Gıybetin Kefâreti
Gıybetin kefâreti tevbe etmekle, pişman olmakla ve helâllaş makla olur. Ancak bu şekilde Allah ve kul hakkından kurtulunur. Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) büyuruyor ki: «Bir kimsenin malim veya parasını gasb eden; malın, paranın ve dünyanm işe yaramadığı, kendi sevabları hak sahibine verilip, sevabı yoksa, hak sahibinin günahları da kendisine verileceği gün gelmeden onunla helâllaşsın» Ü). Âişe (radıyallahü anhâ) bir kadın için, «Uzun dillidir», deyince, Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem); «Bir gıybet ettin, o kimseden helâllik iste» (2), buyurdu. Hadisi şerifte bildirildi ki: «Bir kimse bir kimseyi gıybet ederse, Allahü Teâlâ’dan <ona afv ve mağfiret dilesin» (3). Bazıları bu hadisi şeriften mağfi !ret dilemenin kâfi geldiğini, helâllaşmaya lüzum kalmadığını zannettiler. Diğer sözlerin delili ile yanıldıkları anlaşılır. İstiğfar, yâni hıağfiret dileme, hayatta olmadığı zaman olur. O zaman onun için istiğfar etmelidir. Helâllaşmak ise, tevazu ve pişman olarak huzuruna çıkıp, yanıldım, yalan söyledim, beni afvet demekle olur. Af vetmezse, onu övmeli, bağlılığını, sevdiğini bildirmeli, yalvarmalı, gönlünü almalı ve helâl ettirmelidir. Yine helâl etmezse, hak önündür. Gıybetin Kefâreti Fakat bu hareketleri sevab olarak yazılır ve belki de, kıyamet günü onun karşılığı olur. Afvetmek hepsinden iyidir. Bizden öncekilerden öyleleri vardı ki, helâl etmediler ki, bizim amel defterimizde bundan daha iyi sevab yoktur. Ama afvetmenin sevabı, onun sevabından daha üstündür. Hasanı Basrî’yi bir kimse gıybet etti. O kimseye bir tabak hurma gönderip, «Duydum ki, ibadetlerini bana hediye etmişsin. Ben de karşılık olarak bir şey vermek istedim. Ancak bu kadar hurmam vardı. Hepsinin karşılığını veremediğim için özür dilerim», dedi. Gıybetin Kefâreti

