Tevhidin Çokluğu Gazabı Örter

By | 5 Ağustos 2014

hasema

Tevhidin Çokluğu Gazabı ÖrterTevhidin Çokluğu Gazabı Örter
Her ııe kadar kızgınlığın kökü kalbden sökülüp atılmazsa da, bir kimseye bazı hâllerde veya hâllerinin çoğunda tevhîd galib olur ve gördüğünü Allahü Teâlâ’dan görür. O hâlde gazab, bu tevhid ile örtülür ve ondan bir eser görünmez. Nitekim bir kimseye bir taş vursalar, hiçbir şekilde taşa kızmaz. Kalbinde kızgınlığın esası, kendi yerinde ise de, yâni var ise de, bu cinayeti taştan bilmez. Atandan bilir. Sultan, bir kimsenin öldürülmesine imza atsa, imzayı yazmıştır diye kaleme kızmaz. Çünkü kalemin bir kimsenin emri altında olduğunu, hareketinin kendinden olmadığını bilir. Bunun gibi kalbinde tevhidin galib olduğu kimse, zarurî olarak bilir ki, insanlar yaptıklarında serbest değillerdir. Çünkü hareket her ne kadar kudrete Igücü yetmeye) bağlı ise de, kudret de iradeye Idilemeyel bağlıdır. İrade ise insanın ihtiyarında değildir. lEş’arîde böyledirl. Fakat kendisine bir istek, bir arzu verilmiştir. Onunla ister de, istemez de. İstek ve kudret verildiğinden, iş de elbette meydana gelir. O hâlde o, o kimseye atılan taş gibidir. Taş canı yakıyor, insana acı veriyor ise de ona kızmaz. Bu kimsenin gıdası koyundan olsa ve koyun ölse, üzülür, fakat kızmaz. Eğer bir kimse o koyunu öldürürse, kendinde tevhid nuru galib ise yine böyle olur. Tevhidin Çokluğu Gazabı Örter Fakat tevhidin galebesi, bu son hâle kadar her zaman devam etmez. Şimşek gibi parlayıp geçer ve insanın yaratılışı sebeplere bakmak istediğinden sebepler olursa ortaya çıkar. Birçok kimseler bazı hâllerde böyle olmuşlardır. Bu da kızgınlık kökünün sökülüp atılması demek değildir. Fakat bir kimseden görülmeyince, kendisine atılan taşta olduğu gibi, bir kızgınlık hâsıl olmaz. Hattâ tevhîd galib olmasa, kalbi çok mühim bir şeyle meşgul olursa bunun sebebiyle kızgınlığı örtülür ve görünmez. Selmânı Fârsî’ye (radıyallahü anh) bir kimse sövdü. Buyurdu ki: «Kıyamette günahlarımın olduğu kefe daha ağır gelirse, dediğinden de fenayım, hafif gelirse senin bu sözünün bana ne zararı olur!» Rebi’ ibn Heysem’e sövdüler. Buyurdu ki: «Benimle Cennet arasında bir geçit vardır. Onu aşabilmekle meşgulüm, aşarsam senin sözünden niye korkum olsun, aşamazsam söylediğin bile azdır!». Her ikisi de âh’ıret üzüntüsüne öyle dalmışlardı ki, kızgınlıkları görünmedi. Ebû Bekri’sSıddîk’a (radıyallahü anh) bir kimse sövdü. Buyurdu ki: «Benim hakkımda senin bilmediklerin çoktur». Kendi hâli ile olan meşguliyetinin çokluğundan kızmadı. Bir kadın Mâliki Dinâr’a mürâı dedi. «Beni senden başka tanıyan olmadı», buyucu. Bir kimse Şâ’bi’ye bir söz söyledi. «Doğru söylüyorsan Allahü T benim günahlarımı afvetsin, yalan söylüyorsan senin günahını af vetsın», buyurdu. Tevhidin Çokluğu Gazabı Örter
Bu hâller gösteriyor ki, böyle hâllerde kızgınlığı yenmek müm künaur. Yine mümkündür ki, bir kimse kızmamasını Alıahü Teâiâ’ nın sevdiğini bilir. Bu sebeple Allahü ieâlâ’nın sevgisi onun kızgınlığını örter. Şöyle ki: Bir kimse birine âşık olur. Oğıu ona söver. Seven ise çocuğun bu sözüne aldırmamasmın beklendiğini bilir ve kızmaz. Sevginin çokluğu onu o hâle getirir ki, o eziyeti hissettirmez ve kızdırmaz. O hâlde bu sebeplerden birinin tesiri ile bir kimse kendi kızgınlığını yenebilir. Bunu yapamazsa hiç olmazsa onun kuvvetini kırman ve serkeşlik ettirmemelidir. Şeriatın ve aklın hilâfına iş yaptırmamalıdır.