İhlâsla Yapılan Az Amel Riya ile Yapılan Çok Amelden Hayırlıdır

By | 18 Temmuz 2014

kuran

 

zor durumda okunacak dualarDamre b. Ebî Habîb (radıyallâhu ‘anh) şöyle rivayet eder: Resûlullah (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) buyurdular ki:

“Melekler bir kulun amelini alarak göklere çıkanlar. 0 ameli gözlerinde bü­yütür ve tertemiz olduğunu düşünürler. Bu ameli yüce Allah’ın saltanatında di­ledikleri yere kadar götürürler. Sonra Allah(celle celâiüh) onlara,

–         Siz kulumun amelini kaydedip korumakla görevlisiniz. Ben ise, kulumun kalbini dikkate alınm. O kulum bu amelini ihlâsla sırf benim rızam için işleme mişti. Onu cehennemliklerden yazın, diye vahyeder.

Melekler başka bir kulun amelini alarak göklere doğru yükseltirler. Onu göz lerinde az, hor ve değersiz görürler. Bu ameli yüce Allah’ın saltanatında dile dikleri yere kadar götürürler. Bu sefer Allah(celle celâiüh) meleklerine söyle bu yurur:

–         Siz kulumun amelini kaydedip korumakla görevlisiniz. Ben ise, kulumun kalbini dikkate alırım. Şüphesiz bu kulum amelini ihlâs ile yaptı. Onu cennet tiklerden yazın”

Bu hadis-i şerif gösteriyor ki, az da olsa Allah rızası için yapılan bir amel O’nun rızası gözetilmeksizin yapılan çokça amelden daha hayırlıdır. Zira Al lah rızası gözetilerek yapılan az amel O’nun lütfü ve fazlıyla katlanarak çoğa lir. Allah (celle celâiüh) bu hususta ayet-i kerimesinde şöyle buyurur:

“(Eğer zerre ağırlığı kadar bir] iyilik olursa Allah onun sevabını kat kat artırır ve ayrıca kendi katından büyük bir ecir verir”

Allah rızası gözetilmeksizin yapılan çokça amellere gelince, onun için biı ecir ve mükâfat yoktur.

Fakih Ebü’l-Leys anlatır: İlim ehli bir cemaat bana Ukbe b. Müslim’in Şü fey el-Esbahî’den senediyle naklettikleri şu hâdiseyi anlattı:

“Şüfey bir gün Medine’ye gitmiş ve etrafında insanlann toplandığı bir adamı görmüştü. Şüfey hâdiseyi şöyle anlatır:

Sonra oradakilerden birine,

–         Bu kişi kimdir? diye sordum.

–         Ebû Hüreyre, dediler.

Ona yaklaştım, hatta önüne kadar ilerledim. Resûlullah’tan (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) işittiği hadisleri insanlara anlatıyordu. Konuşması bitip de insanlaı dağılınca,

–         Alah hayrını artırsın. Bana Resûlullah’tan (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) işittiğin, ezberlediğin ve iyice bellediğin (yahut kendisiyle amel ettiğin) bir hadisi ak­tarır mısın? dedim. Bana,

–         Otur, dedi. Devamla,

–         Sana Resûlullah’ın bildirdiği bir hadisi anlatacağım; o vakit yanımızda kimse yoktu, sadece ben ve Resûlullah (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) vardı.

Ebû Hüreyre (radıyallâhu ‘anh) daha hadisi anlatmaya başlamadan önce hıç­kırarak ağlamaya başladı. Ardından düşüp bayıldı. Az bir zaman geçtikten sonra ayıldı. Yüzünü sıvazladı ve,

–         Sana Resûlullah’ın bana anlattığı bir hadisi nakledeceğim, dedi, fakat tek­rar ağlamaya başladı. Ardından uzun bir müddet daldı gitti… Sonra kendine geldi, yüzünü sıvazladı ve,

–         Resûlullah bana şöyle anlattı, diye şu hadisi zikretti:

“Kıyamet (mahşer) günü Allah Teâlâ mahlûkatı arasında hüküm verecek­tir. Her ümmet topluca Allah’ın huzurunda diz çökmüş haldedir. Onların ara­larında ilk getirilenler hafizlar (âlimler), Allah yolunda şehit edilenler ve zen­ginlerdir. Sonra Allah(celle celâiüh) Kur’an hafızına,

–         Resulüme gönderdiğim kitap sana öğretilmedi mi? diye sorar. O,

–         Evet, ey Rabbim, öğretildi.

–         Peki, öğrendiğinle ne gibi bir amelde bulundun?

–         Ey Rabbim, onu gece gündüz okudum; amel ettim.

Hafızın bu cevabına karşılık Allah(celle celâiüh),

–         Yalan söylüyorsun, der. Ardından melekler de, Yalan söylüyorsun!’ der. Allah ona,

–         Sen, ‘Falanca kişi hafızdır’ desinler diye okudun, amel ettin. Ve istediğin gibi de oldu.

Sonra bunun cehenneme atılması emredilir. Ardından zengin kimse getiri­lir. Allah(celle celâiüh) ona,

–         Sana verdiklerimle ne gibi amellerde bulundun? diye sorar. O,

–         Zenginliğimle akrabalarıma iyilikte bulundum; onlara sadaka verdim, der. Allah(celle celâiüh),

–         Yalan söylüyorsun, der. Ardından melekler de, Yalan söylüyorsun!’ der Allah ona,

–         Sen, Falanca kişi çok cömerttir’ denilsin diye bunu yaptın. Ve istediğin gibi de oldu. ‘Falanca kişi çok cömerttir’ denildi.

Sonra bunun da cehenneme atılması emredilir. Bunların peşinden Allah yo lunda öldürülen kişi getirilir. Allah(celle celâiüh) ona,

–         Neden öldürüldün? diye sorar. O,

–         Ey Rabbim! Senin yolunda savaştım ve nihayet öldürüldüm. Allah Teâlâ ona,

–         Yalan söylüyorsun, der. Ardından meleklerde, Yalan söylüyorsun!’ der Allah ona,

–         Sen, ‘Cesurdur, yiğittir’denilsin diye savaştın, öyle de denildi.

Sonra Resûlullah (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) dizlerini döverek,

–         Ey Ebû Hüreyre! Bu üç zümre var ya, işte onlar, kendileriyle cehennemin tutuşturulacağı ilk kişilerdir, dedi.

Bu hadis Muâviye’ye ulaştırıldığında, çok ama çok ağladı ve,

–         Allah ve Resûlü’nün söylediklerinde tek şüphe yoktur, dedi. Sonra Hûd suresinin 15 ve 16. ayetlerini okudu:

“Dünya hayatım ve onun ziynetini isteyenlere yaptıklarının karşılığını orada (dünyada) tam olarak veririz ve onlar orada hiçbir zarara uğratıl mazlar (yaptıkları çalışmaların karşılığını dünyada elde ederler).

İşte onlar ahirette ateşten başka hiçbir şeyleri olmayan kimselerdiı Yaptıkları boşa çıkmıştır. Yapmakta oldukları da zaten batıldır.”