Helâli Haramdan Ayırmak Ve Bunun İçin Uğraşmak

By | 1 Ağustos 2014

feraceler

Virdlerin SırasıHelâli Haramdan Ayırmak Ve Bunun İçin Uğraşmak
Çok kimseler, dünya malını hep haram sanır. Bazıları da dünyadaki şeylerden çoğu haramdır, der. Burada insanlar üç türlüdür. Bir kısmı verâ’da ileri gidip yalnız meyve, balık, av eti gibi şüpheli olmayan şeyleri yeriz, der. Bir kısmı da tenbel oturup, şehvetlerine esir olduğu için, hiçbir şey ayırmayız, her bulduğumuzu yeriz, der. Üçüncü kısım, her şeyi yememeli, lüzumu kadar yemeliyiz, der. Bunların üçü de yanılmaktadır. Doğrusu şöyledir ki: Helâl de belli, haram da belli. Bu ikisi arasındaki şüpheliler de kıyamete kadar var olacaktır. Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu: «Dünya malının çoğunu haram zanneden yanılıyor. Çünkü haramlar çok ise de, helâl olanlardan çok değildir». Çok ile daha çok arasında fark vardır. Bahusus, hasta çoktur, yolcu çoktur, asker çoktur. Fakat insanların çoğu değildir. Zalimler çoktur, ama mazlumlar daha çoktur. Bunun ne için böyle olduğunu İhyâ kitabımızda bildirdik. Delilleri ile anlattık.
Şunu iyi bilmelidir ki, insanlara, Allahü Teâlâ’nın ilminde helâl olan şeyleri yiyiniz, diye emrolunmadt. Bunu kimse yapamaz. Belki helâl olduğunu bildiğinizi yiyiniz, haram olduğu meydanda olmayan şeyleri yiyiniz, denildi. Bunu herkes yapabilir. Hususan, Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem), bir müşrikin testisinden abdest aldı. Ömer (radıyallahü anh) Hıristiyan kadının testisinden abdest aldı. Halbuki bunlar, helâl olmayan murdar şeyler yerler ve şarab içerlerdi. Büyük bir ihtimalle elleri pisti ve testilerine bulaşmıştı. Buna rağmen necis olduğunu bilmeyince temiz addedip abdest aldılar.
Ashâbı kirâm (aleyhimürrıdvân) hangi şehre gitseler, yiyecek satın alır, alışveriş ederlerdi. Halbuki o zaman da hırsızlık yapan, faiz alıp veren ve şarap satanlar vardı. Ashâbı kirâm ise elini dünya malından çekmiş, zaruret miktarıyla kanaat ederlerdi. Bu bakımdan insanlar altı kısma ayrılır:
BİRİNCİ KISIM: Yabancıdır. Sâlih mi, fâsık mı belli değildir. Helâli Haramdan Ayırmak Ve Bunun İçin Uğraşmak  Meselâ yabancı bir şehre gidince, herkesle alışveriş etmek câizdir. Herkesin elinde bulunanın kendi malı olduğunu kabul etmelidir. Haram olduğunu gösteren bir nişan bulunmadıkça satın almalıdır. Böyle kimselerle alışveriş etmeyip sâlih bildiği birisini aramak verâ’ •olur. Fakat vâcib değildir.
İKİNCİ KISIM: Sâlih bildiği kimselerdir. Bunların malını yemek câizdir. Yememek verâ’ olmaz. Belki vesvese olur. Yemediğin için o kimse incinirse, yememek günah olun Sâlih kimselere sûi zan, zaten günahtır.
ÜÇÜNCÜ KISIM: Zalim bildiği kimselerdir. Sultan adamlan gibi. Yahut malının hepsi veya çoğu haramdan olan kimselerden kaçmak vâcibdir. Ancak helâl olduğu bilinen veya helâl olduğu alâmeti bulunan kimselerin malını satın almak câizdir.
DÖRDÜNCÜ KISIM: Malının çoğunun helâl olup, haram da
karışmış olduğu bilinen kimsedir. Meselâ köylü, sultana da hizmet etmiş, bir şey almış ise, veya tüccar, sultanın adamlan ile de muamele etti ise, bunların malı helâldir. Bunlarla alışveriş etmek câiz ise de, etmemek kıymetli verâ’dır.
Abdullah ibn Mübârek’in vekili Basra’dan yazdı ki, sultanın adamları ile muamele edenlerle alışveriş ediyoruz. Cevabında buyurdu ki, sultanın adamlarından başkalan ile alışveriş etmiyorlar ise, onlarla alışveriş etmeyin. Başkalan ile de alışveriş ediyorlarsa, alışveriş yapınız.
BEŞİNCİ KISIM: Zalim olduğu bilinmeyen, malı belli olmayan, fakat üzerinde zalimler alâmeti bulunan, onların kıyafetini taşıyanlardır. Ellerindeki malın helâl olduğu bilinmedikçe, bunlarla alışveriş etmemelidir.
ALTINCI KISIM: Zalim alâmeti bulunmayan, fakat fısk alâmeti bulunan kimselerdir. Meselâ ipek elbise giyer, altın kullanır, içki içer, yabancı kadınlara bakar. Bunun malından kaçınmak icabet mez. Çünkü bu işleri, mallarını haram yapmaz. Ancak günahtan kaçmayan, haram maldan da kaçınmaz denirse de, bu düşünce ile malına haram denilmez. Zaten kimse günahsız değildir. Günah işledikleri hâlde, kul hakkından korkan çoktur.
Helâlla haram arasındaki bu kaidelere dikkat etmek lâzımdır. Bunlara riayet ettiği hâlde haram yiyen kimse, haram olduğunu bilmediği için günahı olmaz. Bâhusus necasetle kılınan namaz kabul olmaz. Fakat necaset olup da, bilmese kabul olur. Necaset olduğunu namazdan sonra anlasa, kazâ etmek lâzım gelmez de demiş leıdir. Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) namaz içinde, nali nini çıkardı, «Cebrâil aleyhisselâm, nalinin kirli olduğunu haber verdi», buyurdu ve sonra o namazı kazâ etmedi.
Bazı câiz olan hâllerde verâ’ pek kıymetlidir, dedik. Helâli Haramdan Ayırmak Ve Bunun İçin Uğraşmak Böyle durumlarda, bu malı nereden aldın demek câiz olur. Fakat sorunca o kimse incinecekse, sormak haram olur: Çünkü verâ’, ihtiyatlı olmaktır. Müslümanı incitmek ise haramdır. O hâlde güzellikle sormalı; ikram ediyorsa bir bahane ile yememelidir. Çaresiz kalırsa, incitmemek için yemelidir. Onun duyma ihtimali olan yerde, başkasına da sormak haramdır. Tecessüs, gıybet ve sûi zan olur ki, hepsi haramdır. İhtiyatlı davranmak için helâl olmazlar. B,esûlul lah (sallâllahü aleyhi ve sellem) misafir olduğu zaman ne verseler kabul buyururdu. Nereden aldınız diye sormazdı. Şüpheli olduğu açıkça belli ise sorardı. Meselâ Medinei Miinevvere’yi yeni teşrif buyurduğu zaman, getirdikleri şeylerin, hediye mi, yoksa sadaka mı olduğunu sorardı. Çünkü o zaman şüpheli idi. Sorunca, kimse incinmezdi.
Bir yerde, bir çarşıda sultanın malını zorla satıyorlarsa, yahut yağma edilmiş hayvanlar satılıyorsa, çoğunun haram olduğunu bilen kimse, buradan bir şey satın almamalıdır. Ancak, nereden aldın diye sormalıdır. Çoğu haram değil ise olabilir. Sormak mühim bir verâ’ olur.