Herm ibn Hayyân, gideyim. Bundan sonra ne sen beni görürsün, ne de ben seni görürüm. Sen de bana duâ et ki, ben de seni duâ ile anarım. Sen bu taraftan git. Ben de diğer taraftan gideyim», dedi. Bir müddet onunla gitmek istedim. Müsaade etmedi. O ağladı, ben de ağladım. Arkasından uzun uzun baktım. Köye girdi. O zamandan beri ondan bir haber alamadım.» O hâlde dünyanın âfetlerini bilenler onların kalb hâllerinin, temiz ahlâklarının böyle olduğunu anlarlar. Peygamberlerin ve evliyanın yolu budur. Hakiki insan onlardır. Bu dereceye erişmezsen, hiç olmazsa ihtiyaç miktarı ile yetinesin ve büyük tehlikeye düşmemek için bir defa olsun zevk ve taşkınlık yoluna sapmayasın. Dünyanın hükmü hakkında bu kadar yetişir. Diğer kısmını «Müslümanlık Unvanında» anlatmıştık.

