Hazreti Harun Aleyhisselam

By | 1 Ağustos 2019

HAZRETİ HARUN ALEYHİSSELÂM

Allâhü Teâlâ Hazreti Musa (Aleyhisselam)a Firavun’a giderek onu imana davet etmesini emrettiği zaman Hazreti Musa (Aleyhisselam), kardeşi Hazreti Harun (Aleyhisselam)a da peygamberlik görevi vermesi için Allâhü Teâlâ’ya yalvardı. Hazreti Harun (Aleyhisselam) çok güzel konuşurdu. Hazreti Musa (Aleyhisselam) ın yaptığı duayı Allâhü Teâlâ kabul ederek Hazreti Harun (Aleyhisselam) a da peygamberlik verdi.

Hazreti Harun (Aleyhisselam) ve kardeşi Hazreti Musa (Aleyhisselam), Firavun’a ne söyleyeceklerini ve nasıl davranacaklarını Allâhü Teâlâ’dan aldıkları vahiy ile öğrendiler. Firavun’un yanına giderek Allâhü Teâlâ’nın buyurduğu şekilde ona gereken teklifi yaptılar. Hazreti Harun (Aleyhisselam) tatlı dili ve güzel konuşması karşısında Firavun bir taşkınlık yapıp onları öldürmedi. Allâhü Teâlâ’nın verdiği güçle Firavun’u yenerek onu halkın nazarında küçük düşürdüler.

Firavun halk üzerindeki otoritesinin sarsılmasını istemiyordu. Bunun için İsrailoğullarının, kardeş peygamberlere iman etmelerine mani olmak için onlar üzerindeki baskılarını artırdı. Onlara yapılan bu baskı ve zulümlere iki kardeş peygamber daha fazla dayanamadılar. Ellerini Allâhü Teâlâ’ya açtılar. Firavun ve adamları için beddua ettiler.

Allâhü Teâlâ Firavun’a mal ve saltanat verdikçe o azıyordu. Allâhü Teâlâ istidrac olarak Firavun’a birçok meziyetler vermiş. Bunlardan birkaçı şunlardır;

Firavun’un atı bataklık ve çamurlu yerlerden geçerken atının ayakları çamura batmaması için uzayıp kısalıyordu. Batak yerlerde atın bacakları hikmeti İlâhi daha çok uzuyordu. Böylece Firavun’un üstü çamur olmuyordu.

Allâhü Teâlâ Firavun’a dört yüz yıllık uzun bir ömür vermiş. Fakat bu müddet içinde onu tehlikeli hastalıklardan korumuştur.

Firavun, sarayında uzun bir ömür yaşamasına rağmen Allâhü Teâlâ ona ait olan ev eşyalarını da muhafaza etmiştir.

Bu istidraclar karşısında kendini ilâh olarak görüyor ve “Ben sizin en büyük Rabbinizim”1 diye ilâhlık taslıyordu.

Allâhü Teâlâ Firavun ve adamlarının çeşitli belalar indirmiştir. Üzerlerine bela gelince her seferinde Hazreti Harun (Aleyhisselam) ve Hazreti Musa (Aleyhisselam)a geliyorlar, belanın kaldırılmasını istiyorlardı. Onların duaları bereketiyle beladan kurtulunca da yine eski sapık fikirlerine dönüyorlardı. Bu belalar şunlardır:

1- Su baskını (sel): Boğazlarına kadar su içinde kaldılar. 8 gün 8 gece yağmur yağdı.

2- Çekirge belası: Çekirgeler her tarafı kapladı. Meyve ve ekinleri yediler.

3- Haşarat (Böcekler): Çekirgelerden arta kalanları yiyip bitirdiler.

4- Bit: Bütün vücutlarını bit kaplamıştı. Firavun ve adamları yine iman etmediler. Musibetin kalkması için Hazreti Musa (Aleyhisselam)a müracaat ettiler. Musibet kalkınca yine sapıklıklarına devam ettiler. Bu sefer daha büyük belaya uğradılar.

5- Başlarına Kurbağa yağdı: Sokaklar, evler, mutfaklar ve hatta yatak odaları kurbağa ile doldu. Ellerini bir örtüye veya yiyeceğe uzatsalar hemen içinden kurbağa çıkıyor. Hazreti Musa (Aleyhisselam)ın duası üzerine yağmurla beraber kurbağalar denize döküldü. Firavun ve adamları yine inanmadılar.

6- Kan belası: İçecekleri ve kullanacakları bütün suları kan oldu. Mü’minler için normal olan sular kâfirler için birden kan oluyordu.

Susuzluk artık dayanılmaz hal almıştı. Çaresiz kalmışlardı. Eğer böyle bir beladan kurtulurlarsa bu sefer kesin olarak iman edeceklerine söz verdiler. Bu hususta yemin ettiler. Hazreti Musa (Aleyhisselam) yine dua etti. Bu beladan da kurtuldular. Firavun ve adamları bütün bunlardan ibret almadılar. Çünkü imandan nasipleri yoktu.

7- Son olarak Allâhü Teâlâ onlara veba hastalığı verdi. Bulaşıcı ve şiddetli hastalık her tarafı kasıp kavuruyordu. Yine ibret almadılar.

Yıllar sonra Allâhü Teâlâ İsrail oğullarını Firavun’un zulmünden kurtarmış, Firavun’u ise Kızıldeniz’de boğmuştur. Zaman bir sel gibi akıp gidiyordu. Hazreti Harun (Aleyhisselam), kardeşi Hazreti Musa (Aleyhisselam) ile beraber İsrail oğullarını Arz-ı Mukaddes’e götürmekte idiler. Fakat onların çeşitli nankörlükleri yüzünden Allâhü Teâlâ kendilerini kırk yıl Tih Çölü’nde kalmaya mahkûm etmişti. Bu uzun müddet içerisinde yeni bir imanlı nesil yetişti. Kırk yılın sonlarına doğru Hazreti Harun (Aleyhisselam) hastalandı. Çok geçmeden vefat etti. Hazreti Harun (Aleyhisselam) vefat ettiği zaman yüz yirmi yaşlarında bulunuyordu. Kendisini Tur-i Sina civarında Murran Dağı’nda bir mağaraya defnettiler. Bugün mezarı belli ve meşhurdur. Her taraftan gelip ziyaret edenler çoktur.