Konuşmadaki Zararları Kaldırmak ve Dilin Âfetleri
Dil, Hak Teâlâ’nm yarattığı şaşılacak şeylerdendir. Görünüşte bir et parçasıdır; ama hakikatte varlıkta olan her şey onun tasarrufu altındadır. Hattâ olmayan şeyler bile ondadır. Çünkü o, hem yokluktan, hem de varlıktan konuşur. Belki aklın vekilidir. Aklın haricinde ise bir şey yoktur. Akla, vehme ve hayâle gelen her şeyi, dil söyler. Diğer uzuvlar böyle değildir. Meselâ göz, renkten ve şekilden başkasını anlamaz. Kulak ise, yalnız ses duyar. Beden ülkesindeki diğer uzuvlar da, ancak bir şey ile alâkalıdır. Dilin ise kalb gibi, hepsiyle münasebeti vardır. Dil kalbin karşısındadır. Kalbdeki sûretleri kalbden alıp söylediği gibi, kalbin dışındaki suretleri do kalbe ulaştırır ve söylediği her sözden kalbde bir sıfat meydana gelir. Meselâ, dil ile yalvarır, ağlar, sızlar ve böyle sözler söylerse, ağlama sesleri çıkarırsa, kalb bundan bir incelik, yanma ve üzülme sıfatı edinir. Böylece kalbdeki ateşin alevi beyni kaplar ve gözlerden yaş akmaya başlar. Neşelendirici şeyler ve güzelleri anlatan sözler söyleyince, kalbde sevinç ve neşe hareketi meydana gelmeye başlar, şehvet kamçılanır. Bunun gibi dilin söylediği her sözden kalbde ona uygun bir sıfat zuhur eder. Kötü sözler söylerse kalb kararır; doğru ve iyi şeyler konuşursa kalb nurlanmaya, parlamaya başlar. Yalan ve eğri büğrü konuşursa, kalb de eğri olur, öyle ki, doğruyu göstermez. Eğik ayna gibi olur. Bu sebeple, şairlerin ve yalan söyleyenlerin rüyaları doğru çıkmazlar. Çünkü kalbleri yalan ve bozuk sözlerden eğrilmiştir. Doğru konuşmayı ve doğru olmayı âdet edenin, rüyaları da doğru olur. Bunun gibi doğru rüya görmeyenler, âhirete gidince, bütün lezzetlerin en üstünü olan Allahü Teâlâ’yı görmesi de, kalbine eğri olur ve olduğu gibi görmez. O lezzetin saâdetinden mahrum kalır. Güzel bir yüz, eğik bir aynada eğri ve yamuk yumuk olur. Nitekim kılıcın üzerindeki ayna gibi parlak, fakat yüksek ve alçak olan yerlere bakınca, bir güzel yüze bakmanın lezzetini bulamaz. Âhiretteki ve Allahü Teâlâ hak kındakl işler de böyledir. O hâlde kalbin doğruluğu ve eğriliği, dilin doğru ve eğriliğine bağlıdır. Bunun için Resûlullah (sallâllahü: aleyhi ve sellem), «Kalb doğru olmayınca, iman doğru ve müstakim olmaz. Dil doğru olmayınca, kalb de doğru olmaz» (*), buyurdu.Konuşmadaki Zararları Kaldırmak ve Dilin Âfetleri
O hâlde çok konuşmak istemekten ve dilin zararlarından sakınmak dinde mühim işlerdendir. Biz burada bir fasılda, susmanın faziletini; sonra fazla konuşmanın ve fuzûli (boş yerel konuşmanın, münakaşâ etmenin, hasımlık etmenin, sövmenin zararlarını başkasına dil uzatmanın âfetlerini; lanet etmenin, alay etmenin beddua etmenin, insanları güldürmenin zararlarını; yalan söylemenin, gıybet etmenin, söz taşımanın, iki yüzlülüğün felâketlerini; insanları övmek ve kötülemenin ve buna benzer şeylerin zararlarını uzun uzun anlatırız. Bunlardan kurtuluş çarelerini de anlatacağız, inşâ allahü Teâlâ. Konuşmadaki Zararları Kaldırmak ve Dilin Âfetleri

