Erkek ve kadın her müslümanın tevbe etmesi farzdır. Allah-u Teâlâ şöyle byurmaktadır:
“Ey iman edenler! Dönmesi mümkün olmayan bir tövbe ile Allah’a yöneliniz!” (Tahrim/8)
Başka bir ayette ise Şânı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Allah’ı unuttukları için Allah’ın kendilerini unuttuklarından olmayınız!” (Haşr sûresi/191)
Allah’a kalu-bela’da söz verdikten sonra, o sözü yerine getirmeyenler, O’nun kitabına uymaktan vazgeçenler kast edilmektedir. Bu hususta Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:
— Her kim Allah’la buluşmayı severse, Allah’ta onunla buluşmayı sever. Her kim de Allah’la buluşmayı çirkin görürse, Allah’ta onunla buluşmayı çirkin görür!
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:
“Onlar fasıklarm ta kendisidir!”
Buradaki fasık, Allah’a isyan ederek, Allah’a vermiş olduğu sözden cayarak hidayetten, Allah’ın bağışı ve rahmetinden, caymak demektir.
Fasık iki çeşittir: “Kafir olan fasık, facir olan fasık” Kafir fasık; Allah’a ve Rasûlüne iman etmeyerek dinden çıkan fasığa denir. Allah-u Teâlâ bu tür fasığı şu şekilde anlatıyor:
“O Rabbin buyruğundan çıkmıştır!”
Bu, şu demektir: Allah’ın emretmiş olduğu iman emrinin dışına çıkmıştır. Fasık facir ise: Allah’a ortak koşmayan, ancak içki içen, haram yiyen, zina ederek, Allah’ın buyruğundan çıkan kişidir.
İkisi arasındaki fark şudur:
Kafir ölmeden önce şahadet getirmedikçe affolunmaz. Diğeri ise, ölmeden önce, nefsinin buyruklarına uyarak yaptığı hata ve günahlarından pişman olduğu takdirde, onun affı mümkündür!
Zira bütün isyanları, onun nefsi isteklerinden kaynaklanmaktadır.
Şeytanın isyanının aslı, kibirdir. Zira insana yakışan ölmeden önce bütün günahlardan tevbe etmektir. Allah şöyle buyurmaktadır:
“Allah, kullarından gelen tevbeyi kabul ederek, onların günahlarını bağışlar.” (Şura /25)
Demek ki Allah, yaptığı günahlardan dolayı pişman olanların tevbele- rini kabul eder. Bunu teyid eder mahiyette peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:
“— Günahlarından tevbe eden, hiç günah işlememiş gibidir!”
Rivayet edildiğine göre, bir adam her işlediği günahı bir deftere yazıyormuş. Günün birinde yine günah işleyince deftere yazmak istediğinde günahları yerine: “Allah o kimselerin kötülüklerini iyiliğe çevirmiştir!” (Furkan/70) ayetinin yazılı olduğunu görür. Bu ayetten maksat: Şirkin yerini iman; zinanın yerini af; isyanların yerini itaatin alması demektir.
Hz. Ömer (r.a.)’den rivayet edildiğine göre:
Birgün Medine’nin sokaklarında dolaşırken bir gence rastlar. Genç hırkasının altında içki şişesini saklamaktadır. Ömer (r.a.) gence:
Ey genç hırkanın altında ne saklıyorsun? diye sorar.
“İçki demeden önce içinden.” Ey Allah’ım beni Ömer’in yanında rezil ve hacil etme ve bundan böyle bir daha içki içmeyeceğim” diye geçirir.
Genç:
— Ey mü’minlerin halifesi hırkamın altında sirke şişesi var, der. Hz. Ömer (r.a.): “Göreyim” der. Genç hırkasının önünü açar. Hz. Ömer hırkanın altında sirke şişesini görür.
Dikkat edersek insan karşısında kulun ihlasla tevbe etmesi, Allah tarafından içki şişesini sirke şişesine çevirmektedir.
İyi biliniz ki, kötülüklere batmış, hiçbir iyi ameli olmayan kimsenin
kötülüklere dönmemek üzere tevbe etmesi halinde Allah, onun bütün kötülüklerini iyiliklere çevirir!..
Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor:
— Bir gece Rasûlüllah’la yatsı namazı kıldıktan sonra, bir kadın önüme çıkarak:
— Ey Ebu Hureyre ben günah işledim. Tevbe edersem kabul olur mu?
Ben de: “Ne günahı işledin?” diye sordum.
Kadın:
— Zina ettim ve ondan olan çocuğumu da öldürdüm, dedi.
Ebu Hureyre:
— Sen helak olmuşsun ve senin tevben kabul olmaz, dedim. Kadın bayılarak yere düştü. Ben yoluma devam ettim. Peygamber (s.a.v.) ile karşılaştığım zaman olayı anlattım.
Peygamber (s.a.v.):
Sen kendini de, onu da mahvettin! Sen nasıl davranıyorsun, ayet nasıl söylüyor! diyerek şu ayeti okudu:
“Ki onlar Allah’tan başka bir ilah’ı çağırmaz ve ona dua etmezler.”
“Allah onların kötülüklerini iyiliğe çevirmiştir.”
Bu ayeti duyunca peygamber (s.a.v.)’in yanından ayrıldım.
Beni az önce benden soru soran kadına götürecek kimse var mı diye oradakilere seslendim. Oradaki çocuklar: “Ebu Hüreyre delirdi!” dediler. Sonra kadını buldum. Peygamberden duyduğum ayeti ona okudum. Kadın sevinçle çığlık attıktan sonra:
“Bir bahçem var onu Allah ve Rasûlü yoluna sadaka olarak verdim”
Utbet-ül Gulam denilen kişi, sarhoş, bozgunculukla meşhur birisiydi. Birgün Haşan Basri (r.a.) vaaz ederken şu ayeti okudu:
“Allah’a iman edenlerin kalbleri Allah’ı andıklarında ürpereceği zaman gelmedi mi.” (Hadid/16) ayetini “Allah’tan kalben korkma zamanı gelmedi mi” diye açıklarken, meclise girdi.
Haşan Basri tefsirine ve vaazına devam ederken çok etkili izahlarda bulunduğu için bütün insanlar hüngür hüngür ağlamaya başladılar. Oturanların içinden bir genç ayağa kalkarak:
“Ey mü’minlerin en çok Allah’tan kprkanı; Allah benim gibi fasık, facir birisinin tevbesini kabul eder mi? diye sordu.
Haşan Basri:
“— Evet Allah senin günahlarını ve hatalarından dolayı yaptığın îev- beyi, kabul eder. O genç bunu işitince, titredi, öylesine gür bir nara attı ki baygın olarak yere düştü. Uyandığında Haşan Basri’nin şu beyitleri okuduğunu gördü.
Ey arşın Rabbine karşı çelen genç Bilir misin nedir günah cezası?
Asinin alnında var alev sesi Çok meşakkatlidir (SEİR) öfkesi Eğer gücün varsa isyan et şimdi Yoksa gözün geçsen, isyandan öte Kalmışsan elbet sen günahlarınla Tövbe siz olursan rehinsin yine
Bu şiiri dinleyen Utbet-ül Gulam da bayıldı. Sonra kendine geldiği zaman:
“Ey Şeyh efendi; Allah benim gibi lanetli birisinin tevbesini kabul eder mi?” dedi.
Haşan Basri:
“Günahkar kulların tövbesini Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki?” dedi. Utbet-ul Gulam başını kaldırarak ümitle üç şey isteyerek dua etti. Birincisi:
“Ey Allah’ım günahlarımı bağışlar, tevbemi kabul edersen, bana, Kur’an’ı bilmemi, onu ezberlememi nasip et.”
İkincisi:
“Ey Allah’ım bana öyle güzel ses ver ki, onunla Kur’an okuyayım.
Kalbi katı olanların beni dinlediklerinde kalpleri yumuşasın!”
Üçiincüsü:
“Allah’ım bana helal rızık ihsan et! Zaruri ihtiyaçlarımı ummadığım yerden ver!”
Allah üç duasını da kabul etti. Okuduğu Kur’an’ı dinleyenler hemen tevbe ediyor, evine devamlı nereden geldiği belirsiz rızıklar getirilir, hiç kimse kimin getirdiğini bilmezdi. Ölünceye kadar bu durum devam etti. İşte Allah’a tevbe edenlerin durumu budur. Çünkü Allah hiçbir iyiliği karşılıksız bırakmaz.
Bazı alimlere, tevbenin kabul edilip edilmediğinin bilinmesi mümkün mü diye soruldu. Alimler, kimse kesin hüküm veremez. Fakat tevbenin kabul edilip edilmediğine dair işaretler vardır dediler. Bu işaretlerin başlıcaları şunlardır:
A) Kul kendini günahlardan uzak hisseder.
B) Kalbi sevindiğinde her baktığı yerde Allah’ın varlığını hisseder.
C) İyilik yapanlara yaklaşır, kötülük yapanlardan uzaklaşır.
D) Dünya rızkının azına kanaat eder. Ahiret için çok ibadet etse de az görür.
E) Kalbi devamlı Allah’ın buyruklarıyla meşgul olur.
Daha önce işlediği günahlardan dolayı, hüzünlü durur. Az konuşur ve devamlı düşünce halindedir.

