Zalimlere Yaklaşmadaki Günahlar
Sultana yaklaşmayı bu kadar yasaklamanın sebebi, sultanın yanına gidenin ya amelinde, ya konuşmasında, ya susmasında yahut da itikadında günaha düşmek tehlikesi olmasındandır.
AMELDEKİ GÜNAH: Ekseriya sarayları gasbedilmiş olur. Böyle olunca oraya gitmek câiz olmaz. Meselâ sahrada, çölde iseler, çadırları ve halıları haram olur. Girmek ve onların üstüne basmak caiz olmaz. Mübah olan bir yerde çadırsız ve halisiz olsa, ona hiz ımet ederek, başını önüne eğerek, elpençe divan durursa, bir zalime tevazu etmiş olur. Bu da câiz değildir. Hattâ hadîs i şerifte, «Zalim olmasa bile, bir zengine zenginliğinden dolayı tevazu edenin dininin yarısı gider», buyurulmuştur. Ancak selâm verilir. Elini öpmek, huzurunda iki büklüm olmak, başını önüne eğmek câiz değildir. Sultan âdil, âlim yahut dini bir sebeple tevazuyu icabettiren sıfatta ise, yapılabilir. Büyüklerden bazıları bu hususta çok ileri gitmişler, zalimlerin selâmını bile almamışlar, zulümleri sebebiyle onları istihfaf etmişlerdir.
KONUŞMADAKİ GÜNAH: Zalime duâ edip «Allahü Teâlâ sana uzun ömürler versin, sizi bize bağışlasın» ve bunun gibi sözler •söylemesidir. Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyuruyor: «Zalime, Allah sana uzun ömür versin diyen, yeryüzünde Allahü Teâlâ’nın yasak ettiği şeyleri yapmak isteyen bir kimsenin daima bulunmasını ister» (*). O hâlde hiç duâ etmemek ve övmemek lâzım gelmektedir. Ancak; Allah seni ıslah eylesin, seni llıayırlı işlerde kullansın, Allahü Teâlâ emrinde olarak seni uzun
»satsın, gibi dualar edebilir. Duâyı bitirince, hizmetinde bulunmayı bildirir ve «Daima huzurunda bulunmak isterim», der. Bu arzu, kalbınüe yoksa, yalan söylemiş olur, lüzumsuz nıiaka sebep olur. Eğer kalbinde böyle bir düşünce varsa, zalimleri görmek isteyen kalbte, Müslümanlık nuru kalmaz. Hattâ Allahü Teâlâ’nın beğenmediği şeyi yapanı, kendine muhalefet etmiş gibi görüp, yüzünü görmek istememelidir. Sonra daha ileri gidip onu âdil, insaflı, cömert diye medh eder. Bu da yalan ve nifaktan uzak değildir. Burada en küçük zarar, bir zalimin kalbini sevindirmektir. Bu ise câiz değildir. Böyle söyleyince, o zalimin günah söyleyip, o kimse tarafından tasdik edilmesi için onu zorlayacağı kuvvetle ümid edilir. İşte bunlar günahtır.
SUSMADAKİ GÜNAH: Zalimin evinde, odasında ipek örtüler, duvarlarında resimler, üstünde ipek elbise, parmağında altın yüzük, yanında gümüş ibrik görür, dilinden kötü ve yalan söz duyarsa, bunların hepsini yasaklamak, yâni yasak olduğunu, günah olduğunu o kimseye söylemek vâcib olur. Susmak olmaz. Nehyi mün ker etmekten, yâni yasak olduğunu söylemekten korkarsa, mazur olur. Fakat 2aruretsiz orada bulunmak mazeret olmaz. Zalimlere Yaklaşmadaki Günahlar Çünkü, günah işlenen ve nehyi münker yapılmayan yerde zaruretsiz durmak câiz değildir.
KALB VE İTİKADDAKİ GÜNAH: Zalime meyil etmeleri, onu
sevmeleri ve onun yanında kendini küçük görmeye inanmalarıdır. Nimetlerine bakması, dünyayı istemelerinin artmasıdır. Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem): «Ey Mekkeliler, ey Allah yolunda hicret edenler! Dünyayı sevenlere yaklaşmayın. Allahü Teâlâ verdiği rızık ile size düşman olur» t ), buyurdu. Isâ aleyhisse lâm buyurur: «Bu dünyanın malına bakmayın! Dünya sahiplerinin şatafatı, iman lezzetini kalbinizden siler».
Buradan anlaşıldı ki, hiçbir zalimin yanına gitmeye izin yoktur. Ancak iki özürle gidilebilir. Biri, sultan, çağrılmasını emreder ve muhakkak gelsin derse, gidilmezse, eziyet edeceğinden yahut sultanın otoritesi sarsılacağından ve halka sözünü dinletemeyece ğinden çekinip gitmektir. Diğeri de, kendine zulmettikleri zaman hakkını aramak için gitmektir. Yahut da, bir Müslümana faydalı olmak için gitmektir. Bunlarda cevaz vardır. Bunda da yalan söylememek, medhetmemek ve nasihat etmek şarttır. Korkarsa, güzellikle, yumuşaklıkla nasihat etmelidir. Nasihat kabul etmeyeceğini bilirse, hiç olmazsa yalan söylememeli ve o zalimi övmemeli dir. Bazıları da birisine yardım için kendine süs vererek gider, fakat o işin bir başkası tarafından halledilmiş olduğunu görür ve üzülür. Bu da onun zaruri olarak değil, belki gösteriş için gittiğini gösterir.
3 — Sultanların yanına gitmemeli, sultanlar onun yanına gelmelidir. Bunun da şartı şudur ki, selâm verirlerse, almalıdır. Saygı gösterip, ayağa kalkarsa caizdir. Çünkü onun gelmesi ilme saygısındandır ve bu iyi hareketine karşılık saygı edilmeye değer. Bahusus, zulümlerine, kötülüklerine de sert davranmak iyidir. Fakat, o şekilde olsa da, kalkmamak ve dünyanın aşağılığını göstermek daha iyidir. Ancak, sultanın üzüleceğini ve emrinde olanlara sözünü geçiremeyeceğini bilirse, kalkar, hürmet eder. Beraber oturunca üç çeşit nasihat vermek lâzım olur. Birincisi; haram olduğunu bilmeden haram olan bir şey yaparsa, haram olduğunu ona anlatmaktır. İkincisi; haram olduğunu bildiği, zulüm, fısk gibi şeyler yaparsa, âhiret azabı ile korkutmalıdır. Nasihat etmeli ve «Dünya lezzeti ebedi olan âhireti elden çıkarmaya değmez» demeli ve böyle nasi hatlar etmelidir. Üçüncüsü; sultan halkın yararına olan bazı hususlardan, işlerden gafilse onu uyarmalıdır; şayet kabul edeceğini biliyorsa…
Sultanın, yanma geldiği bir kimseye, bu üç şey vâcibtir. Çünkü kabul ümidi vardır. Âlimin görüşmesi bu şartla olursa sözünün kabul olma ihtimali olur. Fakat, onların dünyalıklarına göz dikenin susması daha iyidir. Çünkü gülünç vaziyete düşmekten başka faydası olmaz.
Muhammed b. Sâlih der ki: Hammâd ibn Seleme’nin ziyaretine gittim. Evinde üzerinde oturduğu bir hasır, okuduğu bir Mus hafı şerif, kitaplarının bulunduğu bir dağarcık ve abdest alacağı bir kabı vardı. Kendisiyle otururken kapı çalındı. Kapıyı açtık. Muhammed ibn Süleyman’dır, dediler. Zamanın halifesi içeri girdi, oturdu ve «Bunun sebebi nedir ki, ne zaman seni görsem, kalbime heybet geliyor», dedi. Buyurdu ki: Bunun sebebi şudur ki. Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu: «Âlim, ilmi ile Allah rızasını murad ederse, ondan her şey korkar. Fakat ilmi ile para yığmayı kasdederse, kendisi her şeyden korkar» (*). Zalimlere Yaklaşmadaki Günahlar Bunun üzerine kırk bin dirhem gümüş çıkanp önüne koydu ve «Bunları Allah yolunda harca», dedi. Buyurdu ki: «Hadi, bunları sen al da, sahiplerine ver». Halife yemin etti ve bu para miras olarak bana kaldı, dedi. Buyurdu ki: Benim buna ihtiyacım yoktur. Halife, müs tehak olanlara taksim et, dedi. Buyurdu ki: Evet adaletle taksim ederim, ama birisi, adaletle taksim etmedi derse; günahkâr olur. Bunu da istemem, dedi ve parayı almadı.
Alimlerin sultanlarla olan hâl ve sözleri böyle olmuştur. Onların yanına varınca Halife Hişâm ibn Abdülmelik in yanında Tavu sû’lYemânî gibi olmalıdır. Hişâm, Medine’ye gidince, ashâbı ki râmdan birini bana çağırın, dedi. Hepsi öldü dediler. Tâbiinden biri gelsin dedi. Tavus’u yanına getirdiler. İçeri girince, nalinini çıkardı ve «Esselâmü aleyke ya Hişâm. Yâ Hişâm nasılsın?», dedi. Hişâm fena hâlde kızdı ve onu öldürmek istedi. Burası Besûlullah’ın (sallâllahü aleyhi ve sellem) haramidir. Bu âlimlerin büyüklerindendir, bunu öldüremezsiniz, dediler.
Sonra Tavus a hitaben, buna nasıl cesaret ettin? dedi. Tavus, ne yaptım, dedi. Daha çok kızdı, ve dört saygısızlık yaptın, dedi. Biri, nalinini benim oturduğum örtünün kenarında çıkardın. (Huzurlarında çizme ve nalin ile oturulanların yanında bu çirkin bir iştir. Bu zamana kadar halifelerin sarayında âdet böyledir). Diğeri, bana Emirü’lMü’minîn demedin. Diğeri huzurumda izin almadan oturdun ve elimi öpmedin. Tavus buyurdu ki: Senin yanında nali nimi çıkardım. Her gün beş defa âlemlerin Rabbi olan Rabbimin huzurunda nalinlerimi çıkarıyorum da bana kızmıyor. Emîrü’lMü’ minîn demedim. Çünkü, bütün insanlar senin emirliğine razı değillerdir. Yalan söyleyebileceğimden korktum. Sana künyen ile değil de, ismin ile hitab etmeme gelince, Allahü Teâlâ kendi dostlarını, sevdiklerini ismi ile çağırmıştır. Yâ Dâvud (*), Yâ Yahya ( ) ve Yâ Isâ ( ) gibi (aleyhimüsselâm). Düşmanını ise künyesi ile söylüyor ve «Ebû Leheb’in elleri kurusun» (4), buyuruyor. Elini öpmediğime gelince, Hazreti Emîrü’lMü’minîn Ali’den (radıyallahü anh) işittim ki, buyurdu: «Cehennem ehlinden bir kimseyi görmek isteyen, şu kimseye baksın ki kendisi oturur ve huzurundakiler, karşısında ayakta durur». Bu cevaplar Hişâm’ın hoşuna gitti ve «Bana nasihat eyle», dedi. Buyurdu ki: Emirü’lMü’minîn Ali’den (radıyallahü anh) duydum. Buyurdu: «Cehennemde her biri birkaç dağ büyüklüğünde yılanlar vardır; her biri birkaç deve büyüklüğünde akrepler vardır. Emri altında bulunanlara adalet yapmayan emirleri, devlet reislerini beklerler». Bunu söyledi ve kalkıp gitti.
Süleyman ibn Ahdülmelik halife idi. Medinei Münevvere’ye gelince büyük âlimlerden olan Ebû Hâzım’ı (rahmetullahi aleyh) çağırdı ve ona, «Ölümü sevmiyorum, sebebi nedir?» dedi. «Dünyaya özenip âhireti harap ettiğin içindir. Elbette mâmur olan bir yerden viraneye götürülen kimse üzüntülü olur» dedi. «Allahü Teâlâ’ nm huzuruna varınca, insanların hâli nasıl olacaktır?» diye aordu. «İyi bir kimsenin, ticaret için seferden dönüp, efendisinin yanına gelmesi; kötü bir kimsenin ise, efendisinden kaçan köle gibi, yakalanıp zorla efendisinin huzuruna getirilmesi gibi olur», buyurdu. •Keşke ben bunlardan hangisine benzediğimi bilseydim» deyince,. «Kendini Kur’ânı Kerîm’le karşılaştır. Kur’ânı Kerîm’de, “Muhakkak ki iyiler ni’met içinde (Cennette), kötüler de Cehennemdedir” (‘) buyuruluyor» dedi. «Allahü Teâlâ’nın rahmeti kimler içindir?» dedi. «Elbette ki Allahü Teâlâ’nın rahmeti iyi amel işleyenlere çok yakındır», (z) âyeti kerimesini okudu».
Din âlimleri sultanlarla böyle konuşmuşlardır. Dünyalık isteyen âlimler ise onlarla konuşurken, onlara duâ eder ve onları överler. Onların beğeneceği sözleri söylemek isterler. Arzularını yerine getirmek için te’vil ve ruhsat ararlar. Verdikleri nasihatlar onların kabul edeceği cinsten olur. Bunun alâmeti de başkalarının nasihat etmelerini kıskanmalarıdır.
Nasıl olursa olsun, zâlimleri görmemek daha iyidir. Onlara karışmamak, onlarla düşüp kalkanlarla düşüp kalkmamak lâzımdır. Onlarla görüşmekten kendini alıkoymayan bir kimse, inzivaya çekilip, insanlardan kesilinceye kadar bir köşeye çekilmeli ve görüşmeyi sonraya bırakmalıdır. Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: «Âlimler, devlet reisleri ile görüşünceye kadar, ümmetim Allahü Teâlâ’nm himayesinde bulunur» ( ). Velhâsıl, memurların bozukluğu, devlet reislerinin ve sultanların bozukluğundan ileri gelir. Sultanların da bozukluğu âlimlerden olur. Çünkü onları ıslah eylemez, doğru yola çağırmaz ve kötülük işleyince onları ikaz eylemezler.

