‘Rahman’ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız.’ diye buyuran Allah’u Teala sayılamayacak kadar çok nimetler vermiş kullarına… Bu nimetlerden biri de hem göz zevkimize, hem kulak zevkimize, hem merhamet duygumuzun artmasına, hem maddi kazanç sağlamamıza, hem ulaşım sağlamamıza, hem dünyevi işlerimizi yapmamıza, hem de gıdalanmamıza sebep olan bazı hayvanlardır…
Yeryüzünde sadece biz insanlar yaşamıyoruz… Doğal dengeyi sağlayan milyonlarca çeşitlikte hayvanlar da yaşıyor dünyamızda… İnsanoğlu yeryüzünde mutlu ve adaletli yaşamak istiyorsa, kendi bedeni dâhil yaşayan her bir canlının haklarına riayet etmek zorundadır. Bu bağlamda İslam, şikâyet edemeyen ve insanların hizmetine sunulmuş hayvanların haklarına saygı duyulması gerektiğini emretmiştir.
Hayvanların dillerinin anlaşılmaması ve insanların tepkilerine sessiz kalmaları onlara zulmetmeyi gerektirmez… Bakınız Peygamberimiz sallallâhu aleyhi vesellem nasıl uyarıyor:
“Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem’in kaza-i hacet yaparken geri tarafından istitar (perdelenme) için en ziyade tercih ettiği sütre, bir bina veya bir hurma kümesi idi. Bir seferinde Ensar’dan bir zatın bahçesine girdi. Orada bir deve vardı. Deve Resûlullah -sallallâhu aleyhi vesellem-’i görünce inledi ve gözlerinden yaşlar aktı. Aleyhissalatu vesselam deveye yaklaştı ve gözyaşlarını sildi. Hayvan sakinleşti. “Bu devenin sahibi kim” diye sorarak ilgi gösterdi. Ensar’dan bir genç: “O bana aittir ey Allah’ın Resûlü!” deyip ortaya çıkınca Hz. Peygamber onu payladı: “Allah’ın sana mülk kıldığı bu deve hakkında Allah’tan korkmuyor musun? Bak! Bu bana şikâyette bulundu. Sen bunu aç bırakıyor ve fazla çalıştırarak da yoruyormuşsun. ”
Gördüğümüz gibi hayvana yapılan eziyet hoş karşılanmıyor… Sevgili Peygamberimiz hayvanların haklarını savunup onlara iyi davrananların sevap kazanacağını müjdelerken eziyet verenleri de cehennemle uyarmıştır. Okuyalım:
“Cennet bana öylesine yaklaştırıldı ki ona doğru gidebilseydim oradaki meyve dallarından devşirip size getirebilirdim. Ardından cehennem bana yaklaştırıldı ve ben ‘Rabbim, ben onlarla beraberken mi cehennemi yaklaştırıyorsun?’ dedim. 0 sırada bir kadın gördüm. Bu kadını bir kedi tırmalayıp duruyordu. ‘Bu kadının hali ne böyle?’ diye sorduğumda bana: ‘Gördüğün o kadın bu zavallı kediciği hapsetmişti; ne karnını doyuruyor ne de kendi yakaladıklarıyla beslenebilmesi için salıveriyordu. Sonunda bu kedi açlıktan öldü’ dediler.
Gördüğümüz gibi bir kediye verilen eziyet kişinin cehenneme girmesine sebep olabiliyormuş. Şimdi de hayvanlara karşı merhametli olan kişinin sevabına bir bakalım. Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor:
“Bir adam bir zamanlar yolda yürüyüp giderken çok fazla susadı. Bir kuyu buldu ve hemen o kuyuya inip su içti. Sonra da kuyudan çıktı. Bir de ne görsün! Aşırı susadığından ötürü toprak yiyen bir köpek. Bu sebeple adam: Bu köpek de benim susadığım gibi çok susamış deyip kuyuya indi. Ayakkabısına su doldurduktan sonra ağzıyla onu tuttu, (yukarı çıkıp) köpeğe su içirdi. Allah onun bu amelini mükâfatlandırdı ve ona mağfiret etti.
Ashab: Ey Allah’ın Resûlü, hayvanlara yaptığımız iyiliklerden dolayı bizim için ecir varmıdır, diye sordu.
Allah Resûlü sallallâhu aleyhi vesellem: “Canlı ciğeri olan her bir varlıkta (onlara yapılan iyilik dolayısıyla) bir ecir vardır, buyurdu.”
Şimdi, hayatımızda hayvanların yeri ve onlara karşı davranış şekillerimizin ne olması gerektiği hakkında ara başlıklar atarak bilgilenmeye çalışalım. Daha sonra da evde yaşayan haşere ve diğer hayvanlarla hak ve hukuklarımıza değinelim.

