Güzel Ahlâkın Alâmetleri

By | 4 Ağustos 2014

feraceler

Güzel Ahlâkın AlâmetleriGüzel Ahlâkın Alâmetleri
Güzel ahlâkın alâmetleri vardır. Allahü Teâlâ Kur’ânı Kerim’ de mü’minleri vasfederken buyurur: «Namazlarını huşû’ ile kılan, lüzumsuz şeylerden uzak duran mü’minler elbette kurtuldular» t1). Âyetler devam ediyor ve sonunda, «Böyle kimseler vârislerdir» (2), buyuruyor. Yine orada buyurur: «Tevbe, ibadet ve ham dedenler», tâ «Mü’minlere müjde ver» e ( ), kadar devam eder. Yine buyurur: «Allahü Teâlâ’nın makbiıl kullan, yeryüzünde sekine ve vekar ile yürürler, cahiller kendileriyle edebsizce konuşunca, cevaplarında, muânz olmaktan sakınıp, yumuşak söz ile günahdan salim olurlar» ( ).
Münâfıkların alâmetleri kısmında anlatılanlann hepsi, kötü ahlâkın alâmetleridir. Nitekim Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurur: «Benim himmetim namaz, oruç ve ibadettir. Münâ fıkın himmeti (maksadı) hayvan gibi yemek ve içmektir» ( ). Hâ temi Asem (rahmetullahi aleyh) der ki: Mü’min tefekkür ve ibret alma ile, münâfık ise hırs ve amelle meşgul olur. Mü’min, Allahü Teâlâ’dan başka herkesten emin olur, münâfık ise Allahü Teâlâ’dan başka herkesten korkar. Mü’min, Allahü Teâlâ’dan başka herkesten ümidi keser. Münâfık ise Allahü Teâlâ’dan başka herkesten ümid eder. Mü’min malını din uğruna feda eder ve ağlar, münâfık günah işler ve güler. Mü’min yalnızlığı ve halveti sever, münafık kalabalığı ve insanlara karışmayı sever. Mü’min daima eker ve biçmeyeceğinden korkar, münâfık ekmez ve ekmeden biçmek ister. Büyükler buyurmuştur: «Güzel ahlâk, hayâ ve edebli olmak, az konuşmak, eziyetsiz olmak, doğru söylemek, iyilik yapmak istemek, çok tâat etmek, az kusur yapmak, herkesin iyiliğini istemek, herkes hakkında iyilik yapmak, herkese şefkatli olmak, vakarlı durmak, acele etmemek, kanaat sahibi olmak, şükredici olmak, sabırlı olmak, ince kalbli olmak, yumuşak huylu olmak, eli kısa ve tamâsız olmak, sövmemek, lânet etmemek, gıybet etmemek, söz taşımamak, kötü söz söylememek, aceleci olmamak, kin tutmamak, haset etmemek, alm açık olmak, tatlı dilli olmak, sevdiğini ve sevmediğini Allah için sevmek ve sevmemektir».Güzel Ahlâkın Alâmetleri 
Bil ki, güzel ahlâk, en çok sabırda ve insanlardan gelen eziyetlere katlanmaktadır. Nitekim Resûlullah’a (sallâllahü aleyhi ve sellem) çok eziyet ettiler, mübarek dişlerini kırdılar ve o «Yâ Rabbi, onlara merhamet et, anlamıyorlar» (‘), dedi. İbrâhimi Edhem (rah metullahi aleyh) sahrada dolaşıyordu. Yanına bir asker gelip, «Sen kul musun? Iköle misin?!» deyince, «Evet» dedi. «İnsanlar nerede yaşıyorlar?» dedi. Kabristanı gösterdi. «Ben âbâdânı (mâmur yeri, insanların yaşadıkları yeril soruyorum», deyince, «Orasıdır», dedi. Asker, başına bir sopa ile vurunca, İbrâhimi Edhem kanlar içinde kaldı. Asker, İbrâhimi Edhem’i tutup şehre getirdi. İbrâhimi Ed hem’in ashâbı onu görünce, »Ey ebleh, lahmakl bu zât İbrâhimi Edhem’dir», deyince, asker attan indi, ayağım öptü ve «Niçin ben kulum Iköleyiml dedin?», dedi. İbrâhimi Edhem, «Allahü Teâlâ’nın kuluyum da onun için», buyurdu. «Sana âbâdânı sorduğum zaman, kabristanı gösterip, âbâdân orasıdır, dedin. Bunun sebebi ne idi?». Buyurdu ki: «Bütün bu şehirler harâb olacak da ondan». Sonra buyurdu: «Başıma vurduğu zaman ona duâ ettim». «Niçin?» dediklerinde, «Onun sebebiyle bu işde sevaba kavuşacağımı biliyordum. Onun sebebiyle iyiliğe kavuşmama karşılık, benim sebebimle ceza görmesini istemedim», buyurdu.
Ebû Osmanı Hıyerl’yi imtihan etmek için, bir kimse evine davet etti. Kapıya gelince, içeri almayıp «Bir şey kalmadı», dedi. Ebû Osmanı Hıyerî, gitti. Bir zaman sonra, arkasından gidip onu çağırdı. Geri döndü. Birkaç defa böyle tekrar etti. Her çağırışında geri döndü ve kovulup gitti. Nihayet ev sahibi, «Bu civanmertliğinize (güzel hâlinize! şaşıyorum» deyince, «Benim bu hareketim nihayet bir köpeğin hareketinden daha üstün değildir. Çünkü köpekte de aynen bu huy vardır. Çağırırsın gelir, kovarsın giden Bunun ne kıymeti vardır?» buyurdu. Nişapur sokaklarından birinden geçerken bir evin penceresinden üzerine kül döktüler, Elbisesini silkti, temizledi ve şükretti. «Ne için şükrediyorsun?» dediklerinde, «Ateşe müstehak olan bir kimseye, ateş yerine kül dökerlerse, elbette şükreder», buyurdu. Güzel Ahlâkın Alâmetleri
Ali b. Musa erRıza, esmer idi (radıyallahü anh). Nişapur’da evinin yanında hamam vardı. Hamama gireceği zaman hamamı boşaltırlardı. Bir gün hamamı boşalttılar. Hamama girdi. Hamamcı farkına varmadan bir köylü hamama girdi. Onu görünce, hamamda vazifeli esmer tellâklardan zannetti. «Hadi kalk, su getir», dedi. Getirdi. «Kalk kil getir», dedi. Getirdi. Bunun gibi daha birçok işleri yapmasını söyledi, o da hepsini yaptı. Hamamcı içeri girip, Ali b. Musa erRıza’ya bir köylünün şunu getir, bunu götür diye söyleyen sesini duyunca, korktu ve kaçtı. Ali b. Musa hamamdan çıkınca hamamcıyı sordu. Korkudan kaçtı dediler. «Kabahat hamamcıda değil, suyunu siyahi cariyeye yerleştirendedir», buyurdu. (Babasının siyahi bir kadınla evlenmesini kasdettil.
Terzi Ebû Abdillalı (rahimehullah) büyüklerden idi. Bir putperest ona birkaç defa elbise diktirdi ve her defasında kalp para verdi. O da aldı. Bir gün dükkânda yoktu. Çırağı kalp parayı almadı. Gelince, «Niye böyle yaptın? Kaç defadır bana böyle yapıyor, yüzüne vurmuyorum ve alıyorum, tâ ki kalp para ile bir başka Müslümanı aldatmasın», dedi.
Üveysi Karni (rahmetullahi aleyh) yürür ve çocuklar ona taş atarlardı. «Hiç olmazsa küçük taşlardan atınız ki, bacağımı incitip, ayakta namaz kılmama mâni olmasın», derdi.
Ahnef b. Kays’a bir kimse söverek arkasından gitti. Hiç cevap vermedi. Kabilesinin yanma gelince durup, «Daha söyleyeceğin varsa, burada söyle. Zira kavmim görürlerse seni döverler», dedi.
Mâliki Dinâr’a bir kadın, «Ey mürâi (riyakâr!» deyince, «Benim ismimi Basralılar kaybetmişti, sen buldun», dedi.
Güzel ahlâkın en güzel örnekleri bu insanların yaptıklarıdır. Bu sıfata kavuşanlar, riyazet ile kendilerini insanlık sıfatlarından temizleyenlerdir. Onlar Allahü Teâlâ’dan başkasını görmezler. Gördüklerini O’ndan görürler. Kendinde bunu görmeyen ve buna benzer ufak bir şey bulamayan, övünmesin ve kendisine hüsni zan etmesin.