Bütün Saadetlerin Başı, Uğraşarak İyi İş Yapmaktır
Ameller, âzalarla yapılıyorsa da, bunlardan maksat kalbi değiştirmektir. Zira o âleme ancak kalb ile gidilebilir. Daima olgun ve güzel olması lâzımdır ki, Allahü Teâlâ’nın huzuruna lâyık olsun. Ayna parlak ve passız olunca, melekûttaki sûretler onda görünür. Hattâ öyle bir cemâli seyreder ki, sıfatlarını duyduğu Cennet O’nun yanında aşağı kalır. Her ne kadar bedenin de o âlemden nasibi var ise de, esas kalbdir ve vücud ona tâbidir. Beden ayrıdır, kalb de ayrıdır. Zira kalb, âlemi melekûttandır. Beden ise, âlemi şehâdet tendir. Bunu da kitabımızın baş tarafında açıklamıştık. Bütün Saadetlerin Başı, Uğraşarak İyi İş Yapmaktır
Kalb bedenden ayn olmakla beraber, kalbin onunla alâkası vardır. Zira beden ile yapılan iyi bir işten kalbe bir nur ulaşır. O nur saâdet tohumudur. Yaptığı her kötü işten kalbe bir zulmet iner. O zulmet şekaavetin tohumudur. Bu alâka sebebi ile, insanı bu dünyaya getirdiler. Böylece bu bedenden tuzak ve âlet yapıp, kendi için kemâl sıfatlarını elde eder. Meselâ yazı yazmak sanatı kalbin bir sıfatıdır. Fakat bunu yapan parmaktır. Bir kimse yazısının iyi olmasını isterse, çaresi zorla çok yazı yazmaktır. Böylece bunların arasında güzel yazı bulunabilir. İyi olan yazının suretini kalb alır ve parmağa yazdırır. Bunun gibi hariçteki, dıştaki iyi işten, kalbi iyi huy elde eder. Kalbteki sıfat ve huy iyi olunca, işler de o huya göre meydana gelir. Bütün Saadetlerin Başı, Uğraşarak İyi İş Yapmaktır
O hâlde bütün saadetlerin başlangıcı uğraşarak iyi iş yapmaktır. Bunun neticesi, meyvesi de, kalbteki sıfatlarını iyi etmektir. Sonra da onun nuru dışarıya vurur ve hayırlı işler isteyerek yapılır. Bunun sırrı da kalb ile beden arasındaki ilgidir. Birbirlerine tesir ederler. Bunun içindir ki, gaflet ile olan, iş beyhude olmuş olur. Zira o iş. kalbi kendisinden gafil ederek hiçbir sıfat vermez.

